a
Ana SayfaFatiha Suresi37. Sırat-ı müstakim: Şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülasasından hasıl olan…

37. Sırat-ı müstakim: Şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülasasından hasıl olan…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ : Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülasasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki: (İşârâtü’l-İ’caz)

(Mecz: Karıştırma)

Üstad Hazretleri  الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ  (dosdoğru yol) fadesini çok farklı bir şekilde tefsir ediyor. Bu izahın benzerini hiçbir tefsir kitabında görmedim. Şimdi, metnin üzerinde yavaş yavaş ilerleyerek bu izahı anlamaya çalışalım:

الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ  (dosdoğru yol) üç şeyin mezcinden hasıl olan adaletmiş. Bu üç şey de şecaat, iffet ve hikmetmiş. Üstadımız neyin şecaat, neyin iffet ve neyin hikmet olduğunu birazdan izah edecek.

Bu üçü bir araya geldiğinde sırat-ı müstakim yani dosdoğru yol olur. Kim ki bu üçünü cemederse dosdoğru yolun üzerinde olur. Kim de bunlardan saparsa sırat-ı müstakimden sapmış olur.

Üstadımız meseleyi şöyle izaha başlıyor:

Tagayyür, inkılab ve felaketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Tagayyür: Değişme, başkalaşma / İnkılab: Dönüşme)

Yavaş yavaş ve hazmede hazmede ilerleyelim…

Üstadımız insanı üç sıfatla vasfetti:

1. Tagayyür ve inkılaba maruz olması: İnsan bedeni her daim bir tagayyüre ve bir inkılaba maruzdur; vücudu her an değişir ve başkalaşır. Her an vücudunda milyarlarca hücre ölür ve milyarlarcası yaratılır. Mesela insan vücudu günde yaklaşık 200 milyar kırmızı kan hücresi üretirken, kabaca aynı sayıda hücre de ölmektedir. Diğer hücreler için de durum aynıdır.

Hatta insan, çocukluğundan bugününe kadar çekilen resimlerine baksa nasıl bir tagayyür ve inkılaba maruz olduğunu hakka’l-yakin görür.

2. İnsan felaketlere maruzdur: Depremler, yangınlar, seller, hastalıklar, kazalar ve daha birçok felaket insanı hedef almakta ve insan her daim bir felaket sillesine maruz kalmaktadır.

3. İnsan, hayatının devamı için çok şeylere muhtaçtır. Bunlar zaten malumunuzdur.

Bu sıfatlarla mevsuf olan insanın bedeninde bir ruh iskân edilmiş, beden bu ruha bir misafirhane yapılmış ve ruhun yaşayabilmesi için de üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetler şunlardır:

Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Kuvve-i şeheviye-i behimiye: Hayvani şehvet duygu)

Kuvve-i şeheviye-i behimiye, menfaatleri celb ve cezbeden kuvvetdir. Yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi şeyler kuvve-i şeheviyedendir. İnsan bu kuvvet sayesinde, hayatının devamı için lazım olan şeyleri tahsil eder. Eğer bu kuvvet bizlere verilmeseydi ne yerdik, ne içerdik, ne uyurduk ve ne de hayatımızın bekası için lazım olan şeyleri tahsil ederdik.

Üstadımız ikinci kuvveti şöyle izah ediyor:

İkincisi: Zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gazabiye. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Sebuiye: Yırtıcıya mensub, canavarlıkla ilgili / Kuvve-i sebuiye-i gazabiye: Zararlı şeyleri def etmeye sevk eden his ve kuvvet)

Kuvve-i sebuiye-i gazabiye, müdafaa ve dâfia kuvvesidir. İnsan bu kuvve sayesinde tehlikelere karşı kendini müdafaa eder. Bir araba üzerine geldiğinde kaçması, elektrik tellerini tutmaması, tehlikeyi gördüğünde oradan uzaklaşmaya çalışması ve hayatına kasteden şeylere karşı önlem alması bu kuvvenin bir işlevidir.

Üstadımız üçüncü kuvveti de şöyle izah ediyor:

Üçüncüsü: Nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Nef: Fayda / Temyiz: Ayırt etmek / Kuvve-i akliye-i melekiye: İnsandaki akıl duyusu)

İnsan bu kuvve-i akliye sayesinde faydayı ve zararı bilir; iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt eder. İnsanı ibadetle mükellef kılan şey de bu akıl kuvvesidir.

Fıkıh ilmi okuyanlar bilir ki: Her ibadetin farziyet şartlarından birincisi akıldır. Aklı olmayan hiçbir ibadetle mükellef değildir. Zira zararı ve faydayı ayırt edemez; iyiyi ve kötüyü temyiz edemez.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Lakin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi “tefrit, vasat, ifrat” namıyla üç mertebeye ayrılırlar. (İşârâtü’l-İ’caz)

Şeriat bu kuvvetlere bir had tayin etmiş; “Buraya kadar helal, bundan sonrası haramdır. Şunu yapabilirsin ama bunu yapamazsın.” demiş. Fıtraten ise bu kuvvetlere bir had tayin edilmemiş. Böyle olunca da her bir kuvvet “tefrit, vasat, ifrat” namıyla üç mertebeye ayrılmış.

Üstadımız bu mertebeleri şöyle izah ediyor:

Mesela kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki ne helale ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki helaline şehveti var, harama yoktur. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Humud: Şehvet yokluğu, isteksizlik / Fücur: Zina, haddi aşma)

Şehvet duygusu bir kişide hiç bulunmuyor ve karşı cinse karşı hiçbir şey hissetmiyorsa, buna “humud” denir.

Humud: Şehvet yokluğu, soğukluk ve karşı cinse karşı isteksizliktir.

Humud kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesidir.

Eğer şehvet duygusu yabancı bir kişiye karşı bulunuyor, kişiyi zinaya sürüklüyor ve günaha sokuyorsa, buna “fücur” denir.

Fücur: Zina etme, haddi aşma ve sapkınlık göstermedir.

Fücur kuvve-i şeheviyenin ifrat mertebesidir.

Eğer şehvet duygusu nikâhlı eşine karşı var, yabancıya karşı ise zerre miktar yoksa, buna “iffet” denir.

İffet: Namuslu olmak ve helale razı olup haramdan kaçınmaktır.

İffet kuvve-i şeheviyenin vasat mertebesidir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuddur. (İşârâtü’l-İ’caz)

Buna göre:

– Çok yemek ifrat, hiç yememek tefrit, ihtiyaç kadar yemek vasattır.

– Çok uyumak ifrat, hiç uyumamak tefrit, ihtiyaç kadar uyumak vasattır.

– Çok konuşmak ifrat, hiç konuşmamak tefrit, yeterince ve faydalı konuşmak vasattır.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve keza, kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki ne maddi ve ne manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.

İhtar: Bu kuvve-i gazabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Cebanet: Korkaklık / Tehevvür: Hiçbir şeyden korkmamak / Şecaat: Yiğitlik, cesaret)

Bir kişi her şeyden korkuyor ve bir gölge dahi onu dehşete düşürüyorsa, buna “cebanet” denir.

Cebanet: Korkulmayacak şeylerden korkmak ve her şey karşısında titremektir.

Cebanet kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesidir.

Eğer bir kimse hiçbir şeyden korkmuyorsa, kalbinde zerre miktar korku yoksa, ölüm ihtimali olan şeylere dahi koşarak gidiyorsa, buna “tehevvür” denir.

Tehevvür: Maddi ve manevi hiçbir şeyden korkmama hâlidir. Maddi şeylerden korkmadığı gibi, manevi şeylerden de korkmaz. Yani ne günahtan korkar, ne hesaptan korkar, ne cehennemden korkar, ne de uhrevi hâllerden korkar.

Tehevvür kuvve-i gazabiyenin ifrat mertebesidir ve bütün istibdatların, tahakkümlerin ve zulümlerin sebebidir.

Eğer bir kimse Allah’tan korkar, dini için canını seve seve feda eder, dünyevi bir hakkının muhafazası için korkmadan mücadele eder; bununla birlikte, meşru olmayan şeylere karışmazsa, buna “şecaat” denir.

Üstad Hazretlerinin Rus kumandana karşı ayağa kalkmaması; mahkemelerde, “Sarığını çıkar.” diyen hâkimlere, “Bu sarık bu başla çıkar.” demesi şecaate güzel bir örnektir. Bir karıncayı incitmemiş ama dini için dünyaya meydan okumuş…

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki hakkı hak bilir imtisal eder, batılı batıl bilir içtinab eder.

وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثيرًا

(Gabavet: Ahmaklık / Cerbeze: Aldatıcı sözlerle kandırma)

(Ayet meali: Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çok hayır verilmiştir. (Bakara 269))

Kuvve-i akliyenin de üç mertebesi vardır: Gabavet, cerbeze ve hikmet.

Gabî olan hiçbir şeyden anlamaz, hiçbir şeyden haberi olmaz. Bütün malını alsalar, kandırsalar farkına varmaz.

Cerbeze sahibi ise siyahı beyaz, beyazı siyah şeklinde gösterir. İnsana boğaz köprüsünü bile satar.

Hikmet sahibi ise hakkı hak bilir, ona imtisal eder; batılı batıl bilir, ondan içtinab eder. Ne kimseyi kandırır ne de kandırılır.

الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ  ibaresinin tefsirine bir sonraki derste devam edeceğiz. Önce bu derste işlenen bölümü iyice kavrayalım, daha sonra bir sonraki dersi okuyalım.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ : Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülasasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki:

Tagayyür, inkılab ve felaketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir.

Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye.

İkincisi: Zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gazabiye.

Üçüncüsü: Nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.

Lakin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi “tefrit, vasat, ifrat” namıyla üç mertebeye ayrılırlar.

Mesela kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki ne helale ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki helaline şehveti var, harama yoktur.

İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuddur.

Ve keza, kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki ne maddi ve ne manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.

İhtar: Bu kuvve-i gazabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.

Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki hakkı hak bilir imtisal eder, batılı batıl bilir içtinab eder.

وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثيرًا

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin