a
Ana SayfaFatiha Suresi27. “Din” kelimesinden maksat ya cezadır çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek…

27. “Din” kelimesinden maksat ya cezadır çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

دِينِ  kelimesinden maksat ya cezadır çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek bir gündür veya hakaik-i diniyedir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Üstad Hazretleri  دِينِ  kelimesine iki farklı mana verdi:

1. دِينِ  kelimesinden maksat “ceza” olabilir. Buradaki ceza “karşılığını vermek” manasında olup, Türkçedeki “cezalandırmak” manasında değildir. Bu dünyada her kim ne amel etmişse, o gün karşılığını görür. Allah’a kul olanlar mükafat görür; asi olanlar da ceza görür. Bu durumda ayetin manası şöyle olur: (Allah) ceza gününün sahibidir.

2. دِينِ  kelimesinden maksat hakaik-i diniye (dinin ve imanın hakikatleri) olabilir. Bu durumda mana şöyle olur: (Allah) hakaik-i diniyenin meydana çıkacağı günün sahibidir.

Üstad Hazretleri bu ikinci ihtimali şöyle izah ediyor:

Çünkü hakaik-i diniye o gün tam manasıyla meydana çıkar. Ve daire-i itikadın daire-i esbaba galebe edeceği bir gündür. (İşârâtü’l-İ’caz)

Bu dünyada gaybi olarak iman ettiğimiz her şeyi o gün gözümüzle göreceğiz. Bütün hakaik-i imaniye ve diniye o gün hakka’l-yakin görülecek. Melekler, peygamberler, mizan, hesap, sırat, cennet, cehennem ve bütün dinî hakikatler o gün tam manasıyla meydana çıkacak.

Yine o gün daire-i itikad daire-i esbaba galip gelecek. Bu dünya daire-i esbabtır; her şey bir sebeple halk edilir. Bu cihetten daire-i esbab daire-i itikada perde olur. Yani kişi mesela:

– Meyveyi Allah’ın yarattığını bilir ama ona sahip olabilmek için ağaç sebebine yapışır.

– Yumurtayı Allah’ın yarattığını bilir ama onu ele geçirmek için tavuk sebebine yapışır.

– Ekinleri Allah’ın yarattığını bilir ama onun için tarlayı kazar, sular ve diğer esbaba yapışır.

Bunlar gibi, bu dünyada daire-i esbab daire-i itikada -bir cihetten- galip gelmiştir. Bu dünya ism-i Kadîr’in değil, ism-i Hakîm’in hâkimiyeti altındadır. İsm-i Kadîr ancak ism-i Hakîm’in izin verdiği kadar tecelli etmektedir.

Ahirette ise sebeplerin hiçbir hükmü yoktur. Her şey doğrudan kudret-i İlahiye ile yaratılır. Ahiret ism-i Hakîm’den ziyade ism-i Kadîr’in tecelligâhıdır.

İşte bu cihetle, ahiret daire-i itikadın daire-i esbaba galebe edeceği bir gündür. Bu sebeple de  دِينِ  kelimesiyle hakaik-i diniye kastedilmiş olabilir.

Üstadımız bu cihetin izahına şöyle devam ediyor:

Evet, Cenab-ı Hak müsebbebatı esbaba bağlamakla, intizamı temin eden bir nizamı kâinatta vazetmiş. Ve her şeyi o nizama müraat etmeye ve o nizamla kalmaya tevcih etmiştir. Ve bilhassa insanı da o daire-i esbaba müraat ve merbutiyet etmeye mükellef kılmıştır. Her ne kadar dünyada daire-i esbab daire-i itikada galip ise de ahirette hakaik-i itikadiye tamamen tecelli etmekle, daire-i esbaba galebe edecektir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Müsebbebat: Neticeler / Müraat: Uyma / Merbutiyet: Bağlılık)

Allahu Teâlâ her neticeyi bir sebebe bağlamış.

– Balı arının eliyle yedirmiş.

– Sütü ineğin memesiyle içirmiş.

– Meyveyi ağacın dalıyla uzatmış.

– İpeği böceğin eliyle giydirmiş.

– Yağmuru bulutla göndermiş.

– Havaya uçmamızı yerçekimi kanunuyla önlemiş…

Ve bunlar gibi, her neticeyi bir sebebe bağlamış. Bununla da kâinatta intizamı temin eden bir nizamı vazetmiş.

Her şeyi de o nizama müraat etmeye ve o nizamla kalmaya tevcih etmiş. Yaratılan her varlık bu nizama göre hareket etmekte; nizamın dışında kalanlar da ret cevabı alarak ya helak olmakta ya da merdivenden düşmektedir.

Bilhassa insanı o daire-i esbaba müraat ve merbutiyet etmeye mükellef kılmıştır. Eğer insan esbaba yapışır ve şeriat-ı fıtriyeye uygun hareket ederse işlerinde muvaffak olur; her şey ona musahhar olur. Yok, esbaba yapışmaz ve nizama muhalefet ederse hem zelil hem de rezil olur.

Bütün bunlarla da şu anlaşılır: Bu dünyada daire-i esbab daire-i itikada galiptir. Mesela bir insan şöyle itikat edip dese: Çocuk sahibi olmak için evlenmeme gerek yok. Allah dilerse evlenmeden de bana çocuk verir; çocuğu yoktan yaratır…

Bu söz doğrudur. Allah dilerse çocuğu yoktan, hiçten ve sebepsiz olarak yaratabilir. Evet, söz doğrudur, ancak bu sözün sahibi bu dünyada asla çocuk sahibi olamaz. Çünkü bu dünyada daire-i esbab daire-i itikada galiptir. Yani muamele itikada göre değil, esbaba yapışmaya göredir. İsm-i Hakîm’in tecellisi bunu iktiza etmektedir.

Ahirette ise hakaik-i itikadiye tamamen tecelli edecek ve daire-i esbaba galebe edecektir. Ahirette her şey sebepsiz yaratılacak ve ism-i Kadîr tam manasıyla tecelli edecektir. Hatta insanın gönlünden ne geçse, birden önünde bulacaktır.

— Peki, bütün bu anlatılanlardan kıssadan hissemiz ne?

Üstadımız kıssadan hisseyi şöyle beyan ediyor:

Buna binaen, bu dairelerin her birisi için ayrı ayrı makamlar, ayrı ayrı hükümler vardır. Ve her makamın iktiza ettiği hükme göre hareket lazımdır. (İşârâtü’l-İ’caz)

Bu dünya daire-i esbab olduğu için esbaba müraat edilmeli; bununla birlikte, netice de Allah’tan bilinmelidir. Böyle yapılmayıp esbab terk edilirse, neticeden mahrumiyet söz konusu olur. Bu hakikatin doğruluğuna Müslümanlar ile kâfirlerin şu andaki durumu delildir. Kâfirler esbaba yapıştığı için kuvvetlenmiş, zenginleşmiş; Müslümanlar esbabı terk ettiği için zayıflamış, fakirleşmiş…

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Aksi takdirde daire-i esbabda iken tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle daire-i itikada bakan, Mutezile olur ki tesiri esbaba verir. Ve keza, daire-i itikadda iken ruhuyla, imanıyla daire-i esbaba bakan da esbaba kıymet vermeyerek, Cebriye mezhebi gibi tembelcesine bir tevekkül ile nizam-ı âleme muhalefet eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Mutezile esbaba tesir vermiş, Cebriye ise esbabı bütün bütün terk etmiş. Üstadımız burada müthiş bir tespit yapıyor ve bunun sebebini izah ediyor. Sebebi şuymuş:

Mutezile kendisini daire-i esbabta kabul edip, daire-i itikada vehmiyle ve hayaliyle bakmış. Bunun neticesi olarak da esbaba tesir vermiş.

Cebriye ise kendisini daire-i itikadda kabul edip, daire-i esbaba ruhuyla ve imanıyla bakmış. İmanıyla bakınca da esbabın bir tesiri olmadığını görüp esbabı bütün bütün reddetmiş. Esbabı reddin bir neticesi olarak da esbaba yapışmayıp nizam-ı âleme muhalefet etmiş.

Üstadımız burada orta yolu ve sırat-ı müstakimi gösterip diyor ki:

Bu dünya yurdu daire-i esbabtır. Daire-i esbab olduğu için de sebeplere yapışmak gerekir. Sebeplere yapışmalı ancak neticeyi Allah’tan bilmeli. Belki esbaba yapışmayı bir dua-yı manevi kabul edip, esbaba yapışması neticesinde kendisine ihsan edilen nimeti, lisan-ı hâliyle yaptığa duaya bir icabet kabul etmelidir. Bu durumda, hem esbaba yapışmakla muvaffak olur hem de neticeyi Allah’a havale etmekle tevhidin hakikatine ulaşır.

Üstadımız müthiş bir itikad dersi yaptı. Hem muvaffakiyetin sebebini hem de imanın kemal mertebesini gösterdi. Mutezile veya Cebriye olmamak için bu derse iyi çalışmalı ve ona göre amel etmeliyiz.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

دِينِ  kelimesinden maksat ya cezadır çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek bir gündür veya hakaik-i diniyedir. Çünkü hakaik-i diniye o gün tam manasıyla meydana çıkar. Ve daire-i itikadın daire-i esbaba galebe edeceği bir gündür.

Evet, Cenab-ı Hak müsebbebatı esbaba bağlamakla, intizamı temin eden bir nizamı kâinatta vazetmiş. Ve her şeyi o nizama müraat etmeye ve o nizamla kalmaya tevcih etmiştir. Ve bilhassa insanı da o daire-i esbaba müraat ve merbutiyet etmeye mükellef kılmıştır. Her ne kadar dünyada daire-i esbab daire-i itikada galip ise de ahirette hakaik-i itikadiye tamamen tecelli etmekle, daire-i esbaba galebe edecektir.

Aksi takdirde daire-i esbabda iken tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle daire-i itikada bakan, Mutezile olur ki tesiri esbaba verir. Ve keza, daire-i itikadda iken ruhuyla, imanıyla daire-i esbaba bakan da esbaba kıymet vermeyerek, Cebriye mezhebi gibi tembelcesine bir tevekkül ile nizam-ı âleme muhalefet eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin