a
Ana SayfaFatiha Suresi32. “İyyâke nestaîn”de müstetir zamir, “na’budu”nun faili gibi, o üç cemaatten her birine râcidir…

32. “İyyâke nestaîn”de müstetir zamir, “na’budu”nun faili gibi, o üç cemaatten her birine râcidir…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ : نَسْتَعِينُ  de müstetir zamir… (İşârâtü’l-İ’caz)

(Müstetir: Gizli)

نَسْتَعِينُ  lafzı,  اِسْتَعَانَ  fiilinin muzarisi olup, cem’i-mütekellim sigasıdır. Bu sigada müstetir (gizli) zamir  نَحْنُ  dur.  نَحْنُ  “biz” manasında munfasıl (fiilden ayrı yazılan) zamirdir.

نَسْتَعِينُ  “Biz yardım dileriz.” manasındadır. Buradaki “biz” manası gizli zamir olan  نَحْنُ  dan gelmektedir.

Üstadımız bu zamirin neye râci olduğunu şöyle izah ediyor:

نَعْبُدُ  nun faili gibi, o üç cemaatten her birine râcidir. Yani bizim vücudumuzun zerratı veya ehl-i tevhid cemaati veyahut kâinat mevcudatı, bütün hâcat ve maksatlarımıza, bilhassa en ehemm olan ibadetimize senden iane ve tevfik istiyoruz. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Ehemm: En önemlisi / İane: Yardım)

Daha önce  نَعْبُدُ  lafzını tahlil etmiş ve bu lafızdaki müstetir zamir olan  نَحْنُ  nun üç cemaate râci olduğunu görmüştük.

نَسْتَعِينُ  fiilindeki müstetir zamir olan  نَحْنُ  da aynı üç cemaate râcidir. Bunlar:

1. Vücudumuzun zerratı.

2. Ehl-i tevhid cemaati.

3. Kâinatın mevcudatı.

نَسْتَعِينُ  “Biz yardım dileriz.” cümlesindeki “biz” ile bu üç cemaat kastedilmiştir.  نَسْتَعِينُ  diyen kişi, fikrinin vüsatına göre bu cemaatlerden birini kasteder ve adeta onların vekili makamında  نَسْتَعِينُ  der.

Bununla da şunu kasteder: Bütün hâcat ve maksatlarımıza, bilhassa en ehemm olan ibadetimize senden iane ve tevfik istiyoruz.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

اِيَّاكَ  kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin… (İşârâtü’l-İ’caz)

Ayet-i kerime şöyle olabilirdi:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ ونَسْتَعِينُ  Ancak sana ibadet eder ve yardım dileriz.

Ayet-i kerime böyle olabilecek iken, bu şekilde değil,  إِيَّاكَ  lafzının tekrarıyla şu şekilde nazil olmuş:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  Ancak sana ibadet eder ve senden yardım dileriz.

Üstad Hazretleri  إِيَّاكَ  lafzının tekrarındaki dört hikmeti şöyle beyan ediyor:

Birincisi, hitap ve huzurdaki lezzetin artırılmasına; ikincisi, ayân makamının burhan makamından daha yüksek olduğuna; üçüncüsü, huzurda sıdk olup kizbin ihtimali olmadığına; dördüncüsü, ibadetle istianenin ayrı ve müstakil maksatlar olduklarına işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Ayân makamı: Ayne’l-yakîn mertebesini ifade eden bir tabirdir / Kizb: Yalan)

Üstadımız dört madde beyan etti. Bu maddeleri biraz açalım:

Hitap ve huzurdaki lezzetin artırılmasına:

İnsan kendisini Allah’ın huzurunda hissettiğinde; bütün kâinatı arkasına atıp Allah’a teveccüh ettiğinde; Allah ile birlikte olduğunda öyle bir lezzet alır ki bunun ne tarifi mümkündür ne de izahı…

Allah dostları bu lezzeti hissetmiş ve O’ndan gayrını görmemiş, O’ndan gayrını konuşmamış; O’ndan gayrına teveccüh etmemiş…

İşte kişi  إِيَّاكَ نَعْبُدُ  diyerek bu makama çıkar; kendini huzur-u İlahîde hisseder. Bu lezzetin devamı için de bir daha  إِيَّاكَ  diyerek Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlar. İşte bu hatırlamak lezzetin artırılması içindir.

Ayân makamının burhan makamından daha yüksek olduğuna:

Ayân makamıyla “ayne’l-yakîn” mertebesi kastedilmiştir. İman taklidî ve tahkikî olmak üzere iki kısımdır. Tahkikî iman da kendi içinde üç kısımdır:

1. İlme’l-yakîn.

2. Ayne’l-yakîn.

3. Hakka’l-yakîn.

Bunların da kendi içinde hadsiz mertebeleri vardır.

Ayne’l-yakîn iman ilme’l-yakîn imandan daha yüksektir. Hakka’l-yakîn iman da ayne’l-yakîn imandan yüksektir. İşte “Ayân makamının burhan makamından daha yüksek olduğuna” cümlesiyle, ayne’l-yakîn imanın ilme’l-yakîn imandan daha yüksek olduğu beyan edilmiş. Burada “ayân makamı” ile “ayne’l-yakîn” iman; “burhan makamı” ile de “ilme’l-yakîn” iman kastedilmiştir.

Üçüncüsü, huzurda sıdk olup kizbin ihtimali olmadığına:

— Huzur-u İlahîde yalan söylenebilir mi?

— Ve kendisini o huzurda hisseden yalana cesaret edebilir mi?

— Kişi bilmez mi ki eğer yalan söylese uzuvları hakkı söyleyecek; eli, ayağı ve azaları hakkı konuşacak?

— Azaları konuşturan bir zatın huzurunda yalan söylenebilir mi?

Hâşâ, yüz bin defa hâşâ…

O hâlde huzurda ancak sıdk vardır; kizbin zerresi dahi bulunmaz!

Dördüncüsü, ibadetle istianenin ayrı ve müstakil maksatlar olduklarına işarettir:

İstiane (yardım dilemek) de zatında bir ibadettir. Kişinin kendisini âciz ve fakir bilip Allah’a iltica etmesi ve O’ndan yardım dilemesi ubudiyetin özüdür. Ancak istiane namazdan, oruçtan, zekâttan, hacdan ve bunlar gibi ibadetlerden farklıdır ve farklı maksatları vardır.  إِيَّاكَ  lafzının tekrar edilmesi bu farka işaret etmek içindir.

İşte mezkûr dört maksat için  إِيَّاكَ  tekrar edilmiştir. Allahu Teâlâ bizlere de bu manaları hissetme devletini nasip etsin. Âmin.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ : نَسْتَعِينُ de müstetir zamir,  نَعْبُدُ  nun faili gibi o üç cemaatten her birine râcidir. Yani bizim vücudumuzun zerratı veya ehl-i tevhid cemaati veyahut kâinat mevcudatı, bütün hâcat ve maksatlarımıza, bilhassa en ehemm olan ibadetimize senden iane ve tevfik istiyoruz.

اِيَّاكَ  kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin birincisi, hitap ve huzurdaki lezzetin artırılmasına; ikincisi, ayân makamının burhan makamından daha yüksek olduğuna; üçüncüsü, huzurda sıdk olup kizbin ihtimali olmadığına; dördüncüsü, ibadetle istianenin ayrı ve müstakil maksatlar olduklarına işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin