a
Ana SayfaKur'an'ın Tarifi1. Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır? Kur’an şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.

1. Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır? Kur’an şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasının ikinci dersindeyiz. Bir önceki dersimizde şerh ve izahta takip edeceğimiz usulü anlatmıştık. Bu dersle birlikte şerh ve izaha başlıyoruz. Üstadımız tefsirine şu soruyla başlıyor:

Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır?

Kur’an şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi… (İşârâtü’l-İ’caz)

(Kitab-ı kebir-i kâinat: Büyük kâinat kitabı)

Üstad Hazretleri Kur’an’a uzun bir tarif yapıyor. Biz bu tarifi cümle cümle mütalaa edeceğiz. Hatta bazen bir derse sadece bir cümlenin tahlili sığacak. Bu dersimizde tahlilini yapacağımız cümle şu: Kur’an şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi…

İlk önce “kitab-ı kebir-i kâinat” ifadesi üzerinde biraz duralım:

Cenab-ı Hakk’ın iki farklı kitabı vardır:

Birincisi: Kelam sıfatından gelen Kur’an’dır.

İkincisi: Tekvin sıfatından gelen kâinat olup kudret kalemiyle yazılmıştır.

Kelam sıfatından gelen Kur’an kitabının kelimeleri olduğu gibi, tekvin sıfatından gelen kâinat kitabının da kelimeleri vardır. Her bir mahluk bu kitabın bir kelimesidir. Kuş bir kelimedir, çiçek bir kelimedir, dağ bir kelimedir; deniz, güneş, yıldızlar ve her ne varsa, bu kitabın bir kelimesidir.

Üstadımız dedi ki: Kur’an şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir.

Tercüme: Bir sözü bir dilden başka bir dile çevirmektir.

Kur’an’ın kâinat kitabının tercümesi olmasından anlıyoruz ki: Şu kâinat kitabının kelimeleri hükmünde olan varlıklar lisan-ı hâlleriyle konuşuyorlar ve bize bir şeyler diyorlar. Bizler ise onların bu konuşmalarını anlamıyor ve dillerini bilmiyoruz. İşte Kur’an onların bu konuşmalarını tercüme ediyor ve sözlerini anlayacağımız dile çeviriyor.

Dilerseniz, şu kâinat kitabının bir kelimesi olan suyun lisan-ı hâliyle ne dediğine bakalım ve daha sonra Kur’an’ın onun sözünü nasıl tercüme ettiğini görelim:

Su lisan-ı hâliyle bize der ki:

— Bana bak, beni oku. Bak nasıl Allah benim ile ölü bir toprağı diriltiyor ve her türlü meyveleri çıkartıyor. Ölmüş nebatat ve ağaçlar bizim ile diriltiliyor. Allah sizi de böyle diriltecek. Ölmüş nebatatın dirilmesi gibi, sizler de dirilip kabirlerden çıkartılacaksınız. Hâlâ bizim bu hâlimizi görüp ibret almayacak mısınız?

İşte su lisan-ı hâliyle böyle diyor. Lakin biz onun bu sözünü anlayamıyoruz. İşte Kur’an o sözü bize tercüme ediyor ve diyor ki:

فَأَنزَلْنَا بِهِ الْمَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْموْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ   Sonra o bulutla yağmuru indiririz ve o yağmurla her türlü meyvelerden çıkarırız. Ölüleri de böyle çıkartacağız. Umulur ki ibret alırsınız. (Araf 57)

İşte Kur’an mezkûr ayetiyle, suyun lisan-ı hâl ile dediğini bizlere tercüme etti.

Yine su lisan-ı hâliyle der ki:

— Bana bak, nasıl da yerçekimi kanununa meydan okuyorum. Eğer yer çekimi kanununa tabi olsaydım başınıza kurşun gibi inerdim. Ama beni yaratan Zat çok merhamet sahibi; beni bir takdir ile indiriyor. Ben bu yumuşacık inişimin lisan-ı hâliyle Rabbimin rahmetine şehadet ediyorum.

İşte su lisan-ı hâliyle böyle der. Lakin biz onun bu sözünü duymayız, anlamayız. Kur’an o sözü bize tercüme ederek der ki:

وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاءً بِقَدَرٍ   Biz suyu gökten bir ölçüyle indirdik. (Mü’minun 18)

İşte Kur’an’ın mezkûr ayeti, suyun lisan-ı hâl ile söylediklerinin bir tercümesidir.

Yine su lisan-ı hâliyle der ki:

— Ben toprağın dibine kaçıp gidebilirdim. Ama bir kudret var, beni tutuyor; kaçmama, kaybolmama izin vermiyor. O kuvvetin tesirindendir ki toprak beni içemiyor, dibinde yok edemiyor. Ben bu hâlimle “Allah vardır.” diyorum. Sözümü niçin işitmiyor, beni niçin duymuyorsun?

Evet, su lisan-ı hâliyle böyle der. Lakin biz onu yine duymayız. Kur’an ise sözünü bize tercüme edip şöyle der:

فَأَسْكَنَّاهُ فِي الأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ   Biz o suyu yerde durdurduk. Şüphesiz ki biz, onu gidermeye de elbette gücü yetenleriz. (Mü’minun 18)

İşte Kur’an mezkûr ayetiyle, suyun sözünü bizlere böyle tercüme eder.

Yine su lisan-ı hâliyle der ki:

— Bak ben tertemizim. İçimde hiçbir kir ve pislik yok. Beni böyle tertemiz yapan ve sizin içiminize sunan Allahu Teâlâ’dır. Ben temizliğimin lisan-ı hâliyle O’nun varlığına şehadet ederim.

Bizim duyamadığımız bu konuşmayı Kur’an şöyle tercüme eder:

وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء طَهُورًا لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرًا   Biz gökten tertemiz su indirdik. Onunla ölü bir toprağa can vermek ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için… (Furkan 48-49)

İşte Kur’an mezkûr ayetiyle, suyun sözlerini bize böyle tercüme eder.

Su daha bunlar gibi birçok söz söyler, Kur’an da bu sözleri bize tercüme eder. Sadece su da konuşmaz; dağ konuşur, güneş konuşur, deniz konuşur; sinek, ağaç, ateş konuşur; her ne varsa konuşur; Kur’an da bu konuşmaları bize tercüme eder.

İşte Kur’an bu cihetiyle kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Eşyanın lisan-ı hâlleriyle dediklerini bize tercüme eder, konuşmalarını bize çevirir, sözlerini izah eder.

Üstadımız “tercüme-i ezeliye” diyerek Kur’an’ı ezelî kelam olmakla vasfetti. Biraz da Kur’an’ın Allah’ın ezelî kelamı olması üzerine konuşalım:

Kur’an’ın “ezelî” kelimesiyle sıfatlanması, itikadi bir tartışmaya noktayı koymak içindir. Bu itikadi mesele şudur:

Ehl-i sünnet itikadına göre, Kur’an Allah’ın ezelî kelamıdır ve mahluk değildir. Mutezile ise Kur’an’ın hem lafzının hem de manasının mahluk olduğunu söylemektedir. Üstadımız Kur’an hakkında “tercüme-i ezeliye” diyerek, Kur’an’ın mahluk olmadığını, Allah’ın ezelî kelamı olduğunu söylüyor ve Mutezile’ye bir reddiye yapıyor.

Kur’an’ın ezelî kelam olması meselesinin delillerini beyan etsek ders çok uzun kaçar. Bu başlı başına bir çalışmadır. Merak edenleri kelam kitaplarının ilgili bölümüne havale ediyorum.

Dersimizi burada tamamlayalım. Bu derste şu cümlenin mütalaasını yaptık:

Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır?

Kur’an şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi… (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin