a
Ana SayfaFatiha Suresi22. Ukalaya mahsus cem sigasıyla gayr-ı ukala cemlendirilmiştir. Bu ise kavaide muhaliftir…

22. Ukalaya mahsus cem sigasıyla gayr-ı ukala cemlendirilmiştir. Bu ise kavaide muhaliftir…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِين  de olduğu gibi burada da ukalaya mahsus cem sigasıyla gayr-ı ukala cemlendirilmiştir. Bu ise kavaide muhaliftir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Arapça bilmeyenler için meseleyi biraz açalım:

Arapçada mahlukat “âkıl” ve “gayr-ı âkıl” olarak ikiye ayrılır. İnsanlar ve cinler âkıl; cemadat, nebatat ve hayvanat ise gayr-ı âkıldır. Âkılın çoğulu “ukala”, gayr-ı âkılın çoğulu da “gayr-ı ukala”dır.

Âkıl bir varlığa işaret ederken farklı bir zamir kullanılır; gayr-ı âkıl bir varlığa işaret ederken farklı bir zamir kullanılır. Yine âkıl bir varlıktan bahsederken fiilin farklı bir formu kullanılır; gayr-ı âkıl bir varlıktan bahsederken daha farklı bir form kullanılır.

Âkıl ve gayr-ı âkılı bu şekilde öğrendikten sonra, şimdi biraz da çoğul (cemi) üzerine konuşalım:

Arapçada çoğul üç türlüdür:

1. Cem-i müzekker-i salim.

2. Cem-i müennes-i salim.

3. Cem-i teksir.

Cem-i müzekker-i salim âkıl varlıkların çoğulu için kullanılır. Cem-i teksir ise gayr-ı âkıl varlıkların çoğulu için kullanılır.

عَالَمٌ  kelimesinin cem-i müzekker-i salimi  عَالَمُونَ ، عَالَمِينَ  şeklindedir ve âkıl varlıklar için kullanılır.

عَالَمٌ  kelimesinin cem-i teksiri ise  عَوَالِمُ  şeklindedir ve gayr-ı âkıl varlıklar için kullanılır.

“Âlemler” denildiğinde ekser eşya cansızdır ve gayr-ı âkıldır. Güneşler, yıldızlar, galaksiler; cemadat, nebatat ve hayvanat hep gayr-ı âkıl varlıklardır. Bu durumda, “âlemler” manası için âkıl formu olan  عَالَمِينَ  değil, gayr-ı âkıl formu olan  عَوَالِمُ  gelmeliydi. Yani  رَبِّ الْعَالَمِينَ  yerine,  رَبِّ الْعَوَالِم  denilmeliydi.

Bu makamda soru şudur:

Ukalaya (yani akıllı varlıklara) mahsus cem sigasıyla (yani cem-i müzekker-i salim sigasıyla) gayr-ı ukala (akılsız varlıklar) cemlendirilmiştir (yani çoğul yapılmıştır). Bu ise kavaide muhaliftir. Kaideye muhalif olan bu zikrin sebeb-i hikmeti nedir?

Üstadımız bunun bir misali olarak  رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِين  ayetini gösterdi. Bu ayette de aynı durum söz konusudur. Şöyle ki:

Hz. Yusuf (a.s.) gördüğü rüyayı babasına şöyle anlatır:

إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ  Bir vakit Yusuf, babasına demişti ki:  يَا أَبتِ  Ey babacığım!  إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا  Şüphesiz ben (rüyamda) on bir yıldız gördüm,  وَالشَّمْسَ  ve güneşi gördüm,  وَالْقَمَرَ  ve ayı gördüm,  رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ  onları kendime secde ederken gördüm. (Yusuf 4)

Ayetteki “onlar” ifadesiyle güneş, ay ve yıldızlar kastedilmiştir. Bu varlıklar gayr-ı âkıl varlıklardır. Gayr-ı âkıl varlıkların çoğuluna işaret edilirken ( هُمْ ) zamiri değil, ( هَا ) zamiri kullanılır. Yani kaideye uygun hâli  رَأَيْتُهُمْ  şeklinde değil,  رَأَيْتُهَا  şeklindedir. Ama kaideye muhalif olarak  رَأَيْتُهُمْ  şeklinde gelmiştir.

Soru: Âkıl varlıklar için kullanılan ( هُمْ ) zamirinin -mezkûr ayette- “gayr-ı âkıl” varlıklar için kullanılması; yine Fatiha suresinde  عَالَمِينَ  şeklinde “âkıl varlıklar” için kullanılan formun gelmesi ne hikmete binaendir?

Üstadımız bu soruya şöyle cevap veriyor:

Evet, âlemin ihtiva ettiği uzuvların birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi belagatın en makbul bir prensibidir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Mütekellim: Konuşan, söyleyen)

Belagat ilminde gayr-ı âkıl varlıklar birer mütekellim suretinde tasavvur edilebilir. Hatta bu tasavvurla nice eserler yazılmış; hem cemadat, hem nebatat, hem de hayvanat birbirleriyle konuşturulmuştur. Hele bu durum varlıklar ile Allah arasında düşünüldüğünde gayr-ı âkıl varlıkların âkıl ve mütekellim suretinde tasavvur edilmesi ayn-ı hak ve ayn-ı hikmettir. Bunun sebebini Üstadımız şöyle izah ediyor:

Zira kâinatın “âlem” ile tesmiyesi, kâinatın Sâniine olan delaleti, şehadeti, işareti içindir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Tesmiye edilmek: İsimlendirilmek)

Ragıp el-Isfehani “Müfredat” isimli eserinde “âlem” kelimesi hakkında şöyle diyor:

— Bu kelime asıl itibarıyla kendisiyle bilinen şeyin ismidir. Tıpkı kendisiyle tabedilen şeye  طَابَع  ve kendisiyle mühürlenen şeye  خَاتَم  denildiği gibi…  عَالَم  kelimesinin bu formda gelmesi, alet gibi olduğu içindir. Zira âlem yaratıcısına delalet etmesi bakımından alettir. Bundan dolayı Allahu Teâlâ, kendi birliğini öğrenme konusunda bizi âleme yönlendirmiş ve mesela  أَوَلَمْ يَنظُرُوا فِي مَلَكُوتِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ  “Göklerin ve yerin melekûtunu düşünmüyorlar mı?” (Araf 185) buyurmuştur. (Müfredat, Sf. 721)

Kâinatın tamamı bir âlem olup sanatkârı olan Allah’a delalet ve şehadet ettiği gibi, kâinatın her bir uzvu da küçük bir âlem olup aynı delaleti ve şahadeti yapmaktadır. Üstadımız bu manayı şöyle ifade ediyor:

Binaenaleyh kâinatın uzuvları da Sâni’e olan delaletleri, şehadetleri için birer âlem olmaları icab eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Kâinat, Allah’ın varlığına olan delaleti ve şehadeti sebebiyle nasıl “âlem” unvanını almışsa, kâinatın her bir uzvunun da aynı unvanı alması iktiza eder. Zira kâinat bu uzuvlardan oluşmuştur. Bu uzuvlar Allah’ın vücub-u vücuduna ve vahdetine delalet ve şehadet etmeli ki kâinat da aynı delaleti ve şehadeti yapabilsin. Zira kâinat dediğimizde bütün bu uzuvların toplamını kastediyoruz. Cüzde olmayan, küllde olmaz. Eğer küllde varsa, cüzünde de olmalıdır.

Buraya kadar şunu anladık:

1. Kâinat bir bütün olarak Allah’a delalet, şehadet ve işaret ediyor. Bu sebeple de “âlem” ismiyle tesmiye edilmiş.

2. Kâinatın delaleti, şehadeti ve işareti gibi, her bir varlık da aynı delaleti, şehadeti ve işareti ediyor.

– Kâinat yüksek bir sesle ne diyorsa, aynı sözü bir sinek de kendi cirmi nispetinde söylüyor.

– Kâinat Allah’ın varlığına nasıl şehadet ediyorsa, bir kelebek de kendi cirmi nispetinde aynı şehadeti ediyor.

– Kâinat Allah’ın vahdaniyetine nasıl delalet ediyorsa, bir ağaç da kendi cirmi nispetinde aynı delaleti ediyor.

– Kâinat Allah’ın varlığına nasıl işaret ediyorsa, bir çiçek de kendi cirmi nispetinde aynı işareti ediyor.

Bundan da şu hakikat tebarüz ediyor:

Öyle ise Sâni’in o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da Sâni’i ilam etmelerinden anlaşılır ki o uzuvlar birer hayy, birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir. Binaenaleyh bu cemde kavaide muhalefet yoktur. (İşârâtü’l-İ’caz)

Başta sorumuz şuydu:

— Niçin âkıl varlıklar için kullanılan  الْعَالَمِينَ  formu gayr-ı âkıl varlıklar için kullanılmıştır? Gayr-ı âkılın formu olan  عَوَالِم  denseydi daha uygun olmaz mıydı?

İşte bu sorunun cevabını öğrendik. Cevap şuymuş:

Öyle ise Sâni’in o uzuvları terbiyesinden: Yani Allahu Teâlâ’nın kâinatın her bir cüzünü; her bir nebatı, hayvanı hatta cemadatı dahi terbiye etmesinden; o varlıklara vazifelerini öğretip, o vazifeleri yapacak cihazlarla teçhiz etmesinden ve onlara hayat şartlarını talim etmesinden…

Ve o uzuvların da Sâni’i ilam etmelerinden anlaşılır ki: Yani kâinatın uzvu hükmündeki her bir varlığın da lisan-ı hâl ile Allah’ın varlığını ilan etmesinden, Allah’ın vücub-u vücudunu şehadet etmesinden, çok cihetlerle Allah’ın varlığına delalet etmesinden ve yüzler lisanla kelime-i tevhidi söylemesinden anlaşılır ki,

O uzuvlar: Yani kâinata dâhil olan varlıklar; güneşlerden yıldızlara, meteorlardan galaksilere, denizlerden dağlara, cemadattan nebatata, nebatattan hayvanata kadar her şey,  

Birer hayy, birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir: Yani her bir varlık Allah’ın varlığına bir şahit, O’nun vücuduna bir delil, O’nun vahdaniyetine bir müsbittir. Her bir varlık O’nu zikreden bir zâkir, şükreden bir şâkir, tesbih eden bir müsebbih ve ibadet eden bir âbiddir. Bu sebeple de her bir varlık, cemadattan hayvanata kadar her bir mahluk, birer hayy, birer âkıl ve birer mütekellim suretinde tasavvur edilebilir.

Binaenaleyh bu cemde: Yani âkıl varlıklar için kullanılan çoğul sigasının (cem-i müzekker-i salim sigasının) gayr-ı âkıl varlıklar için kullanılmasında,

Kavaide muhalefet yoktur: Arapça gramer kurallarına bir muhalefet yoktur.

Herhalde mesele anlaşılmıştır. Dersimizi burada noktalayalım. Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِين  de olduğu gibi burada da ukalaya mahsus cem sigasıyla gayr-ı ukala cemlendirilmiştir. Bu ise kavaide muhaliftir.

Evet, âlemin ihtiva ettiği uzuvların birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi belagatın en makbul bir prensibidir. Zira kâinatın “âlem” ile tesmiyesi, kâinatın Sâniine olan delaleti, şehadeti, işareti içindir.

Binaenaleyh kâinatın uzuvları da Sâni’e olan delaletleri, şehadetleri için birer âlem olmaları icab eder. Öyle ise Sâni’in o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da Sâni’i ilam etmelerinden anlaşılır ki o uzuvlar birer hayy, birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir. Binaenaleyh bu cem’de kavaide muhalefet yoktur. (İşârâtü’l-İ’caz)

 Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin