a
Ana SayfaReşhalar34. Tebliğ ettiği dini de harika bir süratle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir.

34. Tebliğ ettiği dini de harika bir süratle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir.

6. Reşha’nın son cümlesindeydik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Tebliğ ettiği dini de harika bir süratle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Bu Reşha’da zikredilen, Efendimiz (a.s.m.)’ın 14. vasfı, tebliğ ettiği dinin çok kısa bir zamanda yayılması, doğuyu ve batıyı ihata etmesi ve her asırda insanların beşte birinin bu dini kabul etmesidir.

Üstadımızın “Süratle şarkı ve garbı ihata etmiş.” cümlesinde ince bir nükte yatıyor. Bu nükte şudur:

Şöyle bir delil sunsak:

— Her asır en az insanların beşte biri İslam dinini kabul etmiş. Bu kadar çok insanın bu dini kabul etmesi ispat eder ki bu din haktır. Bu din haksa, bu dinin mübelliği olan Hz. Muhammed (a.s.m.) da haktır.

Biz böyle deyip, İslam dinini kabul edenlerin çokluğunu Peygamberimizin hakkaniyetine delil yapsak, birisi bize şöyle diyebilir:

— O zaman bu mantıktan yola çıkarsak, Hinduizm de haktır ve bu dini kim tebliğ etmişse, o da peygamberdir. Zira yeryüzünde 1 milyar Hindu yaşıyor. Eğer bir dinin müntesiplerinin çokluğu esas alınarak hüküm verilecekse, Hinduizm haktır. Hatta Budizm de haktır. Çünkü dünyada 500 milyon Budist var.

İşte onlar böyle derse, onlara cevabımız Üstadımızın “Süratle şarkı ve garbı ihata etmiş.” cümlesinde saklıdır. Bu cevap da şudur:

İslam dini bütün dünyaya süratle yayılmış, batıyı ve doğuyu ihata etmiştir. Örfleri farklı, kültürleri farklı, yaşadıkları coğrafya farklı, hayat görüşleri farklı insanlar arasında yayılmıştır. Hâlbuki Hinduizm Hindistan, Nepal ve Bangledeş’e ait bir inançtır. Aynı bölgenin insanları bu inancı taşımaktadır. O bölgede doğmuşlar, taklidî olarak da o inancı benimsemişler. Dünyanın diğer bir bölgesinde bu dine inanan kimse yok. Budizm için de aynı şeyler geçerlidir. Hâlbuki İslam dini bir bölgenin ve bir kültürün dini değildir. Bu sebeple de İslam dinine inanan insanların çokluğu bu dinin hakkaniyetini ve bu dinin mübelliği olan zatın peygamberliğini ispat ederken; diğer inançlar bölgesel olduklarından, o inançları kabul eden insanların çokluğu, o inançların hakkaniyetini ve tebliğ edenlerin makbuliyetini ispat etmez.

İşte “Süratle şarkı ve garbı ihata etmiş.” cümlesinde böyle ince bir nükte vardır.

Bu cümledeki “süratle” kelimesi de çok önemlidir. Çünkü İslam dininin yayılması çok hızlı olmuştur. Bunu şununla kıyas edin ki:

Bizler Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. Buna rağmen bazen bir yerde medrese açıyoruz da o kadar çalışmakla birlikte, 10 senede 50 kişiyi medreseye sokamıyoruz. Hâlbuki Peygamberimiz (a.s.m.)’ın Veda hutbesinde 120.000 Sahabe vardı. Bu da Sahabelerin kaçta kaçıdır Allah bilir.

Sadece Arabistan Yarımadası 3 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahiptir. Peygamberimiz (a.s.m.)’ın hayatında bütün Arabistan Yarımadası fethedilmiş ve insanlar İslam dinine girmişti.

İslam dininin bu kadar süratle yayılıp şarkı ve garbı ihata etmesi; insanlar en basit âdetlerini bile değiştiremezken, dinlerini değiştirip Müslüman olması ve her asırda insanların beşte birinin bu dini kabul etmesi ispat eder ki İslam dini haktır ve bu dinin mübelliği olan zat da Allah’ın peygamberidir. Âmennâ ve saddeknâ.

Üstadımız 6. Reşha’yı şu cümleyle tamamlıyor:

Acaba böyle bir zatın davalarında nefis ve şeytanın münakaşa ve itirazlarına bir imkân var mıdır? (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Bu delilde mütalaa ettiğimiz 14 maddeyi birden düşünün ve Üstadımızın bu sorusuna öyle cevap verin:

— Böyle bir zatın davalarında nefis ve şeytanın münakaşa ve itirazlarına bir imkân var mıdır?

Hayır, asla yoktur!

Yedi derstir 6. Reşha’yı mütalaa ediyoruz. Tam 14 maddeyi tahlil ettik. Klasik okumalarda bir nefeste okunan 6. Reşha’yı anlayabilmek için tam 7 ders yaptık. Sonunda 6. Reşha’yı maddelediğimizde gördük ki burada bir hazine yatıyormuş. Bu Reşha’da bir delil değil, tam 14 delil varmış. Mütalaa edildiğinde her bir delil ortaya çıktı ve mananın hakikati kalbe, akla ve latifelere işledi. Risaleleri böyle okursak, inşallah azami derece istifade ederiz.

Şimdi, tahlilini yaptığımız bölümü bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:

Tebliğ ettiği dini de harika bir süratle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir. Acaba böyle bir zatın davalarında nefis ve şeytanın münakaşa ve itirazlarına bir imkân var mıdır? (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin