a
Ana SayfaLemalar43. Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları…

43. Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları…

Yardımlaşma delilini tahlil ediyorduk. Kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları sair yardımlarını görüyorsunuz.

(Ecram: Cisimler)

Semadaki ecram ve yıldızlar hem birbirinin hem de yeryüzü ahalisinin yardımına koşarlar. Mesela güneşin çekim kuvveti ile birbirlerine bağlanırlar; dağılmaktan, düşmekten, birbirlerine çarpmaktan kurtulurlar.

Yeryüzü ahalisinin de yardımına koşarlar. Mesela güneş yeryüzünü ısıtır ve aydınlatır. Ay yeryüzünün gecesini gündüze çevirip takvimcilik eder. Yıldızlar gecenin karanlığında insanların kılavuzu olur, yön bulmalarını sağlar. Atmosfer dünyayı zehirli gazlardan ve gök taşlarından muhafaza eder.

Bunlar gibi daha bir çok cihetten, gök cisimleri ve yıldızlar hem birbirinin hem de yeryüzü ahalisinin imdadına koşarlar. Üstadımız bunun misalini şöyle veriyor:

Ve keza, bulutla arz arasında cereyan eden su alışverişine bakınız ki arz suyu buhar şeklinde buluta veriyor, bulut da kendi fabrikalarında lazım gelen ameliyatı yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde iade ediyor.

Bu, yeryüzüyle bulut arasındaki yardımlaşmadır. Şöyle ki:

– İlk önce güneş yeryüzünün yardımına koşuyor ve suların buharlaşmasını sağlıyor.

– Daha sonra yeryüzü buharlaşan bu suyu buluta veriyor. Çünkü yeryüzünün bulutun yardımına ihtiyacı var. Yeryüzü tuzlu sudan içme suyu yapamıyor, böyle bir kabiliyeti yok.

– Bulut yeryüzünden aldığı bu buharı kendi fabrikasında işliyor; buz, kar ve yağmur şekline sokup yeryüzüne iade ediyor ve hayatın devamını sağlıyor.

Üstadımız diyor ki:

Sanki o camid cirimler lisan-ı halleriyle telsiz telgraf gibi birbiriyle konuşur ve yekdiğerine arz-ı ihtiyaç ediyorlar. Bilhassa bütün o ecram adeta el ele vermiş gibi, kemal-i ciddiyetle zevilhayata lazım olan şeyleri tedarik etmek hizmetinde say ediyorlar ve bir Müdebbirin emrine bağlı olup bir gayeye teveccüh ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Camid: Cansız / Cirim: Cisim / Zevilhayat: Hayat sahipleri / Say etmek: Çalışmak / Müdebbir: İlmiyle her şeyin sonunu bilip ona göre hikmetle iş yapan Allah / Teveccüh etmek: Yönelmek)

Evet, bu cansız cisimler sanki birbiriyle konuşuyor, bir birinin sesini duyuyor ve bir birbirine merhamet edip yardımına koşuyor.

Eğer Allah inkâr edilip yardıma koşma fiili bulutun kendisine verilirse şu kaziyeleri kabul etmek gerekir:

1. Yardım etmek merhametin neticesidir. Merhameti olmayan yardım etmez. Eğer bulut yeryüzü ahalisine kendi hesabına ve kendi başıyla yardım ediyorsa nihayetsiz bir merhameti vardır.

2. Sadece merhamet sahibi olması da yetmez. İlim sahibi olması da gerekir. Yeryüzü ahalisini tanıyacak, vücutlarını bilecek ve onlara faydası olan suyu kendi fabrikasında imal edecek. Eğer bulut bunu yapabiliyorsa nihayetsiz bir ilmi vardır.

3. İlim ve merhametin yanında iradesi de olmalıdır. Yağmuru yapmayı yapmamaya, yardıma koşmayı koşmamaya tercih etmelidir. Tercih iradenin neticesidir. Eğer yeryüzü ahalisinin imdadına bulut kendi başına koşuyorsa mutlak bir iradesi vardır.

4. İrade, ilim ve merhametten başka kudreti de olmalıdır. Kudreti olmayan, suyu asla yapamaz. Suyun yoktan icadı sonsuz bir kudretin varlığıyla mümkündür.

5. Bulutun hikmeti de olmalıdır. Yanıcı ve yakıcı iki gazı bir araya getirip suyu icad etmek ancak hikmet sahibi olmakla mümkündür.

6. Bütün bu sıfatlara sahip olabilmesi için ilk önce hayatı olmalıdır. Hayatı olmayanın ilmi, kudreti, iradesi ve diğer sıfatları olur mu? Olmaz.

Bakın, eğer yardımlaşma hakikatinin faili olarak Allah kabul edilmeyip esbaba havale edilirse; karşımıza hayatı olan, merhameti olan, ilmi olan; iradesi, kudreti ve hikmeti olan ve daha bunlar gibi onlarca sıfata sahip olan bir bulut çıkar. Allah’ı inkâr eden, bulutu uluhiyet sıfatlarıyla mevsuf kılmak zorunda kalır. Bu ise tam bir safsatadır.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Evet, şu teavün kanununa ittibaen şems, kamer, gece ve gündüz, yaz ve kış taraflarından yapılan yardımlar sayesinde şu hayvanların erzakını yetiştiren nebatat izn-i İlahî ile meydana gelir. Hayvanat da emr-i Rabbanî ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir. Balarısıyla ipekböceğinin insanlara yaptıkları yardımlar bu davayı ispat eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Teavün: Yardımlaşma / İttibaen: Tabi olarak / Şems: Güneş / Kamer: Ay)

Teavün yani yardımlaşma kanunu sayesinde nebatat izn-i İlahî ile meydana gelir. Nebatatın yardımına güneş, hava, su, toprak koşar. Yaz yardıma koşar, farklı nebatat pişer; kış yardıma koşar, farklı nebatat pişer. Nebatat da hayvanatın yardımına koşar. Hayvanat da emr-i Rabbanî ile insanların yardımına koşar. İnsan çölü devenin sırtında geçer. İnek, keçi, koyun gibi hayvanat insan için bir süt fabrikası olur. Tavuk yumurtlar, zehirli bir böcek balı yapar, elsiz bir böcek ipeği dokur, hepsi insanın yardımına koşar.

Üstadımız bu delili şöyle noktalıyor:

Evet, bu gibi eşya-yı camidenin yekdiğerine yaptıkları şu yardımlar pek aşikar bir delildir ki onlar kerim bir Müdebbirin hademesi ve amelesi olup O’nun emriyle, izniyle iş görürler. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Eşya-yı camide: Cansız varlıklar / Kerim: Cömert / Hademe: Hizmetçi)

Cansız varlıklar birbirine yardım ediyor, birbirinin imdadına koşuyor. Hayatı, ilmi, kudreti, iradesi ve aklı olmayan bu varlıkların kendi başlarına birbirlerine yardım etmesi mümkün değildir. Bu hâl de ispat eder ki onlar kerim bir Müdebbir’in hademesidir ve O’nun emriyle ve izniyle yardıma koşarlar.

Bu dersimizde şu bölümü anlamaya çalıştık:

Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları sair yardımlarını görüyorsunuz. Ve keza, bulutla arz arasında cereyan eden su alışverişine bakınız ki arz suyu buhar şeklinde buluta veriyor, bulut da kendi fabrikalarında lazım gelen ameliyatı yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde iade ediyor. Sanki o camid cirimler lisan-ı halleriyle telsiz telgraf gibi birbiriyle konuşur ve yekdiğerine arz-ı ihtiyaç ediyorlar. Bilhassa bütün o ecram adeta el ele vermiş gibi, kemal-i ciddiyetle zevilhayata lazım olan şeyleri tedarik etmek hizmetinde say ediyorlar ve bir Müdebbirin emrine bağlı olup bir gayeye teveccüh ediyorlar.

Evet, şu teavün kanununa ittibaen şems, kamer, gece ve gündüz, yaz ve kış taraflarından yapılan yardımlar sayesinde şu hayvanların erzakını yetiştiren nebatat izn-i İlahî ile meydana gelir. Hayvanat da emr-i Rabbanî ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir. Balarısıyla ipekböceğinin insanlara yaptıkları yardımlar bu davayı ispat eder.

Evet, bu gibi eşya-yı camidenin yekdiğerine yaptıkları şu yardımlar pek aşikar bir delildir ki onlar kerim bir Müdebbirin hademesi ve amelesi olup Onun emriyle, izniyle iş görürler. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin