a
Ana SayfaReşhalar11. Ve keza, o burhan-ı nuranîden zuhur eden inşikak-ı kamer, parmaklarından fışkıran sular…

11. Ve keza, o burhan-ı nuranîden zuhur eden inşikak-ı kamer, parmaklarından fışkıran sular…

Önceki derslerimizde Peygamberimiz (a.s.m.)’ın beş vasfını mütalaa etmiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, o burhan-ı nuranîden zuhur eden inşikak-ı kamer, parmaklarından fışkıran sular, ağaçların onun davetine icabetleri, duasının akabinde yağmurun nüzulü, pek az bir yemekten çokların yiyip doymaları ve kurt, ceylan, deve, taş ve sairenin konuşmaları gibi, mucizelerinin delalet ve şehadetiyle tasdik edilmiş bir zattır (a.s.m.). (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(İnşikak-ı kamer: Ay’ın ikiye bölünmesi)

Üstad Hazretleri burada Efendimiz (a.s.m.)’ın yedi farklı mucizesine işaret etti:

1. Parmağının bir işaretiyle Ay’ın ikiye yarılması.

2. Parmaklarından su akıtması ve kalabalık bir cemaatin bu suyu içmesi.

3. Ağaçların Peygamberimizin davetine icabet edip sözünü dinlemesi.

4. Yağmur için dua ettiğinde duasının hemen akabinde yağmurun yağması.

5. Pek az bir yemek ile kalabalık bir cemaati doyurması.

6. Kurt, ceylan ve deve gibi hayvanların Efendimiz (a.s.m.)’ın peygamberliğine şehadet etmesi.

7. Taş ve put gibi cansızların konuşup Efendimiz (a.s.m.)’ın peygamberliğini bildirmesi.

Üstad Hazretleri bu yedi kısım mucizelerin misallerini 19. Mektup’ta vermiş.

– Ay’ın ikiye yarılması mucizesini 31. Söz’ün zeylinde işlemiş.

– Parmaklarından su akıtmasını 19. Mektup’un 8. İşaretinde işlemiş ve bu konuya ait dokuz misal vermiş.

– Ağaçların Peygamberimizin davetine icap etmesini 19. Mektup’un 9. İşaretinde işlemiş ve bu konuya ait sekiz misal vermiş.

– Duasının akabinde yağmurun yağmasını 19. Mektup’un 14. İşaretinde işlemiş. Duasıyla zuhura gelen başka mucizeleri de bu işarette kaydetmiş.

– Pek az bir yemek ile kalabalık bir cemaati doyurmasını 19. Mektup’un 7. İşaretinde işlemiş ve bu konuya ait on altı misal vermiş.

– Kurt, ceylan ve deve gibi hayvanların Peygamberimizin nübüvvetine olan şehadetini 19. Mektup’un 15. İşaretinin 1. Şubesinde işlemiş ve bu konuya ait beş misal vermiş.

– Taşların Peygamberimizin nübüvvetine olan şehadetini 19. Mektup’un 11. İşaretinde işlemiş ve bu konuya ait sekiz misal vermiş.

Bütün bu misalleri tek bir derste nakletmek mümkün değil. Bu sebeple, mütalaasını yaptığımız cümlenin izahını mezkûr yerlere havale ediyoruz. Ancak sakın bu bölümleri okumadan bir sonraki derse geçmeyin.

Bu makamda şu nokta üzerinde biraz duralım:

Mucizeler Peygamberimizin nübüvvetini ispat eder. Ancak kâfirler bu mucizeleri inkâr ediyor. Bizler nasıl bir yol takip etsek de onları ikna veya ilzam etsek?

Mucizeleri inkâr eden bir ateiste şöyle diyebiliriz:

Sen okulda İlk Çağ, Orta Çağ ve Yeni Çağ gibi konuları okudun. Hatta hocaların sana Yontma Taş Devri’ni, Cilalı Taş Devri’ni anlattı. Eğer sen bunlara inanıyorsan, bir şeyi kabul etmek için ille de görmek gerekmediğini kabul etmişsindir. Öyle ya, sen ne Taş Devri’ni gördün ne de İlk Çağ’ı ama bunlar hakkında anlatılan şeyleri kabul ediyorsun.

Hâlbuki kabul ettiğin bu bilgilerin hiçbiri tevatür kuvvetinde değildir. Hatta birçoğu bulgulara dayanır ve kazılar sonunda ele geçen tahmini bilgilerdir. Sen bu bilgileri hiç sorgulamadan, gözünle görmüş gibi kabul edebiliyorsun. Bu bilgileri okurken, mucizeler hakkında söylediğin, “Gözümle görmedim öyleyse inanmam.” sözünü hiç söylemiyorsun. Demek, bir şeye inanmak için ille de gözle görme şartını aramıyorsun.

Madem gözle görme şartını aramıyorsun o hâlde mucizelerin varlığını da kabul etmek zorundasın. Çünkü mucizelerin vukuu tevatür kuvvetiyle bize ulaşmıştır, tarihsel bilgilerde ise bu kuvvet yoktur.

O hâlde senin için yol ikidir:

– Ya tarihsel bilgileri kabul ettiğin gibi, mucizeleri de kabul edeceksin.

– Ya da gözünle görmediğin bütün olayları inkâr edip bugüne kadar kitaplardan öğrendiğin her şeyi yok sayacaksın.

Bunu yaparsan mucizeleri de inkâr edebilirsin. Yoksa birine inanıp diğerini inkâr etmek olmaz. Bu, kişinin kendisiyle çelişmesidir.

Şimdi, sen tarihsel bilgileri kabul ediyor musun? Elbette ediyorsun. Peki, durum böyle iken, mucizelere niye inkâr ediyorsun? Hem mucizeler tevatür kuvvetindedir. Tevatürde bir olaya şahit olan büyük bir topluluk vardır. Her biri bu olayı gördüğü şekliyle anlatır ve onlardan dinleyenler de bir başkasına anlatır; bir başkası bir başkasına derken, kim kimden dinlemişse, isimleri kaydedilerek, ta bize kadar ulaşır. Yalan söyleme ihtimali olmayan bu zatların sözlerine inanmayacaksın; Taş Devri’ni, Demir Devri’ni anlatan tarihçilerin sözüne inanacaksın. Bu nasıl bir muhakemedir?

Eğer bir ateistle konuşursak mucizeleri böyle kabul ettirebiliriz. Eğer bir Ehl-i kitapla konuşursak ona da şöyle diyebiliriz:

— Sen Hz. İsa’nın Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu nereden biliyorsun? Yani nereden biliyorsun ki o zat -hâşâ- yalancı ve hilekâr değildir?

Bu soruya karşı o şöyle der:

— Onun Allah tarafından gönderildiğini biliyorum çünkü o zat mucizeler göstermiş. Mesela duasıyla ölüleri diriltmiş, hastaları iyileştirmiş ve daha bunlar gibi birçok mucizeler göstermiş.

Biz de onun bu sözüne karşı şöyle deriz:

— O hâlde sen tevatüre yani içinde yalan ihtimali olmayan ve kuvvetli bir cemaat tarafından nakledilen habere inanıyorsun. Zira biraz önce saydığın, Hz. İsa’dan zahir olan mucizeleri sen görmedin ve o mucizelere bizzat şahit olmadın ama bu mucizelere inanıyorsun. Demek, sen tevatür kuvvetindeki haberleri kabul ediyorsun.

Öyleyse Hz. Muhammed (a.s.m.)’ın peygamberliğine de inanmak zorundasın. Zira onun elinde gözüken mucizeler de bize tevatür yoluyla gelmiş. Madem tevatüre inanıyorsun o hâlde bu haberlere de inanmak zorundasın. Yok, eğer “Ben tevatüre inanmam.” dersen, bu durumda, Hz. İsa hakkında söyleyecek hiçbir sözün olamaz. Çünkü sen onun hiçbir mucizesini gözünle görmedin ve mucizeleri esnasında Hz. İsa’nın yanında değildin.

O hâlde senin için yol ikidir:

– Ya tevatürü inkâr eder ve “Gözümle görmediğime inanmam.” dersin. Bu durumda, Hz. İsa’yı da inkâr etmen gerekir.

– Ya da tevatürü delil kabul eder ve bu kabulün neticesi olarak Hz. İsa’nın mucizelerine inandığın gibi, Hz. Muhammed (a.s.m.)’ın da mucizelerine inanırsın.

– Üçüncü bir yol olan, tevatürü Hz. İsa hakkında kabul etmek, Hz. Muhammed (a.s.m.) hakkında ise kabul etmemek ancak kişinin kendisiyle çelişmesidir.

İşte mucizeyi inkâr eden bir Ehl-i kitaba da böyle diyebiliriz.

Bu derste mucizeler delilini mütalaa ettik. Önceki derste Efendimiz (a.s.m.)’ın beş vafsını okumuştuk. Bir vasıf da bu derste okuduk, etti altı. Şimdi, bu altı vasfı tekrar edelim:

1. Tevhidi ispat eden ve beşeri irşad eden bir burhan olması.

2. Nübüvvet ve velayetle mücehhez olması.

3. İrhasat denilen, nübüvvetten önce kendisinde harikulade hâllerin zuhur etmesi.

4. Semavi kitapların haber vermesi ve geleceğini müjdelemesi.

5. Hâtiflerin -yani sesi işitilip, kendisi görünmeyen cinnîlerin- beşareti ve haber vermesi.

6. Bine yakın mucize göstermesi.

2. Reşha’dan mütalaa edeceğimiz bir madde daha kaldı. İnşallah onu da bir sonraki derste mütalaa edeceğiz. Bu dersimizde şu cümlenin mütalaasını yaptık:

Ve keza, o burhan-ı nuranîden zuhur eden inşikak-ı kamer, parmaklarından fışkıran sular, ağaçların onun davetine icabetleri, duasının akabinde yağmurun nüzulü, pek az bir yemekten çokların yiyip doymaları ve kurt, ceylan, deve, taş ve sairenin konuşmaları gibi mucizelerinin delâlet ve şehadetiyle tasdik edilmiş bir zattır (a.s.m.). (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin