a
Ana SayfaLâsiyyemalar19. Ve intizamla beraber harika bir suhulet, hiçbir şeyden âciz olmayan muhit bir ilim sahibine mahsustur.

19. Ve intizamla beraber harika bir suhulet, hiçbir şeyden âciz olmayan muhit bir ilim sahibine mahsustur.

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve intizamla beraber harika bir suhulet, hiçbir şeyden âciz olmayan muhit bir ilim sahibine mahsustur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Suhulet: Damga / Muhit: Kuşatan)

Üstadımız eşyanın icadında iki şeye dikkat çekti:

1. İntizam,

2. Suhulet yani kolaylık.

Bu ikisi, bir ilm-i muhit sahibine ve aczden münezzeh olan zata mahsusmuş.

Önce intizamı tefekkür edelim:

Bir eşyayı intizamla yaratabilmek için kudrete ve muhit bir ilme ihtiyaç vardır.

— Peki, niçin kudrete ve muhit bir ilme ihtiyaç vardır?

Çünkü bir şeyi intizamla yaratabilmek için:

1. O şeyin bütün tarihçe-i hayatını bilmek,

2. Her hâlini yaratmaya muktedir olmak gerekir.

Bilmeyen ve âciz olan intizamla yaratamaz.

Mesela bir ağacı düşünelim:

Çekirdek hâlinde iken, bu son hâline ulaştı. Hâlden hâle, şekilden şekle girdi ve bu son hâlini aldı. Başlangıçtaki hâlinden bu son hâline kadar, her hâlinde bir intizam var. Demek, bu ağaç gelişigüzel şekil değiştirmiyor. Onu yaratan zat daha o çekirdek hâlinde iken, onun sonraki her hâlini ve bu son şeklini biliyor. Zerratı buna göre bir kalıba sokuyor.

İşte bu hâl bir ilm-i muhit sahibini ve O’nun hadsiz kudretini ispat eder. İlmi ile bu ağacın her hâlini biliyor, kudretiyle de ona göre icad ediyor.

Ağaç gibi, bütün varlıklar ilk hâllerinden tutun son hâllerine kadar, bütün hâl ve şekilleriyle Allah’ın ilm-i muhitinde mevcuttur. Vakti geldiğinde kudret-i İlahî o şekli ve o hâli icad eder.

Varlıkların vücudundaki intizam bu cihetle ilm-i muhiti ve kudret-i ezeliyeyi ispat ettiği gibi, kâinattaki intizam da bu ilm-i muhiti ve kudreti ispat eder. Şöyle ki:

Yıldızların hareketinden tutun rüzgârların esmesine kadar, gece ve gündüzün birbirini takip etmesinden tutun yağmurların yağmasına kadar, her şeyde ve her fiilde bir intizam vardır. Hiçbir şey bu intizamdan hariç değildir. Zaten bir şey hariç olsa, mesela bir yıldız kendi başına göre hareket etse, başka bir yıldıza çarpar; kıyameti kopartır. Lakin böyle olmuyor, her bir yıldız kendine tahsis edilen yörüngede akıp gidiyor. İşte bu hâl de ispat ediyor ki bu intizamın nezzamı olan zatın muhit bir ilmi ve sonsuz bir kudreti vardır. Bütün eşyayı ve kâinatı o ilm-i muhit ile kuşatmış. O’ndan habersiz bir yaprak dahi düşmez.

Dilerseniz bu ilm-i muhite birkaç Kur’an ayetiyle bakalım:

وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلاَ تَضَعُ إِلاَّ بِعِلْمِهِ   Bir dişinin hamile kalması da doğurması da ancak O’nun ilmiyledir. (Fatır 11)

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ   Gaybın anahtarları -yani bilgisi- O’nun yanındadır.   لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ   O gaypları O’ndan başkası bilmez.   وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ   Karada ve denizde ne varsa hepsini bilir.   وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا   Hiçbir yaprak da O’nun bilgisi olmadan düşmez.   وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ   Ne yerin karanlıklarında bir dane   وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ   ne de yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki   إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ   kitab-ı mubinde -yani ilm-i İlahide- bulunmamış olsun. (En’am 69)

Risale-i Nurlar Kur’an’ın bir tefsiridir. Dersimizin başından beri bu ve benzeri ayetlerin tefsirini yapıyoruz.

İntizamın ilm-i muhite ve kudret-i şâmileye olan şehadetini konuştuk. Daha da konuşulsa hakkıdır. Kalan kısmı sizlerin fikrine havale ediyorum.

Şimdi de icattaki suhuletin ilm-i muhite ve kudret-i şâmileye olan şehadetini konuşalım:

Mesela bir terziyi düşünelim. Bir elbiseyi çabucak keser, biçer ve diker. Elbisenin yapılmasındaki bu suhulet o zatın terzilik ilmine olan vukufiyetine ve bu işleri yapmaktan âciz olmadığına şehadet eder. Yani hem ilmine hem de kudretine delalet eder.

Eğer aynı kumaşı terzilik ilmini bilmeyen bir zata ya da eli-kolu tutmayan bir âcize verseydiniz, bir ay uğraşır, sonunda kumaşı heder ederdi. Bu, her sanat için geçerlidir. Kolaylık ilimden ve kudretten çıkar.

Biz şu âleme baktığımızda, sineğinden kuşuna, balığından filine, çiçeğinden ağacına kadar, her nebat ve hayvanın kolayca yaratıldığını görüyoruz. Zahmetsiz icad ediliyor, aza ve cihazları kolayca takılıyor.

— Peki, icattaki bu kolaylık nereden geliyor?

İlm-i muhitten ve nihayetsiz kudretten geliyor. Demek, her şeyin vücut yapısı, alacağı şekil, aza ve cihazları ve her türlü keyfiyatı Allah’ın ilminde mevcuttur. Allahu Teâlâ ilmiyle hepsini kuşatmış ve kudretiyle de hepsini yaratmaya muktedirdir.

— Eğer Allah’ın ilmi muhit olmasaydı ve kudretinde bir nihayet olsaydı, eşya böyle kolay icad edilebilir miydi?

Hayır, edilemezdi. İşte edilmesi ispat eder ki Allah’ın ilmi muhittir; her şeyi, bütün zaman ve mekânları kuşatmıştır. Kudreti nihayetsizdir, acz O’na ârız olamaz.

Meselenin daha derinlemesine tefekkürünü sizlere havale ediyorum. Dersimizi burada tamamlayalım. Bu dersimizde şu cümlenin mütalaasını yaptık:

Ve intizamla beraber harika bir suhulet, hiçbir şeyden âciz olmayan muhit bir ilim sahibine mahsustur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin