a
Ana SayfaLemalar38. İşte birbirine muhalif, nihayet derecede karışık olan o enva-ı kesireyi kemal-i imtiyazla ihya etmek…

38. İşte birbirine muhalif, nihayet derecede karışık olan o enva-ı kesireyi kemal-i imtiyazla ihya etmek…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İşte birbirine muhalif, nihayet derecede karışık olan o enva-ı kesireyi kemal-i imtiyazla ihya etmek ve hatasız, haltsız, galatsız olarak mümtazane iade etmek nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme sahip olan Zat-ı Zülcelal’in hâtem-i has ve sikke-i mahsusasıdır. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Muhalif: Birbirine zıt / Enva-ı kesire: Çok çeşitler / Kemal-i imtiyaz: Bir şeyi mükemmel bir şekilde diğerlerinden ayırma / İhya etmek: Hayat vermek / Halt: Karıştırma / Galat: Yanlış / Mümtazane: Diğerlerinden ayrılmış şekilde / Muhit: Kuşatan / Hâtem-i has: Has mühür / Sikke-i mahsusa: Özel mühür)

Küçük bir bahçeye baksanız, çiçek ve bitkilerin birbirine girdiğini görürsünüz. Bir papatya… Hemen onun yanı başında bir gül… Gülün neredeyse yapraklarına dolanmış bir zambak… O bahçede onlarca çiçek ve onlarca bitki birbirine girmiş. Böyle bir karışıklık…

Bu çiçek ve bitkilerin şekilleri farklı, renkleri farklı, elbiseleri farklı, kokuları farklı ve bütün hususiyetleri birbirinden tamamen farklı, birbirine zıt. Hiçbiri birbirine benzemiyor.

—Peki, aynı olan şey ne?

Toprakları aynı, güneşleri aynı, havası aynı, suyu aynı ve menşeleri olan tohum ve çekirdeklerin maddeleri aynı.

İşte bu ayniyet ve karışıklık içinde, birbirine muhalif olan binlerce çeşit bitkiyi icad etmek, icad ederken birbiriyle karıştırmamak, gül tohumundan papatya çıkarmamak, laleye sümbülün yaprağını takmamak; renklerini, kokularını, şekillerini, elbiselerini karıştırmamak; hatasız ve yanlışsız icad edip her birine kendisine mahsus şekil ve sıfatları vermek öyle bir faaliyet-i acibedir ki bu işin faili ve bu icadın mucidi ancak ve ancak kudreti sonsuz, ilmi muhit ve bütün isim ve sıfatları nihayetsiz olan Allah olabilir. O’ndan başka kimse bu icada fail olamaz. Bu icad O’nun hâtem-i hası ve sikke-i mahsusasıdır yani O’nun has mührü ve O’na mahsus sikkesidir.

Üstadımız şöyle devam diyor:

Ve keza, sath-ı arz sahifesinde kusursuz, noksansız, sehivsiz, kemal-i intizamla üç yüz binden fazla risaleleri yazmak öyle bir zatın sikke-i mahsusasıdır ki her şeyin içyüzü, her şeyin kilidi onun elindedir. Ve hiçbir şey onun teveccühünü başkasından çevirip kendisine hasredemez. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Sath-ı arz: Yeryüzü / Sehiv: Hata / Sikke-i mahsusa: Özel mühür)

Üç yüz bin nev baharda ihya edilmektedir. Bu nevlerin de hadsiz efradı vardır. Sadece bir yaz mevsiminde yaratılan sinekler, yaratılan ve kıyamete kadar yaratılacak olan bütün insanlardan daha çoktur. Yeryüzünün ihyasında sinek üç yüz bin nevden sadece bir nevdir. Diğer nevleri de hesaba kattığınızda bir baharda ne kadar çok fert yaratıldığını -eğer gücünüz yetiyorsa- varın siz tasavvur edin!

Böyle üç yüz bin nevi hadsiz fertleriyle birlikte birkaç hafta zarfında yaratmak, hiçbirini diğeriyle karıştırmamak, hatasız ve noksansız icat etmek ne acip bir faaliyettir!

Bu acip faaliyetteki mucizeliği -daha önceki derste verdiğimiz bir misalle- şöyle tefekkür edelim:

Üç yüz bin kitap var. Bu kitapların sayfaları yırtılmış, harfleri silinmiş, paramparça olmuşlar. Sonra bir baktınız, bu üç yüz bin kitap birkaç hafta zarfında tek bir sayfada yazılıyor.

— Bunu görseniz, bu işi tesadüfe verebilir misiniz?

— Hiç tesadüf yırtılan ve kaybolan üç yüz bin kitabı tek bir sayfada hatasız yazabilir mi?

— Bu işi gördükten sonra katibini görmeseniz de kâtibin varlığından şüphe eder misiniz?

Asla etmezsiniz. Yok, eğer ederseniz bu işi neyle izah edeceksiniz?

Aynen bunun gibi, her bir nev bir kitaptır. Yeryüzü ise bir sayfadır. Kışın yırtılan üç yüz bin kitap birkaç hafta zarfında, yeryüzü sayfasında noksansız yazılmaktadır. Bir harf kâtipsiz olamazken, üç yüz bin kitabın tek bir sayfada yazılması nasıl tesadüf olabilir?

İşte bu kitabı yazan zat öyle bir zattır ki her şeyin iç yüzü ve kilidi onun elindedir. Bu mana Cevşen’de şöyle geçer:

يَا مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتِ كُلِّ شَيْئ   Ey her şeyin içyüzü elinde olan zat!

يَا مَنْ بِيَدِهِ مَقَالِيدُ كُلِّ شَيْئ   Ey her şeyin anahtarları elinde olan zat!

Ve o öyle bir Allah’tır ki hiçbir şey onun nazarını başkasından çevirip kendisine hasredemez. Bu mana da Cevşen’de şöyle geçer:

يَا مَنْ لاَ يُشْغِلُهُ سَمْعٌ عَنْ سَمْعٍ   Ey bir işitme, kendisini diğer bir işitmeden alıkoymayan!

يَا مَنْ لاَ يَمْنَعُهُ فِعْلٌ عَنْ فِعْلٍ   Ey bir iş, kendisini diğer bir işten men etmeyen!

يَا مَنْ لاَ يُلْهِيهِ قَوْلٌ عَنْ قَوْلٍ   Ey bir söz, kendisini diğer bir sözden oyalamayan!

يَا مَنْ لاَ يُغَلِّطُهُ سُؤَالٌ عَنْ سُؤَالٍ   Ey kullarının bir isteğine cevap vermek, diğerine cevap vermekte kendisini karışıklığa sevk etmeyen!

Evet, her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. Hiçbir şey O’nun nazarını başkasından çevirip kendisine hasredemez. Yeryüzü sayfasında üç yüz binden fazla kitabı kusursuz, noksansız, hatasız ve kemal-i intizamla yazan O’dur. Amennâ ve saddeknâ.

Bu dersimizde şu bölümü anlamaya çalıştık:

İşte birbirine muhalif, nihayet derecede karışık olan o enva-ı kesireyi kemal-i imtiyazla ihya etmek ve hatasız, haltsız, galatsız olarak mümtazane iade etmek nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme sahip olan Zât-ı Zülcelâl’in hatem-i has ve sikke-i mahsusasıdır.

Ve keza, sath-ı arz sahifesinde kusursuz, noksansız, sehivsiz, kemal-i intizamla üç yüz binden fazla risaleleri yazmak öyle bir Zatın sikke-i mahsusasıdır ki her şeyin içyüzü, her şeyin kilidi onun elindedir. Ve hiçbir şey onun teveccühünü başkasından çevirip kendisine hasredemez. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin