a
Ana SayfaFatiha Suresi36. Ve keza, “Her şeyi halk ve hidayet etmiştir.” manasında bulunan…

36. Ve keza, “Her şeyi halk ve hidayet etmiştir.” manasında bulunan…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, “Her şeyi halk ve hidayet etmiştir.” manasında bulunan  وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهَدٰى  ayet-i celilesi hükmünce, zahirî ve bâtıni duygular, âfakî ve haricî deliller, enfüsî ve dâhilî burhanlar, peygamberlerin irsaliyle, kitapların inzali gibi vasıtalar itibarıyla da hidayetin manası taaddüd eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Metinde  وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهَدٰى  ibaresinin ayet-i celile olduğu yazılmış. Bu, Arapçadan Türkçeye çevrilirken ya da basım esnasında yapılan bir hata. Kur’an’da böyle bir ayet yok. Arapça aslında şöyle yazıyor:

( أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى ) بحكم  “…hükmüyle.”

Evvela Üstadımız “hükmüyle” diyor, “ayet-i celilesi hükmünce” demiyor.

İkinci olarak, eserin Arapça aslındaki ayetle tercümedeki ibare birbirini tutmuyor. Arapça aslında Taha suresinin 50. ayeti kaydedilmiş. Ayetin tamamı şu şekildedir:

قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى  Hz. Musa dedi ki: Bizim Rabbimiz her şeye hilkatini veren, sonra da ona hidayet edendir. (Taha 50)

Ayet-i kerime böyle iken, tercümede ya da baskıda hatalı bir yazım olmuş. Bunu beyan ettikten sonra, şimdi metnin izahına geçelim:

Cenab-ı Hak insanı hidayete davet etmiş ve hidayeti bulabilmesi için ona yardım etmiştir. Şöyle ki:

Evvela insanı zahirî ve bâtıni duygularla teçhiz etmiş ve bu duyguları kullanarak hidayete ulaşabilme kabiliyetini ona ihsan etmiştir. Bu sırdandır ki Mâturîdî itikadına göre, ehl-i fetret Allah’ı bilmekle yani hidayetle mükelleftir. Zira Allahu Teâlâ insana akıl, fikir, tasavvur gibi bâtıni duygular; göz, kulak, dil gibi zahirî duygular vermiş ve bu duygularla kendisini bulabilme kabiliyetini bahşetmiştir.

Evvele insanın vicdanı bir yaratıcıyı fıtraten kabul eder. Kalbi onunla meşgul olmak, aklı onu tanımak ve latifeleri onun zikriyle mutmain olmak ister. Bu sebeple, insan -bir peygambere kavuşmasa da- Allah’ı bilmekle mükelleftir.

Demek, insandaki zahirî ve bâtıni duygular hidayetin bir vesilesidir ve bu cihetle “el-Hâdî” isminin bir tecellisidir.

İkici olarak, Cenab-ı Hak şu âlemi âfakî ve haricî delillerle donatmıştır. Kuştan çiçeğe, balıktan böceğe, zerreden şemse, atomdan seyyarata kadar, her şeyi varlığına bir delil yapmış ve her mahluk üzerine varlığının hadsiz mühürlerini vurmuştur. (Bu mühürleri hem Lem’alar Risalesi’nde hem de Katre Risalesi’nin başından buraya kadar mütalaa ettik.)

İşte bu âfakî ve haricî deliller hepsi hidayetin bir sebebi, bir vesilesi ve “el-Hâdî” isminin bir tecellisidir.

Üçüncü olarak, Cenab-ı Hak, misal-i musaggar-ı âlem olan insanın yüzüne, cephesine ve vücuduna varlığının delillerini koymuş; taklidi mümkün olmayan mühür ve sikkeleriyle insanı donatmıştır. Bunlara enfüsî ve dâhilî burhanlar denir. İnsanın gözünden kulağına, elinden ayağına, dilinden burnuna kadar, her bir aza ve cihâzâtı, Allah’ın varlığına enfüsî ve dâhilî bir burhandır.

Bu burhanlar da hidayetin birer vesilesi ve sebebi olup, “el-Hâdî” isminin bir tecellisidir. Kim ki kendini okusa İlahî bir mektup olduğunu anlar, kâtibi olan zata iman eder.

Dördüncü olarak, peygamberlerin irsaliyle, kitapların inzali gibi vasıtalar hidayete kavuşmanın birer vesiledir. Cenab-ı Hak peygamberlerinin irşadıyla ve kitaplarının lisanıyla insanları hidayete davet eder. Bu cihetten peygamberler ve kitaplar hidayetin birer vesilesi olup, “el-Hâdî” isminin mazharlarıdır.

Netice:

1. Zahirî ve bâtıni duygular hidayetin birer vesilesidir.

2. Âfakî ve haricî deliller hidayetin birer vasıtasıdır.

3. Enfüsî ve dâhilî burhanlar hidayetin birer sebebidir.

4. Peygamberler ve kitaplar gibi vasıtalar hidayetin birer davetçisidir.

Bütün bu cihetlerle de hidayetin manası taaddüd eder.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

İhtar: En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, batılı batıl göstermektir.

اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ ، وَاَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ . اٰمِينَ

(Hicap: Perde)

Arapça duanın manası şudur: Ey Allah’ımız! Hakkı bize hak olarak göster ve ona tabi olmakla bizi rızıklandır. Ve batılı bize batıl olarak göster ve ondan uzaklaşmakla bizi rızıklandır.

Allahu Teâlâ cümlemizden hicabı kaldırsın. Bizimle O’nun arasındaki perdeleri yırtıp atsın. En büyük hidayet olan, hakkı hak bilip ona tabi olmakla ve batılı batıl bilip ondan uzaklaşmakla bizleri rızıklandırsın. Âmin.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ve keza, “Her şeyi halk ve hidayet etmiştir.” manasında bulunan  وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهَدٰى  ayet-i celilesi hükmünce, zahirî ve bâtıni duygular, âfakî ve haricî deliller, enfüsî ve dâhilî burhanlar, peygamberlerin irsaliyle, kitapların inzali gibi vasıtalar itibarıyla da hidayetin manası taaddüd eder.

İhtar: En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, batılı batıl göstermektir.

اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ ، وَاَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ . اٰمِينَ

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin