14. Allah bize her şeyden daha yakın iken, miraca ne ihtiyaç vardır?

Miraç konusunun On Dördüncü dersindeyiz. Bu dersimizde, şu sorunun cevabını vereceğiz:

Kaf suresinin, 16. ayetinde şöyle buyrulmuş:

   وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ Biz ona şahdamarından daha yakınız.

Bu ayetin ifadesiyle, Allah kullara ve mevcudata, her şeyden daha yakındır. Ve her mümin bulunduğu yerde, Allah ile konuşabilir. Hâl böyleyken, neden Hz. Muhammed (asm) Rabbimizle görüşmek için bu kadar uzun bir seyahate gitti? Buna ne ihtiyaç vardı?

Bu soruya bir temsille cevap verip, meseleyi akla yakınlaştırmaya çalışacağız:

Bir sultan düşünelim… Bu sultan geniş topraklara, büyük ve güçlü ordulara ve akıl almaz zenginliklere sahip olsun. Bu sultanın biri, şahsî hayatı ve özel ilgileri, diğeri ise ülkenin yöneticisi olması şeklinde iki farklı yönü vardır. O sultan mesela edebiyata ilgi duyuyor olsun. Bu sahada yetişmiş büyük bir şairle, hususi telefonuyla görüşüp sohbet ettiğinde, bu sohbet hususidir, bütün memleketin sultanı olması cihetiyle değildir; sadece “o kişinin sultanı olma” mertebesiyle ve o sanata ilgi duyması cihetiyledir. Bu sohbetin meyvesi de yine o sohbete ait kalır; başkalarını ilgilendirmez…

O sultanın, devletin idaresini ilgilendiren bir konuda, yüksek bir makam sahibiyle, mesela bir veziriyle görüşmesinde ise durum çok farklıdır. Bu görüşme umumu ilgilendirmektedir ve neticesinde alınan kararlar da umuma tatbik edilir. Bu görüşmenin de çok mertebeleri vardır. Mesela:

O sultan falan şehrin valisiyle görüşüyorsa, bu görüşme “o şehrin sultanı olması” cihetiyle bir görüşmedir ve konuşmalar, o şehrin meselelerine aittir. Ama sultan vezirle görüşüyorsa, bu görüşme “umum memleketin sultanı” unvanıyla bir görüşmedir. Bu görüşme, ülkenin büyük makam sahiplerinin de katıldığı, azametli bir içtima ile yapılır. Alınan kararlar da bütün ahaliyi ilgilendirir ve kapsar.

Şimdi bu misal dürbünüyle, hakikate bakalım: Allah Teala da bazı kullarıyla, hususi bir şekilde konuşur. Bazı kullar, şahsî ibadetlerinde büyük titizlik gösterip, haramlardan ve günahlardan kaçınarak, Allah’ın rızasına nail olurlar. Allah’ın, böyle bir kulun kalbine ilhamda bulunması, onunla bir nevi konuşmasıdır ve bu konuşma, “o kişinin Rabbi olması” unvanıyladır. Bakın, “Alemlerin Rabbi” unvanıyla konuşmuyor, “o kişinin Rabbi” unvanıyla konuşuyor. Bu farkı çok iyi anlayalım…

Allah’ın, kullarıyla farklı mertebede konuşmaları vardır. Mesela bir veli kul, ilim ve irfanda yüksek mertebelere çıkıp, insanlara hakkı anlatmakla vazifeli kılındığında, Allah’ın onunla konuşması, bulunduğu çevrenin Rabbi unvanıyladır. Bakın yine “Alemlerin Rabbi” unvanıyla konuşmuyor. O çevrenin Rabbi unvanıyla konuşuyor ve oradaki insanlara faydalı olması için, kendisine hem ilim, hem de hikmet ilham ediliyor.

Allah’ın insanlarla konuşması, kemaliyle peygamberlerde tezahür eder. Bu tezahür de yine farklı derecelerde olur. Rivayetlerde, yüz yirmi dört bin peygamberin gönderildiği ifade ediliyor. Bunların bir kısmı, küçük bir kavmin irşadıyla vazifelidirler ve Allah’ın onlarla vahiy yoluyla konuşması, o kavmin Rabbi olması unvanıyladır. Kitap sahibi peygamberlerde bu konuşma, çok daha ileri derecede tahakkuk eder, ama yine de zamanla ve o kavimle sınırlıdır.

Bu noktada en geniş daire, ahir zaman peygamberliği dairesidir ve zaman olarak da kıyamete kadar devam edecek bir tebliğ ve irşad söz konusudur. Bu en geniş dairenin irşadıyla, bütün enbiyanın sultanı olan Peygamberimiz (asm) görevlendirilmiş ve kendisine en büyük ve en son kitap olan, Kur’an’la hitap edilmiştir. Demek Cenab-ı Hakk’ın Peygamberimiz (asm) ile miraçta konuşması, alemlerin Rabbi olması unvanıyladır. Ve Peygamberimiz (asm)’in miraçta Allah’a muhatap olması, bütün insanların reisi ve imamı olması cihetiyledir. Elbette böyle bir muhataplık için, Peygamberimiz (asm) miraca çıkarılmış ve Allah’ın hitabına, makarr-ı saltanatta, yani Allah’ın saltanatının merkezinde muhatap olmuştur.

Bediüzzaman Hazretleri miraç için; “Bütün kâinatın Rabbi ismiyle, bütün mevcudatın Hâlıkı unvanıyla, Cenab-ı Hakk’ın sohbetine ve münacatına müşerrefiyettir.” buyurmakla, Peygamber Efendimiz (asm)’ın, bu yüksek derecesini çok güzel ifade etmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm), bütün kâinatı ve içindeki bütün mevcudatı temsilen miraca çıkmış ve bütün âlemlerin Rabbi ve Halikı unvanıyla, Cenab-ı Hakk’ın sohbetine ve münâcâtına muhatab olmuştur.

Elbette ki her bir insan, kendi kalp telefonundan, kendi makamına göre Rabbiyle konuşup, ilhama mazhar olabilir. Ancak Allah Teala’ya, bütün âlemlerin Rabbi unvanıyla muhatap olmak; cemaline ve hususi sohbetine mazhar olmak, çok başka bir şereftir. Bu şerefe de sadece, Efendimiz (asm) mazhar olmuştur.

Herhalde mesele anlaşılmıştır. Bu dersimizi burada tamamlayalım. Bir sonraki dersimizde görüşünceye kadar Allah’a emanet olun.

(32 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir