a
Ana SayfaReşhalar29. Saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı ve esmâ-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşafıdır.

29. Saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı ve esmâ-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşafıdır.

6. Reşha’nın mütalaasına başlamıştık. Peygamberimiz (a.s.m.)’ın üç vasfını mütalaa etmiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Efendimiz (a.s.m.)’ın dördüncü vasfını Üstadımız şöyle beyan ediyor:

Saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellalı… (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Mehâsin: Güzellikler / Dellal: İlan edici)

Rububiyet: Allah’ın mahlukatı yaratması, öldürmesi, beslemesi, ona suret vermesi, onu aza ve cihazlarla donatması, vazifesini öğretmesi, hâlden hâle şekilden şekle sokması, onu evirmesi, çevirmesi ve onda tasarrufta bulunmasıdır.

Mesela bir kelebeği ele alalım:

– Kelebeğin yaratılması rububiyetin tecellisidir.

– Ona hayat verilmesi; göz, kanat, ayak gibi azaların takılması rububiyetin tecellisidir.

– Ona uçmanın öğretilmesi, yolunun ilham edilmesi ve yaşam şartlarına uygun terbiye edilmesi rububiyetin tecellisidir.

– Ona bir şekil ve suret verilmesi, vazifesinin öğretilmesi, duygularla teçhiz edilmesi rububiyetin tecellisidir.

– Rızıklandırılması, hâlden hâle sokulup son şeklini alması ve vakti geldiğinde öldürülmesi rububiyetin tecellisidir.

Bunlar gibi, kelebeğin üzerinde saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok rububiyet tecellisi vardır.

Saltanat-ı rububiyet ise bu rububiyet tecellilerinin bütün kâinatı ihata etmesi ve her varlık üzerinde gözükmesidir.

Peygamberimiz (a.s.m.) saltanat-ı rububiyetin mehâsininin dellalı olmuş yani kâinatı ihata eden bu rububiyetin bütün güzelliklerini insana göstermiş; zerreden şemse, karıncadan galaksilere kadar, her eşyada gözüken rububiyeti ilan etmiş.

Şimdi, bu cümlenin Efendimiz (a.s.m.)’ın nübüvvetine olan delaletini tahlil edelim:

Zaman-ı fetrette yaşamış bir insan (a.s.m.)… Okuma-yazma bilmiyor. Ne bir harf yazmış ne de bir harf okumuş; kimseden de ders almamış… Puta tapılan bir toplumda yaşıyor… İnsanlar eşyanın icadını ve hadisatı esbaba ve batıl mabutlara havale ediyor…

İşte böyle bir zamanda Hz. Muhammed (a.s.m.) çıkıyor ve Allah’ın rububiyetini zerreden şemse kadar her eşya üzerinde gösteriyor. Saltanat-ı rububiyetin mehâsinini ilan ediyor.

Kur’an-ı Hakîm baştan sona, bu rububiyetin güzelliklerini gösterip her şeyi Allah’a isnat ediyor. Alın elinize Kur’an’ı, rastgele bir sayfayı açın; o sayfada karşınıza rububiyetin tecellisini anlatan bir ayet mutlaka çıkacaktır. Hatta istiyorsanız, açın, Nahl suresinin baş taraflarını okuyun. Kur’an’ın kâinatı nasıl evirip çevirdiğini görün.

Kur’an’daki rububiyet beyanlarını sizlere havale ediyorum. Bizler bir misal olsun diye Cevşen’den bir bölüm okuyalım. Bakalım böyle bir rububiyet tasvirini peygamber olmayan bir zat yapabilir mi?

يَا مَنْ تَوَاضَعَ كُلُّ شَىْءٍ لِعَظَمَتِهِ  Ey azametine her şeyin boyun eğdiği,

يَا مَنِ اسْتَسْلَمَ كُلُّ شَىْءٍ لِقُدْرَتِهِ  Ey kudretine her şeyin teslim olduğu,

يَا مَنْ ذَلَّ كُلُّ شَىْءٍ لِعِزَّتِهِ  Ey izzetine karşı her şeyin zelil olduğu,

يَا مَنْ خَضَعَ كُلُّ شَىْءٍ لِهَيْبَتِهِ  Ey heybetine karşı her şeyin itaat ettiği,

يَا مَنِ انْقَادَ كُلُّ شَىْءٍ لِمُلْكَتِهِ  Ey saltanatına her şeyin boyun eğdiği,

يَا مَنْ دَانَ كُلُّ شَىْءٍ مِنْ مَخَافَتِهِ  Ey korkusundan her şeyin kendisine itaat ettiği,

يَا مَنِ انْشَقَّتِ الْجِبَالُ مِنْ خَشْيَتِهِ  Ey haşyetinden dağların parçalandığı,

يَا مَنْ قَامَتِ السَّمٰوَاتُ بِاَمْرِهِ  Ey emriyle göklerin ayakta durduğu,

يَا مَنِ اسْتَقَرَّتِ الْاَرْضُ بِاِذْنِهِ  Ey izniyle yerin sabit kaldığı…

Şimdi, sorumuz şu:

— Eğer Hz. Muhammed (a.s.m.) peygamber değilse, saltanat-ı rububiyetin mehâsinini böyle acip bir tarzda nasıl keşfetmiş?

— Toplumu puta taparken, o, her eşyayı Allah’ın rububiyetine nasıl teslim etmiş?

— Bu marifetullah bilgisi ona nereden geliyor?

— Ehl-i fetret Allah’ı bile bulamazken ve bulamadığı için de Eşarî itikadına göre mesul olmazken, Hz. Muhammed (a.s.m.) Allah’ı bulup O’nun rububiyetini zirve seviyede nasıl keşfediyor ve böyle harikulade bir tarzda nasıl beyan ediyor?

O zat (a.s.m.)’ın Allah’ın peygamberi olup vahye mazhar olduğunu kabul etmezsek, bu suallere nasıl vereceğiz? Hiçbir şekilde cevap veremeyiz.

Peygamberimiz (a.s.m.)’ın beşinci vasfını Üstadımız şöyle beyan ediyor:

ve esmâ-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşafıdır. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Peygamberimiz (a.s.m.) zaman-ı fetrette yaşamıştı. Bulunduğu toplumda Rabbimizin sadece “Allah” ismi biliniyordu. Müşrikler Allah’ı kabul ediyor ve batıl mabutlarını Allah’a ortak koşuyordu. Böyle bir zamanda Efendimiz (a.s.m.) geldi ve Allah’ın isimlerini öyle bir şekilde keşfetti ki ne emsali vardır ne de numunesi.

Kim Cevşen’i okusa, bu hükmü kabul eder. Allah’ın isimlerini böyle keşfetmek marifetullahın zirvesinde olan evliyaullaha dahi nasip olmamıştır.

Bu fakir, evliyanın Allah’ı nasıl vasfettiğine dair çok araştırmalar yaptı. Evliyanın dua ve zikirlerini çok inceledi. Vallahi şunu gördü ki: Peygamberimiz (a.s.m.)’ın sadece Cevşen’le yaptığı keşfin yüzde birini evliyaullah yapamamış. Hâlbuki onların bir üstadı var ve zaman-ı fetrette yaşamamışlar. Buna rağmen Allah’ın isimlerine dair bu keşfi yapamamışlar.

— Peki, Hz. Muhammed (a.s.m.) bunu nasıl yaptı?

— Esmâ-i İlahiyeyi böyle nasıl keşfetti?

— O esmanın tecellilerini âlemde nasıl okudu?

— Ve 14 asır geçmesine rağmen kimse ona bu konuda niçin yetişemiyor, sadece taklit etmekle kemal buluyor?

Bütün bu soruların tek bir cevabı vardır: O bir peygamberdir, vahye mazhardır; Allah’ın öğretmesiyle bilir, emriyle de öğretir.

Bu dersimizde bir cümleyi ve Efendimiz (a.s.m.)’ın iki vasfını mütalaa ettik. Bu dersten ödevimiz şu olsun:

Cevşen’i açıp okuyalım. Cevşen’de geçen, saltanat-ı rububiyet-i İlahiyeye ve esmâ-i hüsnâya dair beyanları tefekkür edelim. Sonra bir beşerin bunları kendi başına keşfedemeyeceğini düşünüp Efendimiz (a.s.m.)’ın nübüvvetine karşı “Âmennâ ve saddeknâ” diyelim.

Şimdi, tahlilini yaptığımız cümleyi bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:

Saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı ve esmâ-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşafıdır. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin