13. Allah gökte değildir. O halde Peygamberimiz (asm) Allah’ı görmek için neden göğe çıkmıştır?

Miraç konusunun On Üçüncü dersindeyiz. Bu dersimizde, şu sorunun cevabını vereceğiz:

– Allah Teâlâ her yerde hâzır ve nâzırdır. Oysa Efendimiz (asm)’ın miraçta gökyüzüne yükseldiği ifade edilmektedir. Bu nasıl olur?.. Haşa, miraç denen bir mekân var da Allah Teala orada mı bulunuyor? Ve Peygamberimiz (asm) oraya, Rabbiyle görüşmeye mi gitti?

Bediüzzaman Hazretleri miraç risalesinde, bu sorunun cevabını bir misalle vermiş. Bizler bu misalden iktibasla, meseleyi izah etmeye çalışacağız.

Mesela: Her tarafı ışık alan, ama içeriden bakıldığında Güneş’in görülmediği büyük bir bina düşünelim. Bu binada yaşayan kişiler; Güneş’in ışığından ve ısısından istifade etmektedirler. Bu kişilerden Güneşi görmek isteyenler; sadece ışığını, ısısını ve 7 rengini görebilmektedir. Faraza Güneş’in ısısı kudreti olsa, ışığı ilmi olsa, yedi rengi de görmesi, işitmesi ve konuşması gibi sıfatları olsa, bu sıfatlarıyla Güneş, bu binada olan herkesi görür, işitir, konuşur, tanır ve hâkeza…

Bu noktadan bakıldığında Güneş; ısıttığı ve ışıklandırdığı her şeyin ve her kişinin yanında olup, onlarla sohbet edebilir. Her bir kişinin de Güneş’in kendisine bakan miktarı kadar bir sohbeti ve alakadarlığı olur.

İşte bu cihetten, Güneş her şeye yakındır; ancak her şey, Güneş’in zatından çok uzaktır. Eğer birisi Güneş’in zatına yaklaşmak, Güneşi bizzat görmek ve onunla sohbet etmek isterse, ilk önce bu binayı terk etmeli ve o bölgenin en yüksek dağına çıkmalıdır. Ancak bunu yaptığında Güneşi bizzat görüp, onunla sohbet edebilir…

İşte bu kişilerden birisi binadan çıkar ve yüksek bir dağa tırmanır. O zaman Güneş’in, sadece kendi binasını ısıtıp aydınlatmadığını, dünyanın her tarafına nüfuz ettiğini, hatta gezegenleri ve Ay’ı da idare ettiğini, bütün açıklığıyla görür. İşte o zaman şöyle diyebilir:

“Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve zeminin yüzünü ve bütün çiçeklerin yüzlerini güldüren dünya güzeli, gök nazdarı olan nazenin Güneş! Onlar gibi benim haneciğimi, bahçeciğimi ısıttın ve ışıklandırdın; bütün dünyayı ışıklandırdığın ve yeryüzünü ısıttığın gibi…”

Evet, böyle diyebilir. Hâlbuki binanın içindeyken, Güneşi sadece, kendisini ve binasını ışıklandıran, bir lamba olarak anlayabiliyordu. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur, Güneş’le görüşmeye ve konuşmaya niyet eden ve bu sevkle dağın başına çıkan kişi, Güneş ile dağda görüşmüyor, dağdan görüşüp konuşuyor. Çünkü o dağın, dünyadan 1.300.000 kat büyük olan Güneşi içine alması, mümkün değildir.

Aynen bu misalde olduğu gibi, Cenab-ı Hak, maddenin ve mekânın yaratıcısı olduğu için, mekanla kayıtlı olması mümkün değildir ve Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez. Allah mekândan münezzehtir, zaten mekânı O yaratmıştır.

Misalimizde olduğu gibi; bu dünya şartlarında insanlar, Allah’ın sadece isim ve sıfatlarına muhatap olabiliyor. Efendimiz (asm) ise, O’nun nurani zatına ve emsalsiz konuşmasına muhatap olabilmek için, bu dünya denilen binadan sıyrılmalı, miraç dağına çıkmalı ve öylece görüşmeliydi. Rabbi de sonsuz ihsan ve ikramıyla, kulu Muhammed (asm)’ın, ihlaslı ibadetlerine bir mükafat olması için ve bütün insanlara ve diğer varlıklara, O’nun üstünlüğünü göstermek için, O’nu miraç dağına yükseltti.

Fakat unutulmaması gereken temel nokta şu: Misalde demiştik ki “Güneşi dağda görmedi, dağdan gördü.” Aynen bunu gibi, Hz. Muhammed (asm) de Rabbini miraçta görmedi, miraçtan gördü. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın bu dünya şartlarında görülmesi, mümkün değildi. O da görmek için miraca çıktı. Allah da ona orada tecelli etti. Allah’ın bir mekânda olması farklı, o mekânda tecelli etmesi farklıdır. Allah gökte değildir, sadece Peygamberimize gökte tecelli etmiştir. Cennette olmadığı halde, cennet ehline cennette tecelli edeceği gibi…

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda: “Miraç yoluyla beka alemine girdi.” diyerek, Allah’ın bu dünya şartlarında görülemeyeceğinden dolayı, Peygamberimiz (a.s.m)’ın, farklı bir boyuta geçmesi gerektiğini, bunun yolunun da, miraç olduğunu beyan etmektedir.

Nitekim A’raf suresi, 143. ayetinin beyanıyla, Hz. Musa (a.s) şöyle der:

  رَبِّ اَرِني اَنْظُرْ اِلَيْكَ Rabbim, bana görün; sana bakayım.

Onun bu isteğine karşı Allah Teala şöyle cevap verir:

 تَرَانِي لَنْ  Sen beni asla göremezsin.

İşte bu ayet-i kerime, bu mevcut şartlarda, bir insanın Allah’ı görmesinin mümkün olmadığını, beyan etmektedir.

Hz. Musa’nın Cenab-ı Hakkı görememesi, Allah’ın görünmez olduğundan değil, dünya şartlarının buna müsait olmadığındandır. İnsanoğlunun bu dünya şartlarında, Cenab-ı Hakkı görmesi mümkün değildir. Bu şartlar sadece, Peygamberimiz (asm)’a özel olan miraçta gerçekleşmiş, Allah’ı görmek de sadece O’na mahsus kalmıştır.

Herhalde mesele anlaşılmıştır. Dersimizi burada tamamlayalım. Bir sonraki dersimizde görüşünceye kadar Allah’a emanet olun.

(154 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir