a
Ana SayfaŞefaat16. “Sizin için Allah’tan başka bir şefaatçi yoktur.” ayetinin izahı

16. “Sizin için Allah’tan başka bir şefaatçi yoktur.” ayetinin izahı

Bu dersimizde, şefaati inkâr edenlerin şu sözüne cevap vereceğiz. Onlar diyor ki:

— Secde suresi 4. ayette, “Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır.” buyrulmuştur. Bu ayet, bizim için tek şefaatçinin Allah olduğunu beyan etmekle şefaatin olmadığını ispat etmektedir.

İşte onlar böyle diyor. Onlara göre, ayetteki “Sizin için Allah’tan başka bir şefaatçi yoktur.” ifadesi şefaatin yokluğuna delilmiş. Onlara şu soruyu sormak istiyoruz:

— Bu ayet-i kerimede, bizim için Allah’tan başka dost olmadığından da bahsedilmiş. Eğer ayetin hükmünü mutlak kabul ediyorsanız, bu durumda size göre, Allah’tan başka dostumuz da olmamalı. Peki, Kur’an bunu mu emrediyor?

Bakın, Maide suresinin 55. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuş:

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ  Sizin dostunuz ancak Allah’tır  وَرَسُولُهُ  ve Resulüdür  وَالَّذِينَ آمَنُوا  ve iman edenlerdir.

Bu ayet-i kerime, Allah ile birlikte, Peygamberimizin ve iman edenlerin de bizim dostumuz olduğunu beyan buyurmuş. Ama sizin delil gösterdiğiniz Secde suresi 4. ayette, Allah’tan başka dostumuzun olmadığı beyan buyrulmuş.

— Şimdi, bu ayetler arasında bir çelişki mi var?

— Allah’tan başka dostumuzun olmaması, Peygamberimiz ve müminlerin düşmanımız olmasını mı gerektiriyor?

Elbette hayır! Bizim dostumuz Allah’tır ve Allah hesabına sevdiğimiz Peygamberimiz ve müminlerdir.

Yani şunu anlatmak istiyorum: Hemen bir ayet gösterilip üzerine hüküm bina edilmez. Böyle yaparsanız hata yaparsınız. İşte gördünüz, eğer “Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır.” ayetini mutlak kabul ederseniz, sadece şefaati değil, Peygamberimizin ve diğer müminlerin dostluğunu da inkâr etmek zorunda kalırsınız. Çünkü ayette tek dostun Allah olduğu bildirilmiştir.

Nasıl ki Allah’tan başka dostumuzun olmadığının beyanı, Peygamberimizin ve müminlerin dostumuz olmasına engel değilse; Allah’tan başka şefaatçimizin olmadığının beyanı da Allah’ın izin verdiği kulların şefaatine engel değildir. Bunun manası şudur:

Tek ve hakiki şefaatçimiz Allah’tır. Diğer şefaatçiler ise ancak Allah’ın izin vermesiyle şefaat edebileceklerdir.

Bu aynı zamanda şuna benzer: Nisa suresi 139. ayette, “Bütün izzet Allah’a aittir.” buyrulmuştur. Şimdi sorumuz şu:

— Bütün izzetin Allah’a ait olması başkasının izzet sahibi olmasına engel midir?

Yani siz diyebilir misiniz ki: Bütün izzet Allah’ındır. O hâlde peygamberler ve müminler izzetsizdir.

— Bütün izzetin Allah’a ait olduğunu bildiren ayetten bu neticeyi mi çıkarıyorsunuz.

Eğer bu neticeyi çıkarıyorsanız Münâfikûn suresi 8. ayet sizi tekzip eder. Çünkü bu ayette şöyle buyrulmuştur: İzzet Allah’a, Resulüne ve müminlere mahsustur.

Bakın, Nisa suresi 139. ayette “bütün izzetin Allah’a ait olduğundan” bahsedilirken, Münâfikûn suresi 8. ayette “Resulünün ve müminlerin de izzet sahibi olmasından” bahsedilmiştir. Demek, bütün izzetin Allah’a ait olması, Peygamberimizin ve müminlerin o izzetten mahrum olması neticesini vermemiştir.

Birbirine zıt gibi görünen bu iki ayetin vech-i tevfiki şudur:

İzzet tamamıyla Cenab-ı Hakk’a aittir. Peygamberimizin ve müminlerin izzeti ise Allah’ın onlara izzet vermesi ve aziz kılması iledir. Neticede, Peygamberimizin ve müminlerin izzet sahibi olması, bütün izzetin Allah’a ait olması hakikatine zıt değildir.

Şefaatte de durum aynıdır. Bütün şefaatin Allah’a mahsus olması, başka kimsenin şefaate malik olamayacağı manasına gelmez. Bunun manası şudur:

Bütün şefaat Allah’a aittir. Diğerlerinin şefaate sahip olması ise Allah’ın onlara bu yetkiyi vermesiyledir. Demek, diğerleri Allah’ın vermesiyle şefaate sahip olmuşlardır; şefaat onların zatî malı değildir.

Dilerseniz bir örnek daha verelim:

Kur’an’da birçok yerde bütün mülkün Allah’a ait olduğundan bahsedilmektedir.

— Şimdi, bütün mülkün Allah’a ait olması, bizlerin mülk sahibi olmasına engel midir?

Elbette engel değildir. Bizler de Allah’ın vermesiyle mülk sahibi olmuşuz. Evet, mülkün hakiki sahibi Allah’tır. Bizlerin malikiyeti ise Allah’ın vermesiyledir. Hakikatte biz de sahip olduklarımız da Allah’ındır. Lakin Allah mülkünden bir kısmını bizlere vermiş ve bizleri mülk sahibi yapmıştır.

İşte şefaatin hepsinin Allah’a ait olması ve Allah’tan başka şefaatçimizin olmaması da böyledir. Bu, başkasının şefaat edemeyeceği manasına gelmez. Bunun manası şudur:

Bütün şefaat Allah’ındır. Kimse kendinden şefaate sahip değildir. Ancak Allah’ın yetki vermesiyle buna sahip olur. Ve ancak izin verdiği kişide bunu kullanır.

Kardeşlerim, gördüğünüz gibi, şefaati inkâr edenlerin gösterdikleri bu delil ne kadar zayıf ve ne kadar mantıksız. Bununla ancak Kur’an’ı bilmeyenleri aldatabilirler. Kur’an’ı bilenler onlara şöyle der:

— Allah’tan başka şefaatçimizin olmamasından, şefaatin sadece Allah’a ait olup kimsenin şefaat edemeyeceği hükmünü mü çıkarıyorsunuz? O hâlde aynı ayette geçen, “Allah’tan başka dostumuzun olmamasından” da Peygamberimizin ve müminlerin bizim dostumuz olmadığı hükmünü çıkarın. Yine “bütün izzetin Allah’a ait olduğunu” bildiren ayetten, meleklerin, peygamberlerin ve bütün müminlerin izzetsiz olduğu hükmünü çıkarın! Yine “bütün mülkün Allah’a ait olduğunu” bildiren ayetlerden, kimsenin mülk sahibi olamayacağı hükmünü çıkarın. Sizler Kur’an’ı böyle mi anlıyorsunuz?

İşte onlara böyle sorulduğunda donup kalırlar ve tek bir kelime bile söyleyemezler. Daha Kur’an’da bunlar gibi çok ayet var. Meseleyi uzatmamak için burada kesiyoruz. Herhâlde mesele anlaşılmıştır.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin