a
Ana SayfaLâsiyyemalar35. Ve keza, rububiyet-i âmme ubudiyet-i külliye ister. Bu da zülcenaheyn resullerin…

35. Ve keza, rububiyet-i âmme ubudiyet-i külliye ister. Bu da zülcenaheyn resullerin…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, rububiyet-i âmme ubudiyet-i külliye ister. Bu da zülcenaheyn resullerin vahdet-i İlâhiyeyi halka ilan etmeleriyle mümkün olur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Zülcenaheyn: İki kanatlı)

Rububiyet: Allah’ın mahlukatı yaratması, öldürmesi, beslemesi, ona suret vermesi, onu aza ve cihazlarla donatması, vazifesini öğretmesi, hâlden hâle şekilden şekle sokması, onu evirmesi, çevirmesi ve onda tasarrufta bulunmasıdır.

Rububiyet-i âmme ise bu rububiyetin kâinatın tamamında gözükmesi ve zerreden şemse kadar her şeyin -kendine mahsus bir şekilde- terbiye edilmesidir. Kim şu kâinata dikkatli bir nazarla baksa bu rububiyet-i âmmeyi tasdik eder.

Bu rububiyet-i âmmenin odak noktası insandır. Bütün mahlukat insanın hizmetine verilmiş, ona teshir edilmiş ve insanın faydasına uygun bir şekilde terbiye edilmiştir.

– Zehirli bir böcek onun için balı yapar.

– Elsiz bir böcek onun için ipeği dokur.

– Keçi, koyun, inek ve deve ona bir süt çeşmesi olur.

– Toprak bir kazan olur, onun için kaynar.

– Ağaçlar elleri hükmündeki dallarıyla meyveleri ona uzatır.

– Güneş lamba ve sobası; Ay kandili ve yıldızlar mumları olur.

Bunlar gibi, her bir mahluk insana musahhar olur ve ona hizmet eder. Âdeta şu koca kâinatın terbiyesi insana göre yapılmıştır. Şu göz önündeki rububiyet-i âmmenin odak noktası insandır.

— Peki, bu rububiyet-i âmme neyi iktiza eder?

— Bütün mahlukatı insanın emrine veren Allahu Teâlâ insandan ne ister?

— Bu rububiyet-i âmmeye mukabil insanın vazifesi nedir?

— İnsan bu teshirin şükrünü nasıl eda edecek?

El-cevap: Bu rububiyet-i âmme insandan ubudiyet-i külliye ister.

Ubudiyet-i külliye şudur: Şu âlemdeki her bir varlık kendine mahsus bir ibadetle meşguldür. Lakin hiçbirinin ibadeti külli değildir. İnsan ise kendisine verilen -başta akıl olarak- aza ve latifeleri cihetiyle külli bir ibadete namzettir. Namazından orucuna, haccından zekâtına, rükûsundan secdesine, duasından zikrine kadar, bir ibadetle meşguldür. Hatta insanın her bir aza ve latifesinin ayrı bir ibadeti vardır.

İşte göz önündeki şu rububiyet-i âmme, insandan bütün aza, cihaz ve latifeleriyle bir ubudiyet-i külliye ister. Zaten bu kadar aza, cihaz ve latifelerle teçhiz edilmesinin bir sebebi de bu ubudiyet-i külliyeyi eda edebilmesi içindir.

Şimdi, sorumuz şu:

— İnsan bu ubudiyet-i külliyeyi kimden ve nasıl öğrenecek?

— Ona namaz kılmayı, oruç tutmayı, tavaf etmeyi, zikir çekmeyi vs. kim öğretecek?

— Aza, cihaz ve latifelerinin ibadetini ona kim ders verecek?

— Aklın ibadeti ne? Muhabbetin ibadeti ne? Gözün, dilin, kulağın ibadeti ne? Kalbin ibadeti ne? Bunları kim öğretecek?

Bütün bunları öğretecek olan zülcenaheyn resullerdir. Resullerin zülcenaheyn olması hem kul hem de resul olmalarıdır. Kul olmaları cihetiyle ubudiyet-i külliyeye muhataptırlar, resul olmaları cihetiyle de bu ubudiyet-i külliyeyi insanlara ders vermekle muvazzaftırlar.

Evet, resuller gelmeli ve insanların nazarını kesretten vahdete çevirmeli. Allah’ın birliğini halka ilan edip, ubudiyet-i külliyeyi öğretmeli.

O hâlde bu delili şöylece maddeleyebiliriz:

1. Cenab-ı Hakk’ın şu kâinatta bir rububiyet-i âmmesi var. Bu rububiyetin odak noktası da insandır. Her şey insana teshir edilmiş ve onun hizmetine verilmiş.

2. “Rububiyet-i âmme ubudiyet-i külliye ister.” kaidesince, bu rububiyetin sahibi olan Allahu Teâlâ da insanlardan bir ubudiyet-i külliye istemekte ve onları ibadette görmeyi murad etmektedir.

3. İnsan tek başına ibadetin nevlerini keşfedemez, Rabbü’l-âlemin olan Allah’a nasıl ibadet edeceğini bilemez ve bunun yolunu bulamaz.

4. Bu durumda, ubudiyet-i külliyeyi insanlara ders verecek resullerin vücudu lazımdır. Bu resuller:

– Âlemdeki rububiyet-i âmmeyi insanlara göstermeli,

– Bu rububiyet-i âmmenin sahibini tanıtmalı,

– Vahdet-i İlâhiyeyi halka ders vermeli,

– Rububiyet-i âmmeye mukabil insanlardan ubudiyet-i külliye istendiğini anlatmalı,

– Ve bu ubudiyet-i külliyenin nasıl yapılacağını insanlara öğretmelidir.

Bunlar olmazsa, şu göz önündeki rububiyet-i âmme manasını kaybeder hatta inkârı lazım gelir.

Herhâlde Üstad Hazretlerinin mezkûr cümlesinin manası anlaşılmıştır. Cümleyi bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Ve keza, rububiyet-i âmme ubudiyet-i külliye ister. Bu da zülcenaheyn resullerin vahdet-i İlâhiyeyi halka ilan etmeleriyle mümkün olur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin