a
Ana SayfaFatiha Suresi20. Rab: Yani her bir cüzü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla…

20. Rab: Yani her bir cüzü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

رَبّ : Yani her bir cüzü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi… (İşârâtü’l-İ’caz)

Şu âlemdeki her bir varlık küçük bir âlem hükmündedir. Mesela insan ile âlemi kıyas edelim. Bu kıyasta göreceğiz ki şu âlemde ne varsa küçük bir mikyasta aynısı insanda da vardır.

– Yeryüzünün dörtte üçü sudur. İnsan vücudunun da dörtte üçü sudur.

– Toprakta demir, bakır, çinko, fosfor gibi elementler var. Bedenimizde de bu elementlerin hepsi mevcut.

– Yeryüzünde dağlar, toprak var. Buna mukabil bizde kemikler ve et var.

– Yeryüzünde nehirler var. Buna mukabil bizde kılcal damarlar var.

– Yeryüzünde ormanlar var. Buna mukabil bizde saç ve kıllar var.

– Âlemde itme ve çekme kuvveti var. Bizde dâfia ve cazibe kuvveti var.

– Yeryüzünde kasırgalar, fırtınalar var. Bizde öfke var.

– Yeryüzünde bahar var, bizde neşe.

– Âlemde şeytan var, bizde nefis ve lümme-i şeytaniye.

– Âlemde melek var, bizde ilhamlar.

– Âlemde levh-i mahfuz var, bizde hafıza kuvveti.

– Âlemde Arş var, bizde kalp.

– Âlemde Kürsî var, bizde akıl.

– Âlemde misal âlemi var, bizde hayal kuvveti…

Bunlar ve daha birçok benzerlikler ispat eder ki insan şu kâinatın küçük bir misalidir. İnsanı büyütsek kâinat olur, kâinatı küçültsek insan olur.

Meseleye şöyle de bakabiliriz:

İnsan, belirli ölçülerle şu kâinattaki âlemlerden sağılmış bir damla veya noktadır. Yani mesela:

– Cenab-ı Hak levh-i mahfuzu sağdı, bir damlasını alıp insana koydu, o damla insanda hafıza oldu.

– Arş’ı sağıp bir damlasını insana koydu, o damla insanda kalp oldu.

– Kürsî’yi sağıp bir damlasını insana koydu, o damla insanda akıl oldu.

– Âlem-i misali sağıp bir damlasını insana koydu, o damla insanda hayal kuvveti oldu.

– Ormanları sağıp bir damlasını insana koydu, o damla insanda saç, sakal ve kıllar oldu.

– Dağları, toprakları sağıp bir damlasını insana koydu, o damla insanda kemik şeklini aldı. Ve hakeza…

İnsan âdeta kâinatın sağılmış bir özü oldu; bir damlası veya noktası oldu. İşte bu cihetten insan misal-i musaggar-ı kâinat; kâinat da insan-ı kebirdir.

Bu benzerlik bütün hayat sahipleri için geçerlidir. Üstadımız Mesnevi-i Nuriye’de şöyle diyor:

— Bal arısını pek çok şeylere fihriste yapan…

Bu cümleden anlıyoruz ki: Sadece insan değil, bal arısı da kâinatın bir misal-i musaggarıdır. Bal arısı gibi, diğer varlıklar da bir misal-i musaggar, bir fihrist ve küçük bir âlemdir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Yani her bir cüzü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla terbiye ve yıldızlar hükmünde olan o cüzlerin zerratını kemal-i intizamla tahrik eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Cenab-ı Hak şu âlemi bütün eczasıyla terbiye etmiştir. Kuşa uçmayı, balığa yüzmeyi öğretmiştir. İpek böceğine ipeği dokumayı, arıya bal yapmayı öğretmiştir. Sineğe vurkaç tekniğini, örümceğe ağ örmeği öğretmiştir…

Bunlar gibi, her bir mahluka vazifesini öğretmiş, o vazifeyi yapabilmesi için onu terbiye etmiş ve hayat şartlarını ona ilham etmiştir. Bütün bunlar Allah’ın “Rab” isminin bir tecellisidir.

Yine Allahu Teâlâ yıldızlar hükmünde olan o cüzlerin zerratını kemal-i intizamla tahrik eder. Her bir varlık küçük bir âlem olduğunda, büyük âlemdeki yıldızlar, bu küçük âlemlerde zerrat hükmünü alır. Yani büyük âlem yıldızlardan oluştuğu gibi, küçük âlemler de zerrattan oluşmaktadır.

İşte Allahu Teâlâ yıldızlar hükmündeki bu zerratı kemal-i intizamla tahrik eder. O zerrat bir araya gelir; göz olur, kulak olur, el olur, kalp olur ve hakeza…

Zerratın bir araya gelerek bir eşyayı, bir azayı veya uzvu oluşturması yine “Rab” isminin bir tecellisidir. Atomlar Rab isminin tecellisiyle harekete geçer; eşyayı ve eşyadaki aza ve uzuvları oluşturur.

Mezkûr cümledeki “kemal-i intizamla” ifadesini de atlamayalım. Evet, zerrat tahrik edilip eşya vücuda getiriliyor. Yine zerratın tahrikiyle aza ve uzuvlar yaratılıyor. Ama bunların hepsinde kemal-i intizam var. Şu kâinattaki kemal-i intizamı anlatmak için ciltler dolusu kitap yazılabilir ve yazılmıştır da. Hatta değil kâinat, bir sineğin vücudundaki intizam için bile bir kitap yazılabilir. Bizler âlemdeki ve eşyadaki intizamı ilgili fenlerin kitaplarına havale ediyoruz. Bu makamda, kemal-i intizam üzerinde biraz tefekkür edebilmek için, eşyanın en küçük yapı taşı olan atomdaki intizam üzerine biraz konuşalım:

Hava, su, dağlar, hayvanlar, bitkiler, vücudumuz, oturduğumuz koltuk; kısacası en küçüğünden en büyüğüne kadar gördüğünüz, dokunduğunuz, hissettiğiniz her şey atomlardan meydana gelmiştir. Atomlar öyle küçük parçacıklardır ki en güçlü mikroskoplarla dahi görmek mümkün değildir.

Atomun küçüklüğünü şu örnekle açıklamaya çalışalım:

Elimizde bir anahtar olduğunu düşünelim. Kuşkusuz bu anahtarın içindeki atomları görebilmemiz mümkün değildir. Anahtardaki atomları görebilmek için elimizdeki anahtarı dünyanın boyutlarına getirdiğimizi farz edelim. Elimizdeki anahtar dünya boyutunda büyürse, işte o zaman anahtarın içindeki her bir atom bir kiraz büyüklüğüne ulaşır.

Her atom, bir çekirdek ve çekirdeğin çok uzağındaki yörüngelerde dönüp dolaşan elektronlardan oluşmuştur. Çekirdeğin yarıçapı ise atomun yarıçapının on binde biri kadardır. Elimizdeki anahtarı dünya boyutuna getirdiğimizde ortaya kiraz büyüklüğünde atomlar çıkmıştı. Şimdi, kiraz büyüklüğündeki atomların içinde çekirdeği arayalım…

Bu arayış boşunadır. Çünkü -böyle bir ölçekte bile- çok daha küçük olan çekirdeği görme imkânımız kesinlikle yoktur. Çekirdeği görebilmemiz için, atomumuzu temsil eden kiraz yeniden büyüyüp iki yüz metre yüksekliğinde kocaman bir top olmalıdır. Bu akıl almaz boyuta karşın atomumuzun çekirdeği sadece çok küçük bir toz tanesi boyutuna gelecektir.

Şimdi, dilerseniz bu küçük yapıdaki kemal-i intizamı görelim:

Atomda bulunan elektronlar, sahip oldukları elektrik yükü nedeniyle çekirdeğin etrafında sürekli olarak dönerler. Bütün elektronlar eksi (-) elektrik yüküyle, bütün protonlar da artı (+) elektrik yüküyle yüklüdürler. Atomun çekirdeğindeki artı yük, elektronları kendisine doğru çeker. Bu nedenle elektronlar çekirdeğin etrafından ayrılamazlar.

Atomun merkezinde ne kadar proton varsa dışında da o kadar elektron olur. Bu sayede atomların elektriksel yükü dengelenir. Ancak protonun hacmi de kütlesi de elektrondan çok daha fazladır. Eğer bir karşılaştırma yapmak gerekirse: Aralarındaki fark, bir insanla bir fındık arasındaki fark gibidir. Ama yine de elektrik yükleri birbirinin aynıdır.

— Acaba proton ve elektronun elektriksel yükleri eşit olmasaydı ne olurdu?

Bu durumda, evrendeki tüm atomlar, protondaki fazla artı elektrik nedeniyle artı elektrik yüküne sahip olurlardı. Bunun sonucunda da evrendeki her atom birbirini iterdi.

— Peki, evrendeki atomların her biri birbirini itse neler yaşanır?

Yaşanacak olan şey şudur: Bir anda paramparça oluruz. Gövdemiz, bacaklarımız, başımız, gözlerimiz, dişlerimiz, kısaca vücudumuzun her parçası bir anda havaya uçar. Sadece biz değil, dünya da bir anda havaya dağılır. Yeryüzündeki tüm denizler, dağlar, Güneş Sistemi’ndeki tüm gezegenler ve evrendeki bütün gök cisimleri aynı anda sonsuz parçaya ayrılıp yok olurlar. Ve bir daha da evrende gözle görülür hiçbir cisim var olmaz.

Üstelik böyle bir olayın yaşanması, elektron ve protonların elektrik yükleri arasındaki dengenin sadece 100 milyarda bir oranında değişmesiyle gerçekleşir. Evrenin yok olması ise bu dengedeki milyar kere milyarda bir oynama ile meydana gelir. Yani evrenin ve canlıların varlığı böyle hassas bir intizam ile mümkündür.

Buraya kadar anlattıklarımız tek bir atomun içindeki kusursuz intizamın sadece birkaç küçük detayıydı. Aslında atom, üzerine ciltlerce kitap yazılabilecek kadar kapsamlı bir yapıya ve intizama sahiptir.

Şimdi, yıldızların intizamlı hareketlerinden varlıkların intizamlı vücutlarına, azaların intizamlı yaratılışından dişlerin intizamlı dizilişine kadar, kâinattaki ve içindeki eşyadaki kemal-i intizamı düşünün. Sonra bu intizamdaki ıttıradı -yani bu intizamın milyonlar senedir devam ettiğini- tefekkür edin. Daha sonra da bütün kuvvetinizle şöyle deyin:

—  Bütün bunlar Rab isminin bir tecellisidir. Zerratı tahrik eden ve eşyaya bu şekilde kemal-i intizam veren Rab ismidir. Bütün kâinat -her bir zerresiyle- Rab ismini okuyor ve bu ism-i şerifi tesbih ediyor. Âmennâ ve saddeknâ.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Evet, Cenab-ı Hak her şey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir. Ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Her şey o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere, sanki manevi bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve mânilerini defeden şüphesiz Cenab-ı Hakk’ın terbiyesidir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Nokta-i kemal: Mükemmellik noktası / Müteveccihen: Yönelerek / Esna-yı harekette: Hareketi esnasında)

Cenab-ı Hak her şey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir. Mesela:

– “Sarıçam” denilen ağaç 40 metreye kadar uzayabilirken, başka bir çam türü olan “kızılçam” 25 metreye kadar uzayabilmektedir. Demek, sarıçam için nokta-i kemal 40 metre iken, kızılçam için nokta-i kemal 25 metredir.

– Bir piton yılanının boyu 10 metreye ulaşabilirken, bir kertenkelenin boyu 15-20 santimetreden daha fazla uzamamaktadır. Demek, piton için nokta-i kemal 10 metre iken, kertenkele için nokta-i kemal 15-20 santimetredir.

– Bir insanın boyu en fazla 2 metre civarında olurken, bir sineğin boyu 0.6-0.7 santimetre kadardır. Demek, insan için nokta-i kemal 2 metre civarında iken, sinek için nokta-i kemal 0.6-0.7 santimetredir.

Bunlar gibi, Allahu Teâlâ her bir varlık için bir nokta-i kemal tayin etmiştir. Bu nokta-i kemal, o varlığın alacağı son şekil ve büyüklük olarak ulaşacağı nihai sınırdır.

O noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Her şey o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere, sanki manevi bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Her doğan varlık hemen büyümeye başlar ve kendisi için tayin edilen o noktaya ulaşmaya çalışır. Hatta mesela bir ağacın dallarını kesseniz hemen farklı bir yerinden yenisi çıkar ve o da büyümeye başlar. Her şey büyüme üzerine programlanmış, her bir varlığa bir nokta-i kemal tayin edilmiş ve o noktaya doğru hareket etmesi için ona bir meyil verilmiştir.

Esna-yı harekette onlara yardım eden ve manilerini defeden şüphesiz Cenab-ı Hakk’ın terbiyesidir. Mesela bir ağacın kökü nokta-i kemaline doğru hareket ederken karşısına bir kaya çıksa, kök o kayayı parçalamakta ve hareketine devam etmektedir. O sert kayayı ipek gibi yumuşak köklere musahhar eden Cenab-ı Hak’tır. O sert kaya Cenab-ı Hakk’ın emriyle parçalanır. Yine ağacın dallarındaki yapraklar, çiçekler ve meyveler yazın şiddetli sıcağına karşı taravetlerini korurlar. Güneş onları yakamaz ve kurutamaz. Harareti ağaca musahhar eden yine Cenab-ı Hak’tır.

Bunlar gibi, bir varlık nokta-i kemaline doğru hareket ederken bir mâniyle karşılaşsa, o mâniyi defeden Allahu Teâlâdır. Bu def de “Rab” isminin bir tecellisidir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Evet, kâinata dikkatle bakıldığı zaman, insanların taife ve kabileleri gibi, kâinatın zerratı münferiden ve müctemian Hâlıklarının kanununa imtisalen, muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir. Yalnız bedbaht insanlar müstesna! (İşârâtü’l-İ’caz)

Her şey Allah’a itaat etmekte ve kendisine yüklenen tekvini vazifeyi yapmaktadır. Arı bal yapmakta, inek süt vermektedir. Ağaçların dalları rahmetin eli olup her türlü meyveyi uzatmakta, toprak kazan olup kaynayarak her türlü nebatatı pişirmektedir.

Kâinatın zerratı münferiden -yani atomlar tek başlarına- ve müctemian -yani bir araya gelerek oluşturdukları varlıklarla- Hâlıklarının kanununa imtisalen -Allah’ın koymuş olduğu kanunlara itaat ederek- muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir. Kendilerine yüklenen vazifeyi tam gördükleri ve vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir.

Yalnız bedbaht insanlar müstesna! Bütün varlıklar hamil oldukları vazifelerde çalışırken, hiçbiri vazifesinden zerre miktar geri kalmazken, bir kısım bedbaht insanlar yaratılış gayesini hatıra getirmemekte hatta bir kısmı hikmet-i hilkatini dahi bilmeyerek hayvandan daha aşağıya düşmektedir. Allah böyle insanlardan olmaktan bizleri muhafaza eylesin. Âmin.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

رَبّ : Yani her bir cüzü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla terbiye ve yıldızlar hükmünde olan o cüzlerin zerratını kemal-i intizamla tahrik eder.

Evet, Cenab-ı Hak her şey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir. Ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Her şey o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere, sanki manevi bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve mânilerini defeden şüphesiz Cenab-ı Hakk’ın terbiyesidir.

Evet, kâinata dikkatle bakıldığı zaman, insanların taife ve kabileleri gibi, kâinatın zerratı münferiden ve müctemian Hâlıklarının kanununa imtisalen, muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir. Yalnız bedbaht insanlar müstesna! (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin