a
Ana SayfaReşhalar28. Altıncı Reşha: Arkadaş! O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zat, kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir…

28. Altıncı Reşha: Arkadaş! O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zat, kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir…

Reşhalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Altıncı Reşha: Arkadaş! O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zat, kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

“Hutbe-i ezeliye” terkibiyle Kur’an kastedilmiş. Kur’an’ın “ezeli” lafzıyla sıfatlanması itikadi bir tartışmaya noktayı koymak içindir. Bu itikadi mesele şudur:

Ehl-i sünnet itikadına göre, Kur’an Allah’ın ezelî kelamıdır ve mahluk değildir. Mutezile ise Kur’an’ın hem lafzının hem de manasının mahluk olduğunu söylemektedir. Üstad Hazretleri Kur’an hakkında “hutbe-i ezeliye” diyerek Kur’an’ın mahluk olmadığını, Allah’ın ezelî kelamı olduğunu söylüyor ve Mutezile’ye bir reddiye yapıyor. Bu konu çok uzundur, kapısını açsak ders çok uzar. Zaten dersin odak noktası da burası değil. Bu sebeple, bu meselenin tahkiki tahlilini başta bir derse bırakalım.

Üstadımız, Peygamberimiz hakkında, “Kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir.” dedi. Efendimiz (a.s.m.)’ın kâinatın kemâlâtını keşfetmesi 5. Reşha’nın konusuydu. Biz sekiz ders boyunca bu meseleyi mütalaa ettik. Dolayısıyla bu cümlenin izahını 5. Reşha’nın mütalaasını yaptığımız sekiz derse havale ediyoruz.

Üstad Hazretlerinin Peygamberimiz (a.s.m.)’a atfettiği ikinci vasıf şu:

Saadet-i ebediyeyi ihbar ve tebşir ediyor. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(İhbar etmek: Haber vermek / Tebşir etmek: Müjdelemek)

Efendimiz (a.s.m.) saadet-i ebediyeyi haber verip müjdeliyor. Şimdi, verdiği haberlerden bir tanesini Kur’an’ın lisanıyla dinleyelim. Sonra da şu soruyu soralım:

— Bir beşerin saadet-i ebediyeyi kendi başına keşfetmesi ve böyle acip haber verip müjdelemesi mümkün müdür?

İşte Kur’an’dan bir sahne:

عَلَى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ  O cennet ehli kıymetli taşlarla işlenmiş tahtlar üzerindedir.  مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ  Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.  يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ  Etraflarında ölümsüz kılınmış gençler dolaşır.  بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِن مَعِينٍ  Cennet pınarından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle…  لاَ يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلاَ يُنْزِفُونَ  Bu şaraptan baş ağrısı olmaz, akılları da giderilmez.   وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ  Beğendikleri meyveler,  وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ  canlarının çektiği kuş etleri,  وَحُورٌ عِينٌ كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ  saklı inciler gibi güzel gözlü huriler…  جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ  (Bütün bunlar) yaptıklarına karşılık olarak onlara ihsan edilir. (Vakıa 15-24)

Kur’an-ı Hakîm -bunun gibi- onlarca ayetiyle saadet-i ebediyeyi anlatıyor ve Peygamberimiz (a.s.m.) hem hadisleriyle hem de Kur’an’ın bu ayetleriyle saadet-i ebediyeyi haber veriyor ve ehl-i imanı müjdeliyor.

Şimdi, sorumuz şu:

— Bütün bu beyanların bir beşere ait olması mümkün müdür?

Bir de daha önceki derslerde işlediğimiz şu noktaya unutmayalım:

Bu zamandan o zamana bakmak değil, o zamana hayalen gidip bu sözleri o zamanda dinlemeliyiz.

14 asır önce yaşamış bir beşer kendi fehmiyle saadet-i ebediyeyi keşfedip böyle tasvir edebilir mi?

— Cenneti tahtlarından köşklerine, sofralarından nimetlerine, elbiselerinden pınarlarına kadar, bu kadar detaylı anlatabilir mi?

Peygamberimiz (a.s.m.)’ın saadet-i ebediyeden bu şekilde haber vermesi onun risaletine delildir. Çünkü bir beşer bu meseleyi kendi başına keşfedemez, keşfetse de böyle acip bir tarzda anlatamaz.

Farkındaysanız, her bir cümleyi tahlil edip neticeyi Peygamberimiz (a.s.m.)’ın risaletine bağlıyoruz. Bütün Risaleleri bu usulle okumalıyız. Cümleleri sadece okuyup geçmek yetmez. 6. Reşha’nın her bir cümlesini böyle tahlil edip neticeyi Efendimiz (a.s.m.)’ın risaletine bağlayacağız.

Üstad Hazretlerinin Peygamberimiz (a.s.m.)’a atfettiği üçüncü vasıf şu:

Nihayetsiz rahmeti keşfetmiş, ilan ediyor. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Efendimiz (a.s.m.)’ın Allah’ın nihayetsiz rahmetini keşfetmesiyle ilgili bir hadis-i şerif nakledelim ve sonra üzerine konuşalım:

Hz. Ömer şöyle anlatıyor:

Resulullah (a.s.m.)’a esirler getirilmişti. Esirlerin arasında çocuğunu arayan bir de kadın vardı. Kadın aradığı çocuğu bulunca, onu hemen kapıp bağrına bastı ve onu doyasıya emzirmeye başladı. Bunun üzerine, Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurdu:

أَتَرَوْنَ هذِهِ الْمَرْأَةَ طَارِحَةً وَلَدَهَا فِي النَّارِ  Ne dersiniz, bu kadın bu çocuğunu ateşe atar mı?

Sahabeler dediler ki:

لا وَاللهِ ، وَهِيَ تَقْدِرُ عَلَى أَنْ لاَ تَطْرَحَهُ  Hayır, Allah’a yemin olsun ki bu kadının çocuğunu ateşe atmamaya gücü yetiyorsa onu ateşe atmaz.

Bunun üzerine, Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurdu:

اَللَّهُ أَرْحَمُ بِعِبَادِهِ مِنْ هذِهِ بِوَلَدِهَا  Allah Teâlâ’nın, kullarına olan merhameti bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha büyüktür. (Buhârî, 5999; Müslim, 2754)

Şimdi, tahlilimizi yapalım:

— Zaman-ı fetrette yaşayan… Okuma-yazma bilmeyen… Ve kimseden de ders almamış bir zat (a.s.m.) Allah’ın rahmetini kendi başına böyle keşfedebilir mi?

Ehl-i fetret, değil Allah’ın rahmetini keşfetmek, Allah’ın varlığını bile keşfedemiyor. Keşfedemeyeceği için de Eşarî itikadına göre, Allah’ı bilmekle de mükellef olmuyor.

— Ehl-i fetret, değil Allah’ın rahmetini, Allah’ı bile bulamazken; Hz. Muhammed (a.s.m.) bu işi nasıl yapmıştır?

Biz sadece bir örnek naklettik. Siz şimdi, hayalen Efendimiz (a.s.m.)’ın Allah’ın rahmeti hakkındaki bütün hadislerini ve Kur’an’ın bütün beyanlarını toplayın, sonra da şu sorunun cevabını verin:

— Bir beşerin bunu kendi başına keşfetmesi mümkün müdür?

Asla mümkün değildir. Bu da ispat eder ki bu zat (a.s.m.) Allah’ın resulüdür ve Allah’ın rahmetine dair her beyanı risaletinin bir delilidir.

Bu dersimizde Üstadımızın Peygamberimiz (a.s.m.)’a atfettiği üç vasfı tahlil ettik. Bir sonraki dersimize 4. vasıfla başlayacağız. Şimdi, tahlilini yaptığımız bölümü bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:

Altıncı Reşha: Arkadaş! O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zat, kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir. Saadet-i ebediyeyi ihbar ve tebşir ediyor. Nihayetsiz rahmeti keşfetmiş, ilan ediyor. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin