a
Ana SayfaLemalar29. Maahaza, tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garip, acip, muntazam vaziyete bakınız ki…

29. Maahaza, tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garip, acip, muntazam vaziyete bakınız ki…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Maahaza, tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garip, acip, muntazam vaziyete bakınız ki o habbe, tohumu olacak cismin bütün eczasıyla münasebettar olduğu gibi, neviyle yani ebnâ-yı cinsiyle de ve bütün mevcudatla da münasebetleri vardır. Ve onlara karşı o münasebetleri nispetinde vazifeleri vardır. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Maahaza: Bununla birlikte / Habbe: Dane / Ecza: Cüzler / Münasebettar: Alakadar / Ebnâ-i cinsi: Aynı cinsten olanlar)

İlk önce “Tohum olacak bir habbe” ifadesi üzerinde duralım. Alelade bir iş zannettiğimiz tohumun oluşumu bir mucize-i kudrettir. Tohum şöyle oluşur:

Bitkilerin polenleri böceklerin ve rüzgarların yardımıyla birbirine taşınır ve tozlaşma gerçekleşir. Tozlaşmadan sonra bitkinin dişi organındaki yumurtalıkta döllenme gerçekleşir. Bu oluşan yeni tohuma zigot denir. Zigot büyür ve embriyo olur. Oluşan embriyonun etrafında besin depo edilir ve koruyucu kabuk oluşur. Bu sayede tohum meydana gelir. Daha sonra bu tohum bitkiden çıkar ve yeni bir bitki olma yolunda ilerler.

Tam olarak anlayamadık değil mi?  Bizler mahlukatın en akıllısıyız, daha tohumun oluşumunu anlayamıyoruz.

— Peki, bizim anlayamadığımız bu işi bitki nasıl yapıyor ve niçin yapıyor?

Tohumun oluşumu başlı başına bir mucizedir. “Tohum olacak bir habbe” ifadesi bu mucizeye dikkat çekmektedir.

Üstadımız bu bölümde bir tevhid delilinden bahsediyor. Diyor ki: Tohumun veya çekirdeğin üç şeyle alakası vardır:

1. Tohumu olduğu cismin bütün eczasıyla alakadardır. Yani tohum kendisinden çıkacak bitkiyle ve bu bitkinin bütün kısımlarıyla alakadardır.

2. Neviyle alakadardır. Mesela o tohum bir gül tohumuysa bütün güllerle bir alakadarlığı vardır. Eğer papatya tohumuysa bütün papatyalarla alakadarlığı vardır.

3. Bütün mevcudatla bir alakadarlığı vardır.

Ve o tohumun hem kendi ferdine hem cinsine hem de mevcudata karşı vazifeleri vardır. Şimdi bu üç maddeyi izah edelim:

Tohum çiçeği ile alakadardır. Zira çiçeğin bütün plan ve programı onda yazılıdır. Tohum çiçeğe adeta bir sandıkça olmuş, çiçeğin bütün cihaz ve azaları o sandıkçada saklanmıştır.

— Peki, tohumu bu çiçeğe kim sandıkça yapmıştır?

— Çiçeğin bütün plan ve programını tohumda kim yazmıştır?

— Tohumu çatlatıp ondan çiçeği kim çıkarmıştır?

— Allah’tan başka bu işe fail olabilecek bir sebep var mıdır? Haşa, yoktur.

Tohum sadece kendi çiçeği ile değil, o çiçeğin neviyle de alakadardır. Şöyle ki:

Değişik zamanlarda ekilen aynı tür tohumlar dikilmelerindeki zaman farkına rağmen aynı gün çiçek açarlar. Neden mi? Çünkü ancak bu şekilde üremeleri mümkündür. Polen tozları rüzgârlarla ve böceklerin kanatlarına yapışarak aynı türün başka ferdine taşınır. Bununla da aşılanma meydana gelir. Eğer çiçekler aynı gün açmamış olsaydı nesilleri çoktan tükenirdi.

Aşılanmanın olabilmesi için gül poleni güle, papatya poleni papatyaya taşınmalıdır. Başka bir çiçeğe taşınsa aşılanma olmaz. İşte bu sebeptendir ki böcekler ilk önce hangi çiçeğe konarsa devamında hep aynı cinse konarlar. Oradaki o çiçeğin diğer fertleri bitmedikçe başka bir çiçeğe konmazlar. Eğer konsalardı, farklı cinslerin polenlerini birbirine taşıdıkları için yine aşılama olmazdı ve çiçek nesli tükenirdi.

Şimdi soralım:

— Tohumlar farklı günlerde ekilse dahi aşılanmak için aynı gün çiçek açıyor. Acaba tohumlar nasıl haberleşiyor?

— Çiçeğin çıkma gününü nasıl belirliyorlar?

— Sonra ekilen tohum büyümesini hızlandırıp kendini o güne nasıl yetiştiriyor?

— Bu sorulara “Allah yapıyor.” demekten başka cevap var mıdır? Haşa, yoktur.

Tohumun mevcudat ile münasebetine gelince, birçok münasebeti vardır. Güneşle, havayla, ışıkla, toprakla, suyla, minerallerle ve daha bir çok şeyle alakası vardır. Bu alakadarlık mükemmel kurulmalıdır ki tohumdan çiçek çıkabilsin. Alakadarlığı olduğu gibi, mevcudata karşı vazifeleri de vardır. Bu vazifelerden bir tanesini beyan edelim:

Malumunuz havada %21 oksijen vardır. Eğer oksijen biraz azalırsa hayat biter. Her bir bitki ve çiçek havadaki bu oksijen dengesini ayarlayacak şekilde bir hesap uzmanı gibi çalışır. Havadan aldığı karbondioksiti ve topraktan aldığı suyu güneş ışığını kullanarak şeker ve oksijene dönüştürür. Şekeri kendi bünyesinde besin olarak depolar, oksijeni atmosfere bırakır. Eğer havada oksijen çoğalırsa üretimi kısarlar; azalırsa üretimi çoğaltırlar.

Şimdi soralım:

— Acaba bu cansız tohumun mevcudatla münasebetini kim tanzim etti?

— Tohum bunu kendi kendine mi yaptı?

— Güneşle, havayla, suyla, toprakla ve münasebeti olduğu diğer eşyayla oturup bir anlaşma mı yaptı?

— Peki, şuursuz bitkiler havadaki oksijen dengesini sağlamak için bir kimya mühendisi gibi nasıl çalışıyorlar?

— Hangi aletlerle ölçüm yapıyorlar?

— Hayatın devamı onlar için neden bu kadar önemli?

Eğer Allah kabul edilmezse bu sorulara hiçbir mantıklı cevap verilemez.

Üstad Hazretleri tohumun kendi çiçeğiyle, cinsiyle ve mevcudatla alakası olduğunu beyan etti. Biz de bu ifadeyi örneklerle izah etmeye çalıştık. Bizler tefekkürümüzde diğer varlıkları tohum ve çekirdeğe kıyas edelim. Onların âlemdeki diğer varlıklarla olan münasebetlerini ve umumi nizamı muhafaza için nasıl çalıştıklarını düşünelim. Daha sonra da şu sorunun cevabını verelim:

— Her bir varlığın diğer varlıklarla münasebetleri ve onlara karşı vazifeleri vardır. Ayrıca her bir mahluk umumi nizamın muhafazası için çalışmaktadır. Acaba hiç mümkün müdür ki bu münasebetleri bu cansız ve şuursuz varlıklar kendi kendilerine kurmuş olsun ve yine kendi başlarına âlemdeki bu nizamın devamı için birer vazife üstlensin?

Aklını kaybetmeyen bu şıkkı asla kabul edemez!

Bu dersimizde şu bölümü anlamaya çalıştık:

Maahaza, tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garip, acip, muntazam vaziyete bakınız ki o habbe, tohumu olacak cismin bütün eczasıyla münasebettar olduğu gibi, neviyle yani ebnâ-yı cinsiyle de ve bütün mevcudatla da münasebetleri vardır. Ve onlara karşı o münasebetleri nispetinde vazifeleri vardır.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin