a
Ana SayfaFatiha Suresi33. Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet, ücret ile hizmet arasındaki münasebettir…

33. Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet, ücret ile hizmet arasındaki münasebettir…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet, ücret ile hizmet arasındaki münasebettir. Zira ibadet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir. İane de o hizmete karşı bir ücret gibidir. (İşârâtü’l-İ’caz)

İki fiil ile  عَبَدَ  ile  اِسْتَعَانَ  fiilleri kastedilmiştir.  عَبَدَ  fiili  نَعْبُدُ  (Biz ibadet ederiz.) formunda,  اِسْتَعَانَ  fiili de  نَسْتَعِينُ  (Biz yardım dileriz.) formunda gelmiştir.

Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet hususunda Üstadımız iki vecih beyan ediyor. Birinci vecih, ücret ile hizmet arasındaki münasebettir. Zira ibadet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir. İane de o hizmete karşı bir ücret gibidir.

Bu veche göre, insan namaz kılmakla, oruç tutmakla, tavaf etmekle, zikir çekmekle ve bunlar gibi ibadetleri eda etmekle Allah’a karşı bir hizmet etmektedir. İane yani bu hizmetleri görebilmesi için ona yardım edilmesi ve diğer yapılan tüm yardımlar ise bu hizmetin bir ücreti gibi olmaktadır.

Bundan da şu ortaya çıkar ki: Biz ücretimizi almışız. O ibadeti yapabilmemiz için bize edilen yardım; gönlümüze o ibadete karşı bir muhabbetin konulması, o ibadete karşı bir meylin verilmesi, o ibadetin bize sevdirilmesi ve o ibadeti eda ettirecek aza ve cihazların vücudumuza takılması ibadetin bir ücretidir. Biz ücretimizi fazlasıyla almışız, artık bundan sonra verilecek olan mahz-ı lütuftur.

Üstadımız iki kelime arasındaki münasebetin ikinci vechini şöyle izah ediyor:

Veya mukaddime ile maksud arasındaki alakadır. Çünkü iane ve tevfik, ibadete mukaddimedir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Mukaddime: Başlangıç / Maksud: Kastedilen, maksat)

İane ibadetin mukaddimesidir; bundan da maksud olan ibadetin kendisidir. Şöyle ki:

Ben elhamdülillah hafızım. Kur’an’dan günlük virdimi okuduğumda ellerimi açıp şöyle diyorum:

– Ya Rabbi, bu Kur’an senindir.

– Kur’an’ı okuduğum dil senindir.

– Kur’an’a baktığım göz senindir.

– Kur’an’ı tuttuğum el senindir.

– Kur’an’ın yazılı olduğu hafıza senindir. Kur’an’ı orada yazan da sensin.

– Ya Rabbi, bu Kur’an’ı bana sen ezberlettin.

– Benim için sen muhafaza ettin.

– Bugün önce kalbime Kur’an okuma muhabbetini verdin. Sonra dilimi sen oynattın, gözüme sen gösterdin, Kur’an’ı okurken çıkan sesleri sen icad ettin. Ayetleri ezberden okuyabileyim diye kalbime sen ilham ettin.

– Ya Rabbi, her şey senin. Bu ibadetin sahibi dahi sensin. Ben ise ancak senin ihsanına bir mazhar ve bir aynayım. Sen o kadar cömertsin ki failin olduğu ibadete dahi sevap yazıyor, kullarına ihsanda bulunuyorsun.

– Ya Rabbi, okuduğum bu sayfaları sana emanet ediyorum. Bir sonraki okuma gününe kadar benim için muhafaza et ve o gün geldiğinde bu kuvvetle bana iade et. İsm-i Hafîz hürmetine…

İşte bu sözler Allah’ın inayetinin ilanıdır ve tasdikidir. Bu ilanla da maksud, ibadette ve Kur’an okumada yardım dilemektir.

İşte  نَعْبُدُ  (Biz ibadet ederiz.) ile  نَسْتَعِينُ  (Biz yardım dileriz.) fiilleri arasında böyle bir münasebet vardır. İane yani Allah’ın yardım ve tevfiki ibadetin mukaddimesidir, maksut ise ibadetin kendisidir. Eğer iane olmazsa, insan değil ibadet etmek, bir parmağını dahi oynatamaz.

Bu dersimizde şu bölümü mütalaa ettik:

Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet, ücret ile hizmet arasındaki münasebettir. Zira ibadet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir. İane de o hizmete karşı bir ücret gibidir.

Veya mukaddime ile maksud arasındaki alakadır. Çünkü iane ve tevfik, ibadete mukaddimedir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin