a
Ana SayfaBirinci Söz10. Hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor…

10. Hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor…

Bütün mevcudatın lisan-ı hâl ile Bismillah demesi bahsine devam ediyoruz. Önceki derslerimizde bu hakikatin yedi misalini mütalaa etmiştik. Bu dersimizde sekizinci misali mütalaa edeceğiz. Üstadımız sekizinci misali şöyle beyan ediyor:

Hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması… (1. Söz)

Yazın sıcakta bir-iki saat güneşin altında kalsak başımıza güneş geçer. Hâlbuki ağaçlar bütün bir yazı güneşin altında geçirirler de yeşil yapraklarına hiçbir şey olmaz. Güneş o hararetiyle birlikte, yaprakları kurutamaz ve solduramaz.

Üstadımız, bu hâlin tabiatçılara tokat vurduğunu şöyle beyan ediyor:

… tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salabet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki o ipek gibi yumuşak damarlar birer asa-yı Musa (a.s.) gibi   فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ  emrine imtisal ederek taşları şakkeder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar birer aza-yı İbrahim (a.s.) gibi ateş saçan hararete karşı  يَا نَارُ كُونِى بَرْدًا وَ سَلامًا  ayetini okuyorlar. (1. Söz)

(Tabiiyyun: Her şeyi tabiatın yaptığını iddia edenler / Salabet: Katılık / İmtisal etmek: Emre uymak / Şakketmek: Bölmek / Nâzenin: İnce, narin)

(Birinci ayetin manası: Biz (Musa’ya) asan ile taşa vur dedik.)

(İkinci ayetin manası: Ey ateş! (İbrahim’e karşı) Serin ve selametli ol.)

Tabiatçılar her şeyi sebep ve kanunlarla izah etmeye çalışırlar. Bu kanunlardan ikisi de salabet ve hararettir. Önce salabet hakkında konuşalım:

Salabetin bilimsel karşılığı mukavemettir. Bunu inceleyen bilim dalına da mukavemet bilimi denir. Mukavemet bilimi mekanik biliminin bir alt dalıdır. Cisimlerin dış ektilere karşı gösterdiği tepkiyi inceler. Mesela der ki: Şu sertlikteki bir kayayı delmek için şu kadarlık bir kuvvet uygulamak gerekir. Bu kadarlık bir kuvvet uygulanmazsa bu kaya delinmez.

Ağaçların ipek gibi yumuşak damarları ise mukavemet biliminin bütün kurallarını deler geçer. Hiçbir kuvvet uygulamadan taş ve kayaları parçalar. Bununla da tabiatperestlerin ağzına tokat vurur, kör olası gözlerine parmağını sokar ve lisan-ı hâliyle şöyle der:

— Ey tabiatperestler! Siz şu eşyanın icadını sebep ve kanunlarla izah ediyor ve fail-i hakikiden gaflet ediyorsunuz. İşte güvendiğiniz mukavemet kanunu… Nasıl da delmişim ve geçmişim! Benim bu hâlim Hz. Musa’nın hâline benzer. Hz. Musa (a.s.) asasını taşa vuruyor ve taşı parçalıyordu ki Kur’an bu hadiseyi şu ayetiyle beyan eder:

فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ  Biz (Musa’ya) asan ile taşa vur dedik.  فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا  (Hz. Musa asasıyla taşa vurdu da) taştan on iki göz pınar fışkırdı. (Bakara 60)

İşte ey tabiiyyun! Ben de Kur’an’ın bu emrine imtisalen Bismillah diyerek taşa vururum; taş paramparça olur. Demek, en güvendiğiniz mukavemet kanunu dahi emr-i İlahiyle hareket ediyor. Sizin fail olarak gördüğünüz bütün kanunlar fail değil, kudret-i İlahiyenin bir perdesidir. Hakikatte işi yapan kanunlar ve sebepler değil, o kudretin kendisidir…

İşte ipek gibi yumuşak kök ve damarlar lisan-ı hâlleriyle böyle diyorlar.

Şimdi, biraz da hararet yani sıcaklık üzerine konuşalım:

Yüksek sıcaklığın canlılar üzerinde negatif bir etkisi vardır. Canlıların ölümüne dahi sebep olabilir. Ancak ağaçların nâzenin yaprakları bu etkinin dışındadır. Yapraklar güneşin yakıcı hararetine karşı aylarca yeşil kalır.

Nasıl ki Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atıldığında, Allahu Teâlâ ateşe,  يَا نَارُ كُونى بَرْدًا وَ سَلامًا  “Ey ateş, serin ve selametli ol.” demişti. Ateş de bu emre imtisalen serin ve selametli olmuştu. Aynen bunun gibi, yapraklar da güneşin hararetine karşı sanki  يَا نَارُ كُونى بَرْدًا وَ سَلامًا  ayetini okurlar; “Ey hararet, bize karşı serin ve selametli ol.” derler. Hararet de emr-i İlahi ile onlara itaat eder, serin ve selametli olur.

İşte bu hâl de ispat eder ki: Salabet gibi hararet dahi emir tahtında hareket etmektedir. Allah’ın yak dediğini yakmakta; serin ve selametli ol dediğine de serin ve selametli olmaktadır.

Sözün özü: Kanunlar fail değil, münfaildir; hâlık değil, mahluktur; mûcid değil, mevcuttur. Fail-i hakiki, Hâlık, Mûcid ve Müsebbibu’l-Esbab yalnız ve yalnız Allahu Teâlâ’dır.

Üstadımız, “Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile Bismillah der.” dedi ve buna dair sekiz misal verdi. Biz bu sekiz misali beş derste mütalaa ettik. Şimdi, sekiz misali bir daha tekrar ederek meseleyi toplayalım. Sekiz misal şunlardı:

1. Zerrecikler gibi tohum ve çekirdeklerin koca ağaçları taşıması ve dağ gibi yükleri kaldırması.

2. Ağaçların hazine-i rahmet meyveleriyle ellerini doldurması ve bizlere tablacılık etmesi.

3. Bostanların matbaha-i kudretten bir kazan olması ve içinde pek çok muhtelif leziz taamların pişmesi.

4. İnek, deve, koyun ve keçi gibi mübarek hayvanların rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olması ve süt gibi en latif bir gıdayı bizlere takdim etmesi.

5. İpek gibi yumuşak kök ve damarların sert olan taş ve toprağı delip geçmesi.

6. Dalların havada intişarı.

7. Sebzelerin yer altında yemiş vermesi.

8. Yeşil yaprakların şiddet-i hararete karşı aylarca yaş kalması.

Bütün bu misallerin odak noktası, sebep ile netice arasındaki dengesizliktir. Şöyle ki:

– Sebepler gayet âcizdir. Neticenin husulü içinse nihayetsiz bir kudret gerekmektedir.

– Sebepler gayet cahildir. Neticenin husulü içinse nihayetsiz bir ilim gerekmektedir.

– Sebeplerin iradesi yoktur. Neticenin meydana gelmesi içinse irade gerekmektedir.

– Sebeplerin hayatı yoktur. Netice ise hayat sahibidir.

– Sebepler sanatsızdır. Neticede ise tam bir sanat gözükmektedir.

– Sebepler adidir. Netice ise âlidir…

Bütün bu cihetler ispat eder ki neticeleri yaratan bu sebepler olamaz. Sebepler ancak bir perdedir. Her bir sebep, aczinin lisan-ı hâliyle kendisini faillik makamından azleder. İşte bu azlediş Bismillah demeleriyle temsil edilmiştir.

Bu odak noktasını öğrendikten sonra misalleri kendimiz çoğaltabiliriz:

– Bal arısı Bismillah der ve bal gibi bir gıdayı bizlere takdim eder.

– İpek böceği Bismillah der ve ipek gibi yumuşak bir elbiseyi bize giydirir.

– Tavuk Bismillah der ve yumurta gibi bir gıdayı bize takdim eder.

– Bulut Bismillah der ve yağmur damlalarını yeryüzü ahalisine gönderir.

– Deniz Bismillah der ve taze bir et ambarı olur. Ve hakeza…

Kardeşlerim, mesele sadece okumak ya da okuduğumuzu anlamak değildir. Asıl mesele hakikati kalbe, akla, ruha ve latifelere işlemektir. Bunun yolu da tefekkürden geçer. Tefekküre çok önemli vermeli ve okuduğumuz hakikatleri derinlemesine tefekkür etmeliyiz. Bunu yaparsak -inşallah- Risale-i Nur’lar bizi insan-ı kamil makamına çıkarır. Her bir risale bir mürşid olup imdadımıza koşar, manevi yaralarımıza merhem olup bizi terbiye eder.

Bu dersimizde şu bölümü mütalaa ettik:

Hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salabet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki o ipek gibi yumuşak damarlar birer asa-yı Musa (a.s.) gibi  فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ  emrine imtisal ederek taşları şakkeder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar birer aza-yı İbrahim (a.s.) gibi ateş saçan hararete karşı  يَا نَارُ كُونى بَرْدًا وَ سَلامًا  ayetini okuyorlar. (1. Söz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin