a
Ana SayfaFatiha Suresi31. İhtar: “iyyâke”nin takdimi, ihlası vikaye etmek içindir ve zamir-i hitap da ibadetin…

31. İhtar: “iyyâke”nin takdimi, ihlası vikaye etmek içindir ve zamir-i hitap da ibadetin…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İhtar: اِيَّاكَ nin takdimi, ihlası vikaye etmek içindir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Vikaye etme: Koruma)

Bu cümleyi anlayabilmek için Arapça cümle yapısını bir parça bilmek lazım.

Arapçada cümle yapısı Türkçeye kıyasla farklıdır. Türkçede cümle isim ile başlarken, Arapçada fiil ile başlamaktadır. Fiilden sonra fail ve failden sonra da meful (tümleç) gelir. Demek, Arapçada cümle kuruluşu şu şekildedir: Fiil + Fail + Meful

Ancak bazen bu sıralama değişir ve meful başa geçer. Mefulün başa geçmesine “takdim” denir. Takdim “öne almak, öne geçirmek” demektir. Meful fiilin önüne geçtiği için buna “takdim” denmiştir.

— Peki, takdim niçin yapılır ve cümleye hangi manayı katar?

Takdim tahsis için yapılır ve hasrı ifade eder.

Hasr: Yalnız bir şeye mahsus kılmak demektir.

Takdim olan cümleleri Türkçeye tercüme ederken “sadece, ancak, ancak ve ancak” kelimeleriyle çevirir ve hasrı bu şekilde ifade ederiz. Şimdi dilerseniz bir örnek üzerinde bu kaideyi pekiştirelim:

“Kalpler Allah’ın zikriyle mutmain olur.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ بِذِكْرِ اللَّهِ

Bu cümlede  تَطْمَئِنُّ  fiil,  الْقُلُوبُ  fail,  بِذِكْرِ  mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

بِذِكْرِ اللَّه تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Gördüğünüz gibi, takdim yaptığımızda meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Kalpler sadece Allah’ın zikriyle mutmain olur.”

İşte bu hasrtan anlarız ki kalpler Allah’ın zikrinden başka hiçbir şeyle mutmain olmaz. Cümleye bu hasrı veren şey takdim yani mefulün öne alınmasıdır.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ  cümlesinde de aynı şey geçerlidir. Şöyle ki:

“Sana ibadet ederiz.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

نَعْبُدُ اِيَّاكَ

Bu cümlede  نَعْبُدُ  fiil ve fail,  اِيَّاكَ  ise mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ

Gördüğünüz gibi, takdim yapıldığında meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Sadece sana ibadet ederiz.”

Hülasa: Arapçada takdim -yani mefulün öne geçmesi- hasrı ifade eder. Hasr olan cümleler de Türkçeye “sadece, ancak, ancak ve ancak” şekillerinde tercüme edilir.

Üstadımızın, “ اِيَّاكَ  nin takdimi, ihlası vikaye etmek içindir.” ifadesi şu manaya gelmektedir:

اِيَّاكَ  nin öne alınmasıyla “ibadet etme” manası sadece Allah’a hasredilmiştir. Yani “Sadece Allah’a ibadet eder, gayrına zerre miskal ibadet etmeyiz.” denmek istenmiştir. Mefulün takdimi bu manayı ortaya çıkarır. Bu da ihlası korumak ve amele riyayı karıştırmamak içindir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve zamir-i hitap da ibadetin sebep ve illetine işarettir. Çünkü hitaba incirar eden geçen sıfatla muttasıf olan Zat elbette ibadete müstahaktır. (İşârâtü’l-İ’caz)

(İncirar eden: Sonuçlanan)

“Zamir-i hitap” ile kastedilen  اِيَّاكَ  deki  كَ  zamiridir. Bu zamir, ibadetin sebep ve illetine işarettir. Üstadımız daha önce şöyle demişti:

ك  zamirinde iki nükte vardır. Birincisi: Mâkablinde zikredilen sıfat-ı kemaliyenin  ك  zamirinde müstetir ve mutazammın olduğuna işarettir. Çünkü o sıfatların birer birer ta’dadından hasıl olan büyük bir şevk ile gaybetten hitaba yani ism-i zahirden şu  ك  zamirine iltifat ve intikal olmuştur. Demek,  ك  zamirinin mercii, geçen sıfat-ı kemaliye ile mevsuf olan zattır.

Bizler bu bölümü izah ederken şöyle demiştik:

ك  zamirinin öncesinde Allahu Teâlâ’nın bir kısım sıfat-ı kemaliyesi zikredildi. Bunlar:

–  رَبِّ الْعَالَمِينَ  Allah’ın âlemlerin Rabbi olması,

–  الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ  Rahman ve Rahim olması,

–  مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ  Din gününün sahibi olmasıdır.

Bu sıfat-ı kemaliye  كَ  zamirinde müstetir ve mutazammındır. Yani  كَ  zamiri bu sıfat-ı kemaliyeyi içine almış ve saklamıştır. Şöyle ki:

Fatiha suresine gaibâne hitapla başlanır. Kişi önce gaibâne olarak Allah’ı över ve der ki:

– Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

– Rahman ve Rahim olan,

– Din gününün sahibi olan.

Bu gaibâne hitapla kişi Allah’ı övmekte, O’nu sıfat-ı kemaliyesi ile tavsif etmekte, isim ve sıfatlarını zikrederek tesbih etmektedir. Bu hamdin, zikrin ve tavsifin neticesinde de büyük bir şevk ve cezb hasıl olur.

Bu şevk ve cezbin bir neticesi olarak da hitap makamına geçilir ve ism-i zahir olan “Allah” lafzı yerine, “sana, seni” manasında olan  كَ  zamirine intikal edilir. Bu, gaybten hitaba geçiştir; gaibâne hitaptan, muhatabâne hitaba intikaldir; “Allah” demeye bedel, “sen” demektir.

Bu durumda,  كَ  zamirinin mercii, geçen sıfat-ı kemaliye ile mevsuf olan zattır. Zira zamirler ismin yerini tutan ve kendilerinden önce geçen isme işaret eden kelimelerdir. Zaten bir zamirin kullanılabilmesi için kendinden önce bir ismin geçmesi gerekir. Bu durumda da  كَ  zamiri ile işaret edilen zat, öncesinde geçen sıfat-ı kemaliye ile mevsuf olan Zattır.

Bu durumda da zamir-i hitap -yani  كَ  zamiri- ibadetin sebep ve illetine işaret olmuş olur. Çünkü hitaba incirar eden geçen sıfatla muttasıf olan zat -yani öncesinde gaibâne olarak zikredilen, Allah’ın Rabbü’l-âlemin olması, Rahman ve Rahim olması, din gününün sahibi olması netice verir ki bu zat- elbette ibadete müstahaktır. Bu da ibadetin sebebi ve illetidir. Yani “Niçin ibadet ediyoruz?” şeklindeki soruya şöyle cevap verilir:

— Çünkü Allah âlemlerin Rabbidir, Rahman ve Rahim’dir, din gününün sahibidir ve bunlar gibi bütün sıfat-ı kemaliye ile muttasıftır. Böyle sıfat-ı kemaliye ile muttasıf olan Zat elbette ibadete layıktır ve müstahaktır.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

İhtar:  اِيَّاكَ  nin takdimi, ihlası vikaye etmek içindir ve zamir-i hitap da ibadetin sebep ve illetine işarettir. Çünkü hitaba incirar eden geçen sıfatla muttasıf olan Zat elbette ibadete müstahaktır. (İşârâtü’l-İ’caz)

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin