a
Ana SayfaReşhalar23. Ağlayan, müteşekkî ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Hâlık’ına şâkir sıfatını takınıyor.

23. Ağlayan, müteşekkî ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Hâlık’ına şâkir sıfatını takınıyor.

Reşhalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şu konuyu işliyorduk:

Âleme iman gözüyle bakıldığında içindeki eşya ve hadisat güzel bir mana kazanıyor. Küfür gözüyle bakıldığında ise bu mana kayboluyor ve âlem karanlığa düşüyor.

Üstadımız kâinata ilk önce küfür gözüyle baktı. Küfür gözüyle bakıldığında kâinatın aldığı şekli altı maddede topladı. Sonra kâinata iman gözüyle baktı. İman gözüyle bakıldığında kâinatın şekli değişti. Biz bu değişikliğin üç maddesini okuduk ve mütalaa ettik. Bu dersimizde dördüncü maddeyi mütalaa edeceğiz. Üstadımız şöyle diyor:

Ağlayan, müteşekkî ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Hâlık’ına şâkir sıfatını takınıyor. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Müteşekkî: Şikayet eden / Eytam: Yetimler / Şâkir: Şükreden)

Kâinata küfür gözüyle bakıldığında hayvanlar ve insanlar yetimler gibi olup ölümün ve firakın korkusundan feryat ediyorlardı. İman gözüyle bakıldığında ise ağlayan, şikâyet eden ve yetim kıyafetinden görünen insan; ibadetinde zâkir ve Allah’a karşı şâkir sıfatını takındı.

Üstadımız küfür gözüyle kâinata baktığında hem hayvanları hem de insanları firak ve zevalin korkusundan ağlayan yetimler şeklinde görmüştü. İman gözüyle baktığında ise hayvanlardan bahsetmeyip sadece insanlardan bahsetti ve insanların ibadetinde zâkir ve Hâlık’ına şâkir sıfatını takındığını bildirdi. Muhtemelen bu ifadeye hayvanat da dâhildir. İman gözüyle kâinata bakıldığında hem hayvanlar hem de insanlar zâkir ve şâkir şeklinde gözükür.

Bu makamda şöyle bir soru akla gelebilir:

— İnsanlar zâkir ve şâkir sıfatını takınabilir. Ancak hayvanatın zâkir ve şâkir olması nasıl mümkündür? Onların aklı mı var ki zâkir ve şâkir olabilsin?

Bu soruya cevaben deriz ki:

Evet, hayvanat da zâkir ve şâkir olabilir. Bu meselenin birçok delili vardır.

Birinci delilimiz Neml suresinin 16. ayetidir. Bu ayet-i kerimede Hz. Süleyman (a.s.) şöyle diyor:

عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ  Bize kuş dili öğretildi.

Bu ayetin açık beyanıyla, Hz. Süleyman (a.s.) kuşlarla konuşabiliyor ve onların lisanını anlayabiliyordu. Demek, kuşların manalı sözleri var.

— Eğer sözlerinde bir mana olmasaydı, Hz. Süleyman onlarla ne konuşacaktı?

— Manasız sesler çıkaranla konuşulur mu?

Konuşulmaz. İşte Hz. Süleyman’ın kuşlarla konuşması ispat eder ki kuşlar manalı sözler söylüyor. Manalı söz söyleyebilenler niçin zikredip “zâkir” ve şükredip “şâkir” olamasın?

İkinci delilimiz Neml suresinin 21 ve 25. ayetleri arasıdır. Bu ayetlerde Hz. Süleyman (a.s.) ile Hühhüd kuşu arasında geçen bir konuşma anlatılır. Şöyle ki: Hz. Süleyman kuşları teftiş eder. Hüdhüd kuşu bu teftişte yoktur. Şimdi, bu sahneyi Kur’an’ın ayetleriyle takip edelim:

Hz. Süleyman dedi ki: Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı? Ona şiddetli bir şekilde azap edeceğim, yahut keseceğim! Ya da bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek. Çok geçmeden Hüdhüd gelip dedi ki: Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana çok doğru bir haber getirdim. Onlara hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkân verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım. Onun ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayet bulamıyorlar. Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmiyorlar. (Neml 21-25)

Bu sözleri bir peygamber değil, Hüdhüd kuşu söylüyor. Allah’ı “Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen” diye vasfediyor. Şimdi, şunu soruyoruz:

— Allah’ı böyle vasfedebilen bir kuş Allah’ı niçin zikredemesin ve O’na niçin şükredemesin?

Bu meseledeki üçümüzdeki delilimiz Neml suresinin 18. ayetidir. Bu ayetinin beyanıyla, Hz. Süleyman (a.s.) ve ordusu vadiye girdiklerinde bir karınca şöyle der:

يَا أَيُّهَا النَّمْلُ  Ey karıncalar,   اُدْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ  evlerinize girin!  لاَ يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ  Süleyman ve ordusu, farkına varmadan sizi ezmesin!

Bakın, karınca Hz. Süleyman’ı tanıyor. Ordusunun kendilerini ezebileceğini biliyor ve karıncalara, “Evlerinize girin.” diyor. Bunu yapabilen bir karınca Allah’a zâkir ve nimetlerine şâkir olamaz mı?

Bu meseledeki dördüncü delilimiz şu: Üstad Hazretleri 19. Mektup’ta Peygamberimiz (a.s.m.)’ın mucizelerini anlatırken kurt hadisesini şöyle naklediyor:

Bir kurt keçilerden birisini tutmuş, çoban kurdun elinden kurtarmış. Kurt demiş ki:

— Allah’tan korkmadın, benim rızkımı elimden aldın.

Çoban demiş:

— Ne acayip, kurt konuşur mu?

Kurt ona demiş:

— Acip senin hâlindedir ki bu yerin arka tarafında bir zat var ki sizi cennete davet ediyor, peygamberdir; onu tanımıyorsunuz.

Çoban kurda demiş:

— Ben gideceğim. Fakat kim benim keçilerime bakacak?

Kurt demiş:

— Ben bakacağım.

Çoban çobanlığı kurda devredip gelmiş, Resulü Ekrem (a.s.m.)’ı görmüş, iman etmiş; dönüp gitmiş. Kurdu çoban olarak bulmuş, zayiat yok. Bir keçi ona kesmiş çünkü ona üstatlık etmiş.

Üstadımız bu hadisenin senedini 19. Mektup’ta vermiş. Biz sözü uzatmamak için bu kısmı atladık. Şimdi, sorumuz şu:

— Bir kurt Allah’ın ilhamı sayesinde peygamberimizi tanıyor ve çobana üstatlık yapıyor. Bunu yapabilen bir kurt Allah’ı niçin zikredemesin ve nimetlerine niçin şükredemesin?

Bu meselenin delilleri çoktur. Sözün uzayacağından korkmasak, çok fazlasını nakledebiliriz. Ama herhâlde bu kadarı yeter. Tabii, bu mesele imani bir meseledir. Biz Kur’an’a ve hadise iman ederiz, verdiği haberi de kabul ederiz. İmanı olmayanın itirazına da ehemmiyet vermeyiz.

Sözün özü deriz ki: Küfür gözüyle kâinata bakıldığında hayvanlar ve insanlar ölümün ve firakın korkusundan ağlayan yetimlere benzer. İman gözüyle bakıldığında ise onların ağlamadığı, o seslerin ya zikir ya da şükür olduğu anlaşılır. Bununla da bütün hayvanat ve insanlar ibadette zâkir ve Hâlık’ına şâkir vaziyeti alır.

Kâinata iman gözüyle bakıldığında kâinatın aldığı şeklin dördüncü maddesini mütalaa ettik. Bir sonraki derste beşinci maddeyi mütalaa edeceğiz. Şimdilik Allah’a emanet olun.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin