3. Âsaf’ın Belkıs’ın tahtını getirmesi

Kerametin hak olduğuna dair eserimizin Üçüncü Dersindeyiz. Bu dersimizde, Neml suresinin 40. ayetini tahlil edeceğiz. Süleyman (as) şöyle der:

  يَا أَيُّهَا المَلَأُ  Ey ileri gelenler! أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا Hanginiz onun -yani Belkıs’ın- tahtını bana getirecek?   قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِين Onlar (Belkıs ve kavmi) Müslümanlar olarak bana gelmeden önce.   قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَاب Yanında kitaptan bir ilim olan zat dedi ki   أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getireceğim.   فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ  (Hz. Süleyman) birden tahtı yanında yerleşivermiş olarak görünce   قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي dedi ki: Bu, Rabbimin fazlındandır. 

İbni Abbas Hazretleri, Belkıs’ın tahtını uzak mesafeden getiren kişinin, Hz. Süleyman’ın kâtibi Âsaf olduğunu söyler. İmam Mücahid, Said İbni Cübeyr, Muhammed b. İshak ve diğer müfessirler şöyle der:

 

Belkıs’ın tahtı Yemen’de, Hz. Süleyman ise Kudüs’teydi. Âsaf Allah Teâlâ’ya şöyle dua etti: “Ey ilâhımız, senden başka ilâh yok. Onun tahtını bana getir.” İmam Mücahid, onun duasında; “Ey Celâl ve İkram sahibi olan Allah” dediğini nakleder. Bu duası üzerine, taht birden Hz. Süleyman’ın yanında belirivermiş. (İbni Kesir)

 

Daha detaylı bilgiyi, tefsir kitaplarında bulabilirsiniz.  Şimdi bu hadise üzerinde biraz tahlil yapalım:

 

Birinci sorumuz şu: Bir tahtı Yemen’den Kudüs’e, gözü açıp kapamadan getirmek, örfte emsali olan bir şey midir? Yani siz daha önce böyle bir şey gördünüz mü veya duydunuz mu? Herhalde ne görmüş, ne de duymuşsunuzdur. O halde bu hadise, örfte emsali olan bir hadise değildir.

İkinci sorumuz şu: Madem örfte emsali yok, o halde buna mucize diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz. Çünkü mucizeler peygamberlere hastır. Âsaf ise peygamber değil, Hz. Süleyman’ın kâtibidir.

Üçüncü sorumuz şu: Bu olaya mucize diyemiyorsak ne diyeceğiz? Adını koymamız lazım. Örfte emsali olan bir şey değil. Mucize de değil. Peki öyleyse adı ne? Biz keramet diyoruz. Hadi kerameti kabul etmeyenler, bu hadiseye bir isim bulsunlar!..

Eğer şöyle derlerse: Bu keramet olmaz, çünkü tahtı hakikatte getiren Allah’tır; Âsaf değildir.

Buna cevaben deriz ki: İyi de biz, “Kerameti insan yaratır.” demiyoruz ki. Birinci Dersimizde şöyle demiştik:

Kerameti yaratan Allah’tır. Velinin bu yaratmada hiçbir müdahalesi yoktur. Allah’tan başkası, zerre miskal fiile fail olamaz. Keramet, kulun makbuliyetine işaret olsun diye, Allah tarafından yaratılan olağanüstü hadisedir. Bazen velinin duası hürmetine yaratılır. Bazen de veli istemeden, hatta farkında olmadan Allah tarafından ona ihsan edilir.

Biz kerameti böyle tarif ettik; Âsaf’ın Belkıs’ın tahtını bir anda getirmesi, bir keramettir. Elbette tahtı getiren Allah’tır. Ve bu hadise, Allah’ın kudretiyle vuku bulmuştur. Lakin Allah bu tahtı, Âsaf kulunun duası hürmetine getirmiştir. Bu sebeple bu hadise, Âsaf’ın defterine kaydedilen bir keramet olmuştur. Eğer kerameti kabul etmezseniz, bu hadiseye bir isim bulmalısınız. Hadi bize bir isim söyleyin de öğrenelim!..

Kardeşlerim, dersimizi burada tamamlayalım. Bir sonraki derste, meselimizin Üçüncü Delilini işleyeceğiz. O derste buluşuncaya kadar Allah’a emanet olun…

(21 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir