a
Ana SayfaBirinci Söz12. Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?

12. Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?

1. Söz’ün mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor? (1. Söz)

(Tablacı: Pazarlarda mallarını tabla üzerinde satan kimse)

Bir pazara girdiğimizde bir kilo elmayı bedava alamıyoruz. Değil bir kilo, bir taneyi bile bedava vermiyorlar. Hâlbuki bu kişiler sadece tablacıdır. Ne elmayı yaratmışlar, ne ağacın dalına takmışlar, ne boyasını vurmuşlar, ne faydalı mineralleri içine koymuşlar ve ne de onun hayatı için güneşi, havayı ve suyu ona teshir etmişler.

Tek yaptıkları dalından koparmak ya da koparandan alıp tezgâha koymak. Bu azıcık emeklerine karşı bizden bir fiyat istiyorlar, mallarını bedava vermiyorlar.

— Peki, asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?

Üstadımız bu soruya şöyle cevap veriyor:

El-cevap: Evet, o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir. Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta Bismillah zikirdir. Âhirde Elhamdülillah şükürdür. Ortada, bu kıymettar harika-i sanat olan nimetler Ehad-i Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir. (1. Söz)

(Mün’im-i Hakiki: Nimetin hakiki sahibi olan Allah / Harika-i sanat: Sanat harikası / Ehad-i Samed: Bir olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah / Mucize-i kudreti: Kudretin mucizesi / Hediye-i rahmeti: Rahmetin hediyesi)

Genelde bizler Rabbimizin bizden istediği üç şeyden ikisini eda ediyoruz. Nimete Besmele ile başlıyor ve hamd ile tamamlayarak zikir ve şükür vazifesini yerine getiriyoruz. Unuttuğumuz ve vermediğimiz ücret ise fikirdir.

Şimdi, soframızın en kıymetsiz nimeti olarak görünen bir lokma ekmek üzerine biraz tefekkür edelim. Belki bu tefekkür ufkumuzun açılmasına bir parça yardımcı olur.

Yediğimiz bir lokma ekmeğin hikâyesi belki de aylar öncesinden başladı… Rabbimiz ilham etti de bir çiftçi o tohumu eliyle toprağa attı. Toprak âdeta bir annenin sinesi gibi o tohumu sinesine aldı ve Rabbinin emanetini sakladı. Sonra o tohum yarıldı ve ondan bir buğday başağı bitti. Cenab-ı Mevla o başağın üzerine bizim adımızı yazdı ve o nimeti bizim yememizi takdir etti. Bu takdirden sonra hiç bir böcek ona yanaşamadı, hiç bir sebep ona zarar veremedi. Güneş emr-i Rabbânî ile o buğdayın üzerine doğdu, onu ısıttı ve aydınlattı. Bulutlar sevk-i İlahî ile yağmurlarını o başağın üzerine boşalttı. Toprak izn-i Rahmanî ile başağın ihtiyaç duyduğu besinleri ona sundu. Her şey âdeta o başağın bir hizmetkârı oldu. Nihayet hasat vakti geldi ve o başak hasat edildi. Bundan sonra tarladan ambara, ambardan değirmene, değirmenden çuvala, çuvaldan kamyona, kamyondan fırına, fırından bakkala uzun bir sefer başladı. Elden ele, sırttan sırta nihayet bize ulaştı ve şu anda ben onu ısırdım…

Bize nimet olarak bile gözükmeyen bir lokmanın ne de uzun bir seyahati varmış! Bir parça ekmeğin bizlere ikram edilmesi nasıl da hummalı bir faaliyetin eseriymiş…

Şimdi, yediğimiz balı, zeytini, peyniri; içtiğimiz suyu, çayı ve saymakla bitmeyecek kadar çok nimetleri düşünelim! Bu nimetlerde gözüken Allah’ın kudretini ve rahmetini tefekkür edelim. Daha sonra da o kudret ve rahmetin önünde şükür secdesine gidelim!

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise öyle de zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakiki’yi unutmak ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis, böyle ebleh olmamak istersen Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle. Vesselam. (1. Söz)

(Belâhet: Ahmaklık / Zahirî mün’imler: Zahirde nimetin sahibi gözüken sebepler / Mün’im-i Hakiki: Nimetin hakiki sahibi olan Allah / Ebleh: Ahmak)

Müthiş bir tevhid dersi… Nimeti esbaptan değil, Allah’tan bilmek gerekir. Sebepler o rahmet-i İlahiyenin sadece bir perdesi ve kudret-i Sübhaniyenin bir mazharıdır. Hepsi bu…

Ne icatta tesirleri vardır ne de kudretleri. Allah namına hareket ederler, Allah namına işlerler, Allah namına verirler. Bizler de Allah namına vermeli, Allah namına almalı, Allah namına başlamalı ve Allah namına işlemeliyiz.

Bu manalar önceki derslerde mütalaa edildiğinden tekrar izaha gerek duymuyoruz.

Kardeşlerim, bu ders 1. Söz’ün mütalaasının son dersiydi. Rabbimize hamdüsena olsun, 1. Söz’ün mütalaasını bizlere 12 derste tamamlattı. Rabbim bu hizmette bizleri istihdam etsin. Risale-i Nurları anlama ve anladığımızla amel etme devletini bizlere nasip etsin. Âmin.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin