a
Ana SayfaLemalar6. Çünkü izzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.

6. Çünkü izzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Çünkü izzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(İktiza etmek: Gerektirmek / Esbab: Sebepler)

İzzet ve azametin perdeyi iktiza etmesine şu dürbünle bakabiliriz:

Dünyada azıcık bir izzeti ve azameti olanlar izzetlerini muhafaza için sebeplerle iş görmekte ve vasıtaları kendilerine perde yapmaktadır. Mesela:

– Bir belediye başkanı çarşı pazarda makbuzla gezmez. O işi zabıtaya yaptırır. Pazarda makbuz kesmeyi makamın izzeti kabul etmez.

– Bir emniyet müdürü kırmızı ışıkta bekleyip, geçenlere ceza kesmez. O işi polise yaptırır. Sokakta ceza kesmeyi makamın izzeti kabul etmez.

– Bir vali çöpçü gibi çöp toplamaz. Çöp toplama işini çöpçüye yaptırır. Valilik makamının izzeti çöpleri bizzat toplamasına müsaade etmez.

– Bir general koğuşa girip koğuşu temizlemez. Temizleme işini askere yaptırır. Generallik makamının izzet ve azameti koğuşu bizzat temizlemesine müsaade etmez.

– Bir sultan memleketin sokaklarını süpürmez. Bu işi hizmetçilerine yaptırır. Saltanatın izzet ve azameti böyle hasis bir işe izin vermez. Ve hakeza…

İnsan âciz olduğu hâlde böyle yapar. Bayağı işlerle bizzat mübaşerette bulunmayıp makamlarının izzetini muhafaza etmek için o işleri vasıtalara yaptırır.

Allah ise sonsuz izzet ve azametin sahibidir. İşte bu izzeti ve azameti sebebiyle hasis işler için sebepleri vazetmiş ve sebepleri kendine perde yapmıştır. Sebepler o izzet ve azametin büyüklüğü için vazedilmiştir. Yoksa sebeplerin hakiki bir tesiri yoktur.

Sebeplerin yaratılmasında başka hikmetler de vardır. Burada sadece bu hikmetten bahsedildiğinden diğer hikmetleri izah etmiyor kendi makamlarına havale ediyoruz.

“İzzet ve azametin perdeyi iktiza etmesi” herhâlde anlaşılmıştır. Şimdi de “tevhid ve celalin şirki reddetmesi ve sebebe tesir vermemesi” hakkında konuşalım:

Tevhid Allah’ın birliği demektir. Allah’ın ne zatında ortağı vardır ne de fiillerinde ortağı vardır. Tevhid ortağı kabul etmez. Eğer sinek kanadı kadar bir fiil bir sebepten sudur ederse tevhid bozulmuş olur. O zaman Allah’ın hem zatında hem de fiilinde ortağı olmuş ve Allah’ın celali kaybolmuş olur. Zira celal bütün kainatı kabza-ı tasarrufunda tutmakla gözükür. Bir zerre o kabzadan ayrılsa tevhid ve celal bozulur. İşte bu sırdan dolayı, sebeplerin icatta hiçbir tesiri ve müdahalesi yoktur.

Evet, Allah’ın izzeti ve azameti perdeyi iktiza etmektedir. Ancak tevhid ve celal şirki reddetmekte ve sebebe tesir vermemektedir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Evet, Sultan-ı Ezelînin memurları vardır ama icraatçıları değillerdir ki saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Rububiyet: Allah’ın mahlukatını terbiye etmesi)

Allah’ın memurları vardır. Mesela ruhları Hz. Azrail alıyor. Vahyi Hz. Cebrail getiriyor. Tabiat işlerinde Hz. Mikâil vazife görüyor. Sûra Hz. İsrafil üfleyecek. Yağmur damlalarını melekler indiriyor. Bunlar gibi Allah’ın çok memurları var. Ancak bu memurlar icraatçı değildir, hakiki tesirleri yoktur. Bu sebeple, Allah’ın saltanatının ve rububiyetinin ortağı olmazlar. Meseleyi biraz daha somutlaştıralım:

Ateş Allah’ın bir memurudur. Allah ateşle yakar. Ateşin kendisi yakamaz. Hakikatte yakan Allah’tır. Ateşin bu yakma faaliyetinde hiçbir müdahalesi yoktur. Eğer Allah dileseydi ateşsiz de yakardı. Ve dilerse ateşle de yakmaz. Nitekim Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atılmış ama ateşte yanmamıştır. Eğer yakmak ateşin bir fiili olsaydı Hz. İbrahim’i de yakardı. Allah ateşi yakma fiiline bir perde yapmış ancak ona tesir vermemiştir.

Yine inek Allah’ın bir memurudur. Vazifesi süt vermektir. Sütü yapan inek değildir, Allah’ın kudretidir. İnek sadece vazifeli bir memur olup sütü bize sunmak için yaratılmıştır.

Yine ağaç bir memurdur. Vazifesi rahmetin eli hükmündeki dallarıyla rahmetin meyvelerini bize uzatmaktır. Meyveyi yapan ağaç değildir. Ağacın bu fiilde hiç bir tesiri yoktur. Meyve Allah’ın kudretiyle yaratılmaktadır.

Yine Hz. Azrail bir memurdur. Hakikatte ruhu alan ve kişiyi öldüren Allah’tır. Hz. Azrail sadece bir perdedir ki ölümde tevehhüm edilen çirkinliklere mahal olur. İnsanların yersiz şikayetlerine hedef olur. Bu şikayetler Allah’tan ona döner.

Bunlar gibi bütün sebepler -canlı olsun cansız olsun- Allah’ın vazifedar bir memurudur. Asla Allah’ın icraatının ortakları değildir. Hiçbirinin hakiki tesiri yoktur. Çünkü tevhid ve celal şirki reddeder, sebeplere tesir-i hakiki vermez.

Şimdi, izahını yapmaya çalıştığımız bölümü bir daha okuyalım. Yaptığımız izahla metne bakmaya çalışın:

Çünkü izzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor. Evet, Sultan-ı Ezelînin memurları vardır ama icraatçıları değillerdir ki saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin