a
Ana SayfaFatiha Suresi34. İyyâke kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin Cenab-ı Hakk’a karşı…

34. İyyâke kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin Cenab-ı Hakk’a karşı…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

اِيَّاكَ  kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin Cenab-ı Hakk’a karşı yaptığı ibadet ve hizmetle, vesait ve esbaba olan tezellülden kurtuluşuna işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

İlk önce  اِيَّاكَ  kelimesinin takdiminden doğan hasr cümlesini izah edelim:

Arapçada cümle yapısı Türkçeye kıyasla farklıdır. Türkçede cümle isim ile başlarken, Arapçada fiil ile başlamaktadır. Fiilden sonra fail ve failden sonra da meful (tümleç) gelir. Demek, Arapçada cümle kuruluşu şu şekildedir: Fiil + Fail + Meful

Ancak bazen bu sıralama değişir ve meful başa geçer. Mefulün başa geçmesine “takdim” denir. Takdim “öne almak, öne geçirmek” demektir. Meful fiilin önüne geçtiği için buna “takdim” denmiştir.

— Peki, takdim niçin yapılır ve cümleye hangi manayı katar?

Takdim tahsis için yapılır ve hasrı ifade eder.

Hasr: Yalnız bir şeye mahsus kılmak demektir.

Takdim olan cümleleri Türkçeye tercüme ederken “sadece, ancak, ancak ve ancak” kelimeleriyle çevirir ve hasrı bu şekilde ifade ederiz. Şimdi dilerseniz bir örnek üzerinde bu kaideyi pekiştirelim:

“Kalpler Allah’ın zikriyle mutmain olur.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ بِذِكْرِ اللَّهِ

Bu cümlede  تَطْمَئِنُّ  fiil,  الْقُلُوبُ  fail,  بِذِكْرِ  mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

بِذِكْرِ اللَّه تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Gördüğünüz gibi, takdim yaptığımızda meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Kalpler sadece Allah’ın zikriyle mutmain olur.”

İşte bu hasrtan anlarız ki kalpler Allah’ın zikrinden başka hiçbir şeyle mutmain olmaz. Cümleye bu hasrı veren şey takdim yani mefulün öne alınmasıdır.

Aynı durum  إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  cümlesi için de geçerlidir. Şöyle ki:

“Senden yardım dileriz.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

نَسْتَعِينُ اِيَّاكَ

Bu cümlede  نَسْتَعِينُ  fiil ve fail,  اِيَّاكَ  ise mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

Gördüğünüz gibi, takdim yapıldığında meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Sadece senden yardım dileriz.”

Hülasa: Arapçada takdim -yani mefulün öne geçmesi- hasrı ifade eder. Hasr olan cümleler de Türkçeye “sadece, ancak, ancak ve ancak” şekillerinde tercüme edilir.

Üstadımız dedi ki:  اِيَّاكَ  kelimesinin takdiminden doğan hasr -yani mefulün öne geçmesiyle mananın hasredilmesi ve sadece Allah’tan yardım dileneceğinin beyan edilmesi- abdin Cenab-ı Hakk’a karşı yaptığı ibadet ve hizmetle, vesait ve esbaba olan tezellülden kurtuluşuna işarettir.

İşte bu büyük bir nimettir! İnsan bu mana ile esbaba karşı dilencilikten, zilletten, havftan kurtulur; bütün yardımın ancak Allah’tan geldiğini bilerek sadece O’nun huzurunda eğilir. Bu manayı çok tefekkür etmeli, bu hakikati ruha ve kalbe çok iyi işletmeli ve esbaba olan tezellülden kurtulmalıyız.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Lakin esbabı tamamen ihmal ve terk etmek iyi değildir. Çünkü o zaman Cenab-ı Hakk’ın hikmet ve meşietiyle kâinatta vazedilen nizama karşı bir temerrüd çıkar. Evet, daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi tembellik ve atalettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Meşiet: İrade, arzu / Temerrüd: İnat, karşı gelme / Atalet: Tembellik)

Burada çok ince bir çizgi var. İnsan ne esbabı terk edecek ne de esbaba tesir verip neticeyi ondan bilecek. Bilakis neticeyi Allah’tan bilip, esbaba tevessülü bir nevi dua-yı manevi kabul edecek. Bir örnekle meseleyi izah edelim:

Bir çiftçi şöyle dese:

— Ekin için tarlayı kazmama gerek yok. Eğer Allah dilerse ekinleri yoktan icad eder.

Bu söz hakikatte doğrudur. Eğer Allah dilerse ekinleri yoktan icad eder. Ancak bu sözün sahibi ekinden mahrumiyetle ret cevabı alır. Çünkü Allah’ın âdeti ekini bir sebeple yaratmak ve esbaba tevessül edenin tarlasında bitirmektir. Misalde kişi esbaba tevessül etmediği için ret cevabı alacaktır. Onun esbabı terk etmesi tevhid değil, bir nevi tembellik ve atalettir.

— Peki, doğru amel ve düşünce nedir?

Doğru amel ve düşünce şudur: Çiftçi tarlayı ekmeli ve ekerken de şöyle düşünmelidir:

— Tarlayı ekmem sadece hâlî bir duadır. Bu duamın lisanıyla Allah’tan ekin istiyorum. Ekini bitirecek ve şu tarlayı meyve ve sebzelerle süsleyecek olan Allah’tır. O’ndan başka kimin haddi var ki şu tarlayı bir kazan yapsın ve içinde her türlü nebatatı pişirsin! Ben ekini Allah’tan bilir, O’ndan ister ve O’nun ihsanına mazhar olmak için elimde kazma ile dua ederim. Kazmayı toprağa her vuruşum hâlî bir duadır ki bu dua ile neticeye Allah’tan ister ve O’ndan beklerim…

İşte bu hâl hem tevhiddir hem de hikmet…

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

اِيَّاكَ  kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin Cenab-ı Hakk’a karşı yaptığı ibadet ve hizmetle, vesait ve esbaba olan tezellülden kurtuluşuna işarettir. Lakin esbabı tamamen ihmal ve terk etmek iyi değildir. Çünkü o zaman Cenab-ı Hakk’ın hikmet ve meşietiyle kâinatta vazedilen nizama karşı bir temerrüd çıkar. Evet, daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi tembellik ve atalettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin