a
Ana SayfaKatre1. İfade-i Meram

1. İfade-i Meram

Rabbimize hamdüsena ederek Katre Risalesi’nin mütalaasına başlıyoruz. Rabbim bu eserden hakkıyla istifadeyi cümlemize nasip etsin.

Üstad Hazretleri bu risaleye İfade-i Meram ile başlıyor:

İFADE-İ MERAM

Malumdur ki insan hasbelkader çok yollara süluk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rast gelir. Bazen kurtulursa da bazen de boğulur. Ben de kader-i İlahinin sevkiyle pek acib bir yola girmiştim. Ve pek çok belalara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye beni Kur’an’a teslim edip Kur’an’ı bana muallim yaptı. İşte Kur’an’dan aldığım dersler sayesinde o belalardan halas olduğum gibi, nefis ve şeytan ile yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

İnsan Üstad Hazretlerinin ifadelerini okurken mest oluyor. Hakikati o kadar güzel anlatıyor ki bazen araya girip kesmek istemiyorum. Ancak biz okuma değil, mütalaa yapıyoruz. Mütalaa yaptığımız için de arada kesip cümleler üzerine konuşmak lazım geliyor. Zaten mütalaanın sonunda aynı metni bir daha yazıyoruz. Artık okurken zevk etme işini sona bırakalım.

Üstadımız dedi ki: Ben de kader-i İlahinin sevkiyle pek acib bir yola girmiştim.

Bu yol hakikate vasıl olma yoludur. Bütün evliyanın girdiği hakka ulaşma yoludur. Gerçi her birinin yolu farklı farklıdır lakin hepsinin tek amacı vardır: Hakka vasıl olmak…

Bu yol çok meşakkatli ve zahmetli bir yoldur. Niceleri bu yola girmiştir de yolun sonuna varamadan helak olup gitmiştir. İnsî ve cinnî şeytanlar onu helak etmiş, türlü türlü vesveselerle dalalate sürüklemiştir. Âdeta onu dağdan atıp yok etmiştir. Bu yola süluk edenlerin belaları da düşmanları da çoktur. Üstad Hazretleri de birçok belalarla ve düşmanlarla karşılaşmış.

Üstadımız diyor ki: Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye beni Kur’an’a teslim edip Kur’an’ı bana muallim yaptı.

Üstad Hazretleri hem kendi hâlini anlatıyor hem de bize bela ve düşmanlardan kurtulmanın yolunu öğretiyor. Yolu: Acz ve fakrı vesile yapıp Allah’a iltica etmek…

Üstadımız böyle yapmış; aczini ve fakrını vesile kılmış, Allah’ın rahmet ve kudretine istinad etmiş; Allahu Teâlâ da onu Kur’an’a teslim etmiş, Kur’an’ı ona muallim yapmış.

Üstad Hazretleri ilmini muallimsiz olarak Kur’an’dan tahsil etmiş. Kur’an, ayetlerinin kapısını Üstada açmış ve onu içeriye buyur etmiş; o da girip hakikatin dersini almış; aldığı dersi ve gördüğü nuru da bizimle paylaşmış.

Üstadımız diyor ki: İşte Kur’an’dan aldığım dersler sayesinde o belalardan halas olduğum gibi, nefis ve şeytan ile yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum.

Kur’an, Üstadımıza tam bir tahassungâh olmuş. Üstad Hazretleri Kur’an’ın kal’a-i kudsiyesine sığınmış, Kur’an da onu bütün belalardan halas etmiş. Kur’an’dan aldığı ders sayesinde nefis ve şeytanla yaptığı muharebelerden muzafferen kurtulmuş.

Üstadımız bu muharebeleri şöyle anlatıyor:

Bütün ehl-i dalaletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe   سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا اِلٰهَ اِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللَّهِ   kelimelerinde vuku buldu. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

(Müsademe: Çarpışma)

İlk çarpışmanın bu kelimelerde vuku bulması bu kelimelerin ifade ettiği manalarda olmuştur.

–  سُبْحَانَ اللَّهِ  Allah’ın bütün kusur ve eksiklerden münezzeh ve mukaddes olduğunu beyan eden bir kelime-i kudsiyedir.

–  الْحَمْدُ لِلَّه  Bütün hamdlerin sadece Allah’a ait olduğunu bildiren bir kelime-i kudsiyedir.

–  لَا اِلٰهَ اِلَّا اللَّهُ  Tevhidi ilan eden ve bütün kâinatı yed-i kudrete teslim eden bir kelime-i kudsiyedir.

اللَّهُ اَكْبَرُ  Allah’ın büyüklüğünü ifade eden bir kelime-i kudsiyedir.

لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللَّهِ  Bütün kudret ve kuvvetin sadece Allah’a ait olduğunu bildiren bir kelime-i kudsiyedir.

İşte Üstadımızla şeytan arasındaki ilk çarpışma bu kelimelerin manaları üzerinde olmuş. Üstad Hazretleri mezkûr kelimelerin manasını ispat ederken, nefis ve şeytan bu izahlara karşı gelmiş ve Üstad Hazretleri onlar ile manen çarpışmaya girmiş. İşin sonunda bu kelimelerin manasını onlara dahi tasdik ettirmiş.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Bu kelimelerin kalelerinde tahassun ederek o düşmanlarla münakaşalara giriştim. Her bir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi. Bu risalede yazılan her bir kelime, her bir kayıt, kazandığım bir muzafferiyete işarettir. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Burada kapalı olan bazı noktalar var:

1. Üstad Hazretleri “şeytanla ilk müsademe” diyor. Acaba bu müsademe, şeytanın kalbe attığı vesveseye cevap verme şeklinde mi oldu yoksa şeytan cismiyle Üstadımızın karşısına oturdu da karşılıklı konuşmaya mı başladılar? Bizler biliyoruz ki şeytan birçok veliye cismiyle görünmüş ve onunla karşılıklı konuşmuş. Acaba Üstad Hazretlerine de böyle mi oldu yoksa kalbe gelen vesvese yoluyla mı oldu?

2. Üstadımız “Her bir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi.” diyor. Acaba buradaki “otuz” rakamı çokluktan mı kinaye yoksa gerçek mi? Hani biz, “Elli kere söyledim.” deriz ya, bununla da gerçekte elli kere söylemeyi değil, çokça söylemeyi kastederiz. Yani buradaki “elli” rakamı çokluktan kinayedir. Acaba Üstad Hazretleri “otuz defa” derken, çokluktan kinaye mi söyledi yoksa her bir kelimenin otuz farklı ciheti var da her bir cihetinde bir çarpışma mı yaptı?

Bunların en doğrusunu Allah bilir. Zaten bunlar neticeyi değiştirmiyor. İster şeytanın vesvese şeklindeki konuşmasıyla olsun, isterse şahsıyla gözükerek olsun; ister tam otuz defa olsun, isterse otuz ifadesi çokluktan kinaye olsun; Üstad Hazretleri mezkûr kelimelerin manası üzerinde nefis ve şeytanla çarpışıyor ve kendi ifadesiyle, “Bu kelimelerin kalelerinde tahassun ederek” nefis ve şeytanı mağlup ediyor. Yine kendi ifadesiyle, bu risalede yazılan her bir kelime, her bir kayıt, kazandığı bir muzafferiyete işarettir.

Bu Katre Risalesi’nde mezkûr kelimelerin manaları ve tevhid çok kuvvetli bir şekilde ispat ediliyor. Bu ispatlar hep bu çarpışlarda Üstadımızın kazandığı muzafferiyetlermiş. Yani Üstadımız, nefis ve şeytanı bu risaledeki hakikatlerle susturmuş ve ilzam etmiş. Demek, bu eser bu kadar kuvvetli bir eser. Nefis ve şeytanı susturan ve ilzam eden bir risale…

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Bu risalede yazılan hakikatler, zıtlarına bir imkân-ı vehmî kalmayacak derecede yazılmıştır. Uzun bir hakikate delili ile beraber bir kayıt veya bir sıfatla işaret yapılıyor.

İhtar: Bu zamanın cereyanı benim gibi çoklarını vehmî tehlikelere atmıştır. İnşâallah bu eser Allah’ın izniyle onları kurtaracak ümidindeyim. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

(İmkân-ı vehmî: Hayalî olarak mümkün olma, vehimle bir şeyi mümkün görme)

İşte bize bir hazine! Bizleri çok vehimlerden kurtaracak bir risaleyi mütalaa edeceğiz. Bu büyük bir devlet ve ihsandır. Üstadımızın nefis ve şeytanını susturan ve ilzam eden hakikatler elbette bizim nefis ve şeytanımızı da susturur ve ilzam eder.

Şu ifadeye dikkat edelim: Bu risalede yazılan hakikatler, zıtlarına bir imkân-ı vehmî kalmayacak derecede yazılmıştır.

İmkân-ı vehmî: Bir şeyi hayalî olarak mümkün görmektir. Üstadımız hayale ve vehme dahi bu kapıları kapamış. Nerede kaldı, akıl ve fikir bunlara ihtimal verebilsin?

Üstad Hazretleri bu risaledeki hakikatleri, zıtlarına bir imkân-ı vehmî kalmayacak derecede beyan etmiş. Mesela:

– Allah’ın vücub-u vücudunu öyle ispat etmiş ki küfrün ihtimalini yerle bir etmiş.

– Allah’ın birliğini öyle beyan etmiş ki şirkin ihtimalini yok etmiş.

– Allah’ın nihayetsiz kuvvet ve kudretini öyle izah etmiş ki zıddının zerre miskal ihtimali kalmamış. Ve hakeza…

İfade-i Meramın mütalaasını tamamladık. Şimdi, zevk ederek metni bir daha okuyalım:

İFADE-İ MERAM

Malumdur ki insan hasbelkader çok yollara süluk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rast gelir. Bazen kurtulursa da bazen de boğulur. Ben de kader-i İlahinin sevkiyle pek acib bir yola girmiştim. Ve pek çok belalara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye beni Kur’an’a teslim edip Kur’an’ı bana muallim yaptı.

İşte Kur’an’dan aldığım dersler sayesinde o belalardan halas olduğum gibi, nefis ve şeytan ile yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum.

Bütün ehl-i dalaletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe   سُبْحَانَ اللَّهِ وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللَّهُ وَ اللَّهُ اَكْبَرُ وَ لَا حَوْلَ وَ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللَّهِ   kelimelerinde vuku buldu.

Bu kelimelerin kalelerinde tahassun ederek o düşmanlarla münakaşalara giriştim. Her bir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi. Bu risalede yazılan her bir kelime, her bir kayıt, kazandığım bir muzafferiyete işarettir.

Bu risalede yazılan hakikatler, zıtlarına bir imkân-ı vehmî kalmayacak derecede yazılmıştır. Uzun bir hakikate delili ile beraber bir kayıt veya bir sıfatla işaret yapılıyor.

İhtar: Bu zamanın cereyanı benim gibi çoklarını vehmî tehlikelere atmıştır. İnşâallah bu eser Allah’ın izniyle onları kurtaracak ümidindeyim. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin