a
Ana SayfaLemalar45. Dokuzuncu Lem’a: Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hatem-i ehadiyet bulunduğu gibi…

45. Dokuzuncu Lem’a: Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hatem-i ehadiyet bulunduğu gibi…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Dokuzuncu Lem’a: Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hâtem-i ehadiyet bulunduğu gibi, dağınık neviler ve muhit unsurlar üstünde de aynen o hatem-i ehadiyet bulunur. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Cüz’iyat: Cüzler, parçalar / Hâtem: Mühür / Muhit: Kuşatan / Unsur: Element)

Vahidiyet ve ehadiyet kavramlarının manasını daha önce detaylı bir şekilde izah etmiştik. Bu makamda kısaca bir daha izah edelim:

Vahidiyet ve ehadiyet Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisine iki farklı bakıştır. Bu lafızların manasını şu misalle anlayabiliriz:

Güneş denizi aydınlattığı gibi, denizin her bir damlasını da aydınlatır. Denizde tecelli ettiği gibi, aynı şekilde tek bir damlada da tecelli eder. Güneşin denizdeki tecellisi vahidiyettir. Denizde tecelli ettiği şekliyle tek bir damlada tecelli etmesi ehadiyettir.

Aynen bunun gibi, Cenab-ı Hak da şu âlemde isim ve sıfatlarıyla tecelli etmektedir. Âlemin bir bütün olarak Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olması Allah’ın vahidiyetinin tecellisidir. Tek bir eşyanın âlemde tecelli eden isim ve sıfatlara ayna olması ise Allah’ın ehadiyetinin tecellisidir.

Mesela Allah’ın kâinatı yoktan yaratması ve kâinatın Hâlık ismine ayna olması vahidiyet tecellisidir. Tek bir sineğin yoktan yaratılması ve sineğin Hâlık ismine ayna olması ise ehadiyet tecellisidir. Eğer siz tefekkür ederken, kâinatı bir bütün olarak düşünüp, kâinatın yoktan yaratılmasını tefekkür ederseniz, vahidiyet tecellisini tefekkür etmiş olursunuz. Eğer tek bir sineği nazara alıp onun yaratılmasını düşünürseniz, ehadiyet tecellisini tefekkür etmiş olursunuz.

Cenab-ı Hak semavata ve yeryüzüne geniş bir ölçekte vahidiyet mührünü; her bir mahlukuna da ehadiyet mührünü vurmuştur.

Şimdi, biz âlemin Allah’ın isimlerine ayna olmasına “vahidiyet” dedik. Ancak Üstadımız metinde diyor ki: Âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hâtem-i ehadiyet bulunduğu gibi…

Üstadımız, “Âlem-i arz -yani yeryüzü üstünde- ehadiyet hâtemi vardır.” diyor. Hâlbuki başka yerlerde -bizim izah ettiğimiz gibi- “Vahidiyet hâtemi vardır.” diyor. Bu müşkilin halli şöyle olabilir:

Üstadımız “Âlem-i arz” ifadesiyle “Yeryüzünün her bir yerinde ve köşesinde” manasını kastetmiş olup, yeryüzünü bir bütün olarak kastetmemiştir. Zira yeryüzünü bir bütün olarak kastetseydi “hâtem-i ehadiyet” demez, “hâtem-i vahidiyet” derdi.

Buna göre, âlem-i arz denilen yeryüzünün her bir köşesinde ve içindeki her bir cüz’iyatın üstünde, sinekten balığa, kuştan ağaca kadar her şeyde hâtem-i ehadiyet vardır. Yani her bir mahluk Allah’ın isim ve sıfatlarına aynadır. Kâinatta geniş bir ölçekte tecelli eden isim ve sıfatlar küçücük bir eşyada da tecelli etmektedir.

Üstadımız devamında dedi ki: Dağınık neviler ve muhit unsurlar üstünde de aynen o hâtem-i ehadiyet bulunur.

Demek, nevler de fertler gibi İlahî isimlere ayna olmakta ve daha geniş bir ölçekte bu isimleri okutmaktadır. Yine unsurlar denilen, maddeyi oluşturan elementler aynı bu hâtem-i ehadiyete mazhardır. Küçücük bir atomda dahi Allah’ın isim ve sıfatları tecelli etmektedir. Okumasını bilene bir atom, kâinat kadar büyük bir kitaptır.

Üstadımız bu girişten sonra delili bir örnek üzerinde dokuyor. Şimdi örneğe girsek ders uzun kaçacak. Bu sebeple, dersi burada kesip örneği bir sonraki derste işleyelim.

Bu derste şu cümlenin izahını yapmaya çalıştık:

Dokuzuncu Lem’a: Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hâtem-i ehadiyet bulunduğu gibi, dağınık neviler ve muhit unsurlar üstünde de aynen o hâtem-i ehadiyet bulunur. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin