16. “Yetmiş bin perdeyi aşıp Allah’ı görmek” ne demektir?

Miraç konusunun On Altıncı dersindeyiz. Bu dersimizde, Peygamberimiz (asm)’ın, miraçta yetmiş bin perdeyi geçmesi ve Allah ile görüşmesi meselesini izah edeceğiz.

Her bir eser, ustasını kendi kabiliyeti nispetinde gösterir. Bu itibarla her bir eser, bir perde olup, arkasındaki ustasını tarif ve tavsif eder. Bu meseleyi misallerle, daha net bir şekilde izah edelim:

Birinci Misalimiz şu: Bir zatın ilmini, onun yaptığı bisiklette tefekkür eden bir adam, aynı zatın yaptığı arabayı gördüğünde, onun ilmine ait yeni bir perde açılmış ve o perdenin arkasından, o zatın ilmini, daha geniş manada seyretmiş olur. Aynı zatın bir de gemi yaptığını işiten ve gidip o gemiyi seyreden kişi, önceki eserlere kıyasla, o zatın ilmini, daha geniş olarak anlamaya başlar. Eğer bu zatın, uçak ve füze de yaptığını farz edersek, o şahıs bunları da görmekle, beş perde arkasından sanatkârın ilmini seyir ve tefekkür etmiş olur.

İkinci Misalimiz şu: Bir zatın zenginliğine alamet olarak, onun bir fabrikasını gördüğünüz takdirde, o fabrika perdesi arkasından, o zatın zenginliğini, bir derece anlamış olursunuz. Size bu zatın, böyle yüzlerce fabrikası olduğu söylense ve bu fabrikalar size gösterilse, zenginliğini daha geniş bir perdeden temaşaya, muvaffak olursunuz. Daha sonra bu zatın, arazi ve çiftliklerini de gezdiğinizde, her bir kademede, bir öncekine nazaran, daha geniş perdeler arkasından, onun zenginliğini seyretmiş olursunuz. Bu şekilde her bir perdeden geçtikçe, görüş ufkunuz daha genişlemiş ve nihayet o zatın servetini, kâmil manada anlamış olursunuz. Burada sahip olduğu her bir mal, bir perde hükmünde olup, perdelerin açılmasıyla, bu zatın zenginliği daha büyük ölçekte anlaşılmış olur.

Üçüncü Misalimiz şu: Birisini, bir çocuğun hastalığını tedavi ederken görseniz, ondaki merhametin tecellisini, bir perdede seyretmiş olursunuz. Aynı kişinin bir eczanesi olduğunu ve oradan fakirlere ilaçlar dağıttığını gördüğünüzde, o kişinin şefkat ve merhametini, daha geniş bir perdede tefekkür etmiş olursunuz. Yine aynı kişinin, büyük bir hastanesi olduğunu, ve burada hastaları, ücretsiz tedavi ettiğini görseniz, bu sefer aynı kişinin şefkatini, farklı ve daha geniş bir pencereyle seyretmiş ve neticede üç farklı perdede, o şefkatli zatın merhametini görmüş olursunuz..

İşte Allah’ın isim ve sıfatları için kullanılan, “Her birinin yetmiş bin perdesinin olması” ifadesi, Bu isim ve sıfatların, farklı tecellileri olduğu manasındadır. Buradaki “yetmiş bin tabiri” bir sınır ve hudut değil, çokluktan kinayedir. Yetmiş bin değil, yetmiş milyon bile, o isim ve sıfatların tecellisini ifade etmekte, azdır.

Mesela, Allah’ın “rızık veren” manasındaki, Rezzak ismini tefekkür eden birisi için, bir tek canlının rızıklanması, bir perde olduğu gibi; bütün insan nevinin rızıklanması da farklı bir perdedir. Sadece kendi rızkının verildiğini düşünerek, “Rezzak” ismini tefekkür eden birisinin marifeti, çok dar ve kısadır. Buna karşılık, Allah’ın şu anda, yeryüzünde bulunan bütün insanları rızıklandırdığını düşünen bir kimse, yüzler perde aşmış ve dolayısıyla tefekkür merdiveni, daha yükselmiş olur. Bununla birlikte, eğer geçmişteki insanların da rızıklandırıldığını düşünürse, daha geniş bir perde arkasından, “Rezzak” ismini tefekkür etmiş olur. Bundan sonra, hayvanların ve bitkilerin, her bir ferdinin rızıklandırılması tefekkürüyle, “Rezzak” isminin hakikatine yaklaşır ve birçok perdeyi daha geçer. Ve daha sonra, meleklerin ibadet denilen manevi gıdalarını düşünmekle, “Rezzak” isminin perdelerini teker teker yırtmaya başlar ve arkasındaki Zat-ı Akdes olan Allah’a yakınlaşmış olur. Ve nihayet, cennette umum hayat sahiplerinin, ebediyen rızıklanmasını tefekkürle, yeni perdeleri açar. Bu hayali seyahat sırasında, binler perdede, Cenab-ı Hakk’ın “Rezzak” ismini tefekkür eder.

Yine mesela, “yaratıcı” manasındaki, Hâlık ismini tefekkür eden bir kimse, ilk önce bir karıncaya bakar. Onun ilahi bir sanatla, yoktan yaratılışını düşünür, “Hâlık” isminin bir perdesini açar. Daha sonra, yeryüzündeki bütün karıncaları hayaliyle görür. Hepsinin aynı anda ve aynı tarzda yaratılışlarını düşünerek, “Hâlık” ismini tefekkür etmekte, farklı perdeler açar. Daha sonra, kendisinin ve insan nevinin ve sonra da gücü yetiyorsa, kâinattaki her bir mahlûkun, canlı ve cansız her şeyin, yoktan icadını düşünür. Bu sayede her bir mahlûk, Hâlık isminin bir perdesi olur.  Ve perdeler açıldıkça, marifetullah nurları, o kalbe dökülmeye başlar.

Yine mesela, “terbiye eden” manasındaki, Rab ismini tefekkür eden bir kimse, ilk önce bir sineğin terbiyesine bakar ve onda gözüken Rab ismini tefekkür eder. Sonra diğer sinekleri de fikrine misafir eder ve daha geniş bir perdede, Rab ismini tefekküre başlar. Daha sonraysa, bu tefekküre diğer böcek ve hayvanları da katar. Âdeta her bir mahlûk, Rab isminin bir perdesi olur. Onlarda tecelli eden Rab ismi tefekkür edilerek, perdeler yırtılmış ve Rabbü-l âlemin olan Allah Teâlâ’ya, biraz daha yaklaşılmış olur.

Öyleyse denilebilir ki: Her bir sıfat ve ismin yetmiş bin değil, yüz binlerce tecelliyatı vardır. O ismin cilvesine ayna olan her bir mahlûk bir perdedir ki, onda tecelli eden ismin tefekkür edilmesiyle perdeler açılır.

İşte Peygamber Efendimiz (asm)’ın, miraçta yetmiş bin perdeyi geçmesi: Yerden ta Arş’a kadar, varlıklar üzerinde tecelli eden isim ve sıfatları tefekkür etmesidir. Yoksa bu perdeler, maddi perdeler değildir. Buradaki “yetmiş bin” tabiri de çokluktan kinayedir…

Herhalde mesele anlaşılmıştır. Dersimizi burada tamamlayalım. Bir sonraki dersimizde görüşünceye kadar Allah’a emanet olun.

(133 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir