a
Ana SayfaŞefaat14. “Öyle bir günden korkun ki o gün kişiden şefaat kabul edilmez.” ayetinin izahı

14. “Öyle bir günden korkun ki o gün kişiden şefaat kabul edilmez.” ayetinin izahı

Bu dersimizde, şefaati inkâr edenlerin şu sözüne cevap vereceğiz. Onlar diyor ki:

— Bakara suresi 48. ayette, “Öyle bir günden korkun ki o gün kişiden şefaat kabul edilmez.” buyrulmuştur. Bu ayet-i kerime kimseden şefaatin kabul edilmeyeceğine açık bir delildir. Eğer şefaat hak olsaydı şefaatin kabul edilmeyeceğinden bahsedilmezdi.

İşte onlar böyle diyorlar. Onlara göre, ayetteki “O gün kişiden şefaat kabul edilmez.” ifadesi şefaatin yokluğuna delilmiş. Onların sözüne cevap vermeden önce genel bir kaideden bahsedelim:

Bir ayet üzerine hüküm bina etmek için Kur’an’ın tamamını göz önünde bulundurmak gerekir. Hatta hadis-i şerifleri dahi dikkate almak lazımdır. Ancak bu sayede ayete doğru mana verilebilir. Dilerseniz bu meseleyi bir iki örnekle açalım:

Mesela birisi Bakara suresinin 254. ayetini okusa. Bu ayeti kerimede,  يَوْمٌ لاَ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ  “Kendisinde alışverişin ve dostluğun olmadığı gün” buyrulur. Bakın, ayette açıkça  لاَ خُلَّةٌ  “Dostluk yoktur.” buyrulmuş.

Şimdi, bu ayeti okuyan kişi dese ki:

— Vallahi o gün hiçbir dostluk yoktur; delilim de bu ayettir.

Eğer böyle derse Kur’an’a iftira atmış olur. Zira Zuhruf suresi 67. ayette,  الْأَخِلَّاء يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلاَّ الْمُتَّقِينَ  “O gün dostlar birbirlerinin düşmanıdırlar, ancak muttakiler müstesna!” buyrulmuştur. Bu ayetten anlıyoruz ki muttakiler o gün dost olacaklardır.

Bakın, Bakara suresi 254. ayeti bilip Zuhruf suresi 67. ayeti bilmeyen hata yapar. Bakara suresindeki “O gün dostluk yoktur.” ifadesini bütün insanlar hakkında zanneder ve böyle hüküm verdiğinde de muttakilerin o gün dost olduğunu bildiren Zuhruf suresi 67. ayeti inkâr etmiş olur.

— Peki, bu iki ayeti nasıl cemedeceğiz?

Şöyle: Bakara suresi 254. ayette geçen “O gün dostluk yoktur.” beyanının hükmü bütün insanlar için geçerli değildir. Bu ifadeyle kâfirler, müşrikler ve Allah’ın gazabını celbeden kimseler kastedilmiştir. Muttakiler bu zümrenin dışındadır. Ancak bu istisna bu ayette yapılmayıp Zuhruf suresi 67. ayette yapılmıştır. Demek, bir ayetin üzerine hüküm bina ederken diğer ayetleri göz önüne almak gerekir. Yoksa yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder sözü gerçek olur.

Başka bir misal daha verelim: Kur’an’ın bazı ayetlerinde ahirette malın ve evladın fayda vermeyeceği zikredilir. Şimdi, birisi bu ayetleri okuyup dese ki:

— Vallahi mal ve evlat ahirette kimseye fayda vermez. Delilim de şu şu ayetlerdir.

Onun bu sözü yanlıştır. O böyle dediğinde Şuara suresinin 89. ayetini inkâr etmiş olur. Zira bu ayette şöyle buyrulur:

يَوْمَ لاَ يَنْفَعُ مَالٌ وَلاَ بَنُونَ  O gün mal ve evlat fayda vermez  إِلاَّ مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ  ancak Allah’a selim bir kalple geleninki müstesna.

Bakın, ayet-i kerime, kalb-i selim sahibine malın ve evladın ahirette fayda vereceğini bildirmiştir. O hâlde malın ve evladın fayda vermediğini beyan eden ayetler kalb-i selim taşımayanlar içindir. Ama birisi Şuara suresi 89. ayeti bilmiyorsa, yarım hoca olarak “Ahirette mal ve avlat kimseye fayda vermeyecek.” diye bağırır durur; bir de buna ayetten delil getirmeye çalışır.

Herhâlde verdiğimiz iki misalle meramımız anlaşılmıştır. Daha bu konuda verebileceğimiz çok misal var. Meselenin özü şu: Bir ayete hüküm yüklerken diğer ayet ve hadisleri göz önüne almak zorundayız. Bunu yapmazsak, verdiğimiz örneklerde olduğu gibi hata yaparız.

Şimdi gelelim meselemize. Şefaati inkâr edenler diyorlardı ki:

— Bakara suresi 48. ayette, “Öyle bir günden korkun ki o gün kişiden şefaat kabul edilmez.” buyrulmuş. Bu ayet kimseden şefaatin kabul edilmeyeceğine açık bir delilmiş.

Şimdi onlara soruyoruz:

— Bu ayet kimler hakkında inmiş?

Bu ayetin iniş sebebi, Nesefi ve Ruhu’l-Beyan tefsirlerinde zikredildiğine göre şu hadisedir:

Yahudiler, “Biz İbrahim ve İshak’ın torunlarıyız. Bu sebeple, Allahu Teâlâ onların bizim hakkımızdaki şefaatlerini kabul eder. Onlar bizi ateşten korur.” dediklerinde Yahudilerin bu iddialarını reddetmek için bu ayet-i kerime nazil olmuştur. Demek, bu ayet-i kerime Yahudiler hakkında indirilmiştir.

Bakın, Kuran ayetlerini nüzul sebeplerini bilmeden tefsir etmek büyük bir hatadır. İlk önce ayetlerin iniş sebepleri bilinmeli ve ayetler ona göre izah edilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde -bu ayette olduğu gibi- yanlış anlamalar ortaya çıkar. Bu ayet, kâfir olarak ölenlere şefaat edilemeyeceğini beyan etmek içindir. Mesela Hazreti Nuh (a.s.) kâfir olarak ölen oğluna, Hazreti Lut (a.s.) kâfir olarak ölen eşine ve yine Peygamberimiz (a.s.m.) kâfir olarak ölen amcalarına şefaat edemeyecektir. Demek, ayetteki “O gün ondan şefaat kabul edilmez.” ifadesiyle kâfirler kastedilmiştir ve bu ayetin Müslüman olarak ölenlerle hiçbir alakası yoktur.

Eğer bizim bu izahımıza karşı şöyle deseler:

— Evet, ayet-i kerime Yahudiler hakkında inmiştir. Ancak iniş sebebinin hususiyeti hükmün umumiliğine engel değildir.

Eğer böyle derlerse biz de şöyle deriz:

Bir tarafta şefaatin olmadığını bildiren bu ayet, diğer tarafta ise şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisler. Şefaatin hem olması hem de olmaması mümkün değildir. Bir şey ya vardır ya da yoktur. İki zıttı cemetmek mümkün değildir. Eğer şefaati inkâr ederseniz şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri ne yapacaksınız?

Bizim işimiz kolay. Şöyle ki: Delil olarak gösterdiğiniz, “O gün kişiden şefaat kabul edilmez.” ayetini -iniş sebebini bir kenara bırakarak- umumi kabul etsek bile deriz ki:

— Bu ayette, haklarında şefaatin kabul edilmeyeceği bildirilen kişiler kâfirler, müşrikler ve Allah’ın şefaat edilmesine izin vermediği günahkâr müminlerdir. Allah’ın izin verdikleri bu ayetin kapsamı dışındadır.

Bakın, biz birbirine zıt gibi görünen ayetleri cemettik. Meseleyi bir daha soruyla açalım:

— Kime şefaat edilir?

— Allah’ın izin verdiklerine ve razı olduklarına.

Şefaatin hak olduğunu bildiren ayetler bu zümreyi anlatmaktadır.

— Peki, kime şefaat edilmez?

— Allah’ın izin vermediklerine ve razı olmadıklarına.

Şefaatin olmadığını bildiren ayetler de bu zümreyi anlatmaktadır. Bakın, şefaatin olduğunu ve olmadığını bildiren ayetleri ne güzel cemettik.

— Peki, siz “Şefaat yoktur.” ayeti ile şefaatin varlığını bildiren ayet ve hadisleri nasıl cemedeceksiniz?

Hadi edin de görelim!

Sizin yaptığınız, Kur’an’ın bir kısmına iman etmek, diğer kısmını ise inkâr etmektir. Bu hâlinizle,  أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ  “Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” ayetine tam bir muhatap oluyorsunuz.

Kardeşlerim, Kur’an’da şefaatin olmadığını beyan eden ayetler vardır. Ancak bu ayetler şu zümreler hakkındadır:

1. Kâfirler ve müşrikler hakkındadır. Mesela Hazreti Nuh (a.s.) kâfir olarak ölen oğluna, Hazreti Lut (a.s.) kâfir olarak ölen eşine ve yine Peygamberimiz (a.s.m.) kâfir olarak ölen amcalarına şefaat edemeyecektir.

2. Allah’ın kendilerinden razı olmadığı ve şefaat edilmesine izin vermediği günahkâr müminlerdir. Demek, kişi mümin de olsa ona şefaat edilmesi Allah’ın iznine ve rızasına bağlıdır.

Bir de şunu ilave edelim: Şefaatin olmadığını beyan eden ayet ve hadislerin bir kısmı da zaman ve mekânla ilgilidir. Yani ahirette bazı zaman ve mekânlarda kimse kimseye şefaat edemeyecek ve kimse kimseyle ilgilenemeyecektir. Peygamberler dâhil herkes kendi nefsinin derdine düşecektir. Bu zamanlardan üç tanesini Hazreti Aişe hadisinden hatırlayalım:

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gün Hazreti Aişe’nin yanına girdi ve onu ağlarken buldu. Hazreti Aişe’ye, “Neyin var ey Aişe?” diye sordu. Hazreti Aişe şöyle dedi:

ذَكَرْتُ النَّارَ فَبَكَيْتُ  Ateşi hatırladım ve ağladım.  فَهَلْ تَذْكُرُونَ أَهْلِيكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ  Kıyamet günü ehlinizi hatırlar mısınız?

Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle dedi:

أَمَّا فِي ثَلاَثَةِ مَوَاطِنَ فَلاَ يَذْكُرُ أَحَدٌ أَحَدًا  Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz.  عِنْدَ الْمِيزَانَ  Mizanın yanında  حَتَّى يَعْلَمَ أيَخِفُّ مِيزَانُهُ أم يَثْقُلُ  mizanı ağır mı geldi hafif mi, bunu bilinceye kadar.  وَعِنْدَ تَطَايُرِ الصُّحُف  Ve sayfalar uçuştuğunda yani amel defterleri dağıtılırken  حَتَّى يَعْلَمَ أَيْنَ يَقَعُ كِتَابُهُ فِي يَمِينِهِ أَمْ فِي شِمَالِهِ أَمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِهِ  kitabı nereye konulacak? Sağına mı, soluna mı, arkasına mı, bunu bilinceye kadar.  وَعِنْدَ الصِّرَاطِ  Ve sıratın yanında  إِذَا وُضِعَ بَيْنَ ظَهْرَيْ جَهَنَّمَ حَتَّى يَجُوزُ  cehennemin iki yakası arasında kurulduğunda ondan geçinceye kadar.

Cenab-ı Mevla bu yerlerde yardımcımız olsun!

Şu önemli nokta arada kaybolmasın diye bir daha tekrar etmek istiyorum:

Ayetlerde ve hadislerde şefaatin olmadığını bildiren haberler üç şeyden biridir:

1. Ya kâfirler ve müşrikler hakkındadır.

2. Ya Allah’ın şefaatine izin vermediği ve kendilerinden razı olmadığı günahkâr müminler hakkındadır.

3. Ya da hadiste zikredildiği gibi, ahirette şefaatin olmadığı bir zaman ve mekândan bahsediyordur.

İşte şefaati inkâr edenlerin delil olarak gösterdiği, “Öyle bir günden korkun ki o gün kişiden şefaat kabul edilmez.” ayeti de Yahudiler hakkındadır. İlk saftaki muhatabı Yahudiler ve onlar gibi olan diğer kâfirlerdir.

Eğer “Lafzın hususiyeti hükmün umumiliğine mâni teşkil etmez.” denilirse, biz de deriz ki:

Ayetin hükmü, Allah’ın şefaat edilmesine izin vermediği günahkâr müminler hakkında kabul edilir. Onların Allah’ı razı edecek amelleri olmadığından dolayı Allah onlar için şefaate izin vermez. Dolayısıyla ayeti ister hususi kabul edin ister umumi kabul edin, ayet şefaatin olmadığına değil, ancak Allah’ın izin vermediklerine şefaatin olmadığına delildir. Bu da zaten bizim kabul ettiğimiz bir şeydir.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin