a
Ana SayfaKatre37. Ve keza, kâinat sahifesinde pek büyük bir itina ve ihtimam ile harika bir tarzda…

37. Ve keza, kâinat sahifesinde pek büyük bir itina ve ihtimam ile harika bir tarzda…

Katre mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, kâinat sahifesinde pek büyük bir itina ve ihtimam ile harika bir tarzda yazılan nakışlar, münferiden ve müctemian, gayr-ı mütenahi bir kudreti iktiza ettiklerinden, kâinat da bir Vâcibü’l-vücud, bir Hâlık-ı Kadîr’in vücuduna bizzarure delalet eder ki o Hâlık’ın tesir-i kudretine nihayet olmadığından şeriklerden bilbedahe müstağnidir, şerike ihtiyacı yoktur. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

(Münferiden: Tek olarak / Müctemian: Toplu olarak / Gayr-ı mütenahi: Sonsuz / Bizzarure: Zorunlu olarak)

Eğer elma ağacından armut çıksaydı hayretten ne yapacağımızı şaşırırdık. Hâlbuki elma ağacında binler elma var da hiç hayretimizi celbetmez.

— Acaba elma sanat itibarıyla armuttan daha mı aşağıdadır?

— Ya da elmayı yapmak kolay da armudu yapmak zor mudur?

— Ya da elma ağacından elmanın çıkması alelade bir iş de armudun çıkması harikulade bir iş midir?

Hayır! Bunun tek sebebi vardır; o da bizim ülfet hastalığına tutulmuş olmamızdır.

Yine bir horozun yumurtladığını ve yumurtasından bir civciv çıktığını duysaydık gülerek inkâr eder; “Olur mu canım, horoz hiç yumurtlar mı?” derdik.

— Acaba tavuğun yumurtlaması alelade bir iş de horozun yumurtlaması harikulade bir iş midir?

— Niçin tavuğun yumurtlaması karşısında aynı hayreti gösteremiyoruz?

— Bir kalıptan çıkmış gibi, yumurtayı belli bir şekille çıkarmak; yenildiği vakit onu son derece lezzetli bir taam yapmak; üzerine oturulduğunda ise ondan hayat sahibi bir civcivi yaratmak alelade bir iş midir?

Değildir! Lakin ülfet bırakmaz ki bu işin üzerindeki icraat-ı kudreti görelim ve o kudretin büyüklüğü karşısında secde edelim…

Şimdi, Üstadımız dedi ki:

Kâinat sahifesinde pek büyük bir itina ve ihtimam ile harika bir tarzda yazılan nakışlar:

Kuştan yıldıza, balıktan güneşe, çiçekten galaksilere, zerrattan seyyarata kadar her bir varlık, şu kâinat sahifesinde yazılan bir nakıştır.

– Kâinata bir sayfa gözüyle baksak, her bir varlık bu sayfanın bir nakşı olur.

– Kâinata bir kitap gözüyle baksak, her bir varlık bu kitabın bir harfi olur.

– Kâinata bir sergi gözüyle baksak, her bir varlık bu serginin antika bir sanat eseri olur…

Üstadımız mezkûr cümlesinde varlıkları “nakşa” benzetti. Kâinata bir sayfa gözüyle bakıp, her bir varlığı da bu sayfanın bir nakşı kabul etti.

Münferiden ve müctemian, gayr-ı mütenahi bir kudreti iktiza ettiklerinden:

Bu kâinat sayfasındaki nakışların yani varlıkların, hem her birinin tek başına yaratılması hem de tamamının birlikte icadı, sonsuz bir kudreti iktiza eder. Yani hem tek bir sineği hem de sinek nevini halk etmek için sonsuz bir kudrete ihtiyaç vardır.

Kudreti sonsuz olmayan, ne bir ferdi yaratabilir, ne bir nevi yaratabilir, ne yeryüzünü yaratabilir ve ne de kâinatı yaratabilir. En küçük bir ferdi yaratmak için, kâinatı yaratabilecek bir kudrete ihtiyaç vardır. Zira her bir ferd, bir misal-i musaggar-ı kâinattır, kâinatın küçültülmüş bir numunesidir. Kâinatta ne varsa, küçük bir mikyasta onda da vardır. Sinekteki sanat kâinatı geçemese de ondan aşağıya da düşmez.

Bu meseleyi Lem’alar Risalesi’nde uzun uzadıya mütalaa etmiştik. Dileyenler o dersleri okuyabilirler.

Kâinat da bir Vâcibü’l-vücud, bir Hâlık-ı Kadîr’in vücuduna bizzarure delalet eder ki:

Madem hem ferdi yaratmak hem de nevi yaratmak için sonsuz bir kudrete ihtiyaç var ve madem böyle bir kudret Allah’tan başka kimsede bulunmaz, o hâlde bu kâinat, içindeki varlıkların lisan-ı hâliyle Allah’ın varlığına şehadet eder; bir Vâcibü’l-vücud’un, bir Hâlık-ı Kadîr’in varlığına bizzarure delalet eder. Çünkü Allah olmazsa, tek bir ferd dahi yokluktan varlık âlemine çıkamaz. Zira en basit bir varlığın yaratılması için sonsuz bir kudrete ihtiyaç vardır. Bu kudret de Allah’tan maada kimsede bulunmaz. İşte bu cihetle, tek bir ferdin yaratılması, Allah’ın varlığına ve sonsuz kudretine delildir.

O Hâlık’ın tesir-i kudretine nihayet olmadığından şeriklerden bilbedahe müstağnidir, şerike ihtiyacı yoktur:

Üstadımız meseleyi sonunda tevhide bağladı ve dedi ki: Madem tek bir ferdin yaratılması için sonsuz bir kudrete ihtiyaç var ve bu sonsuz kudret de ancak Allahu Teâlâ’da bulunur; öyleyse Allah’ın şeriki olmaz ve olamaz. Çünkü böyle nihayetsiz bir kudretin sahibi şeriklerden müstağnidir ve şerike ihtiyacı yoktur. Malumdur ki ortak edinmek aczden ileri gelir. Allah için acz yoktur ki ortağa ihtiyacı olsun.

Üstadımız müthiş bir tevhid dersi yaptı. Ancak bu dersin ruha, kalbe ve latifelere işlemesi sadece okumakla olmaz. Bu dersten ödevimiz şu olsun:

Etrafımızdaki eşyaya bakalım. Ülfet sebebiyle göremediğimiz şeyleri keşfedelim:

– Ağaçların kupkuru dallarına takılan çiçek, yaprak ve meyvelere bakalım.

– Uçan kuşa, açan çiçeğe nazar edelim.

– Bulutlara, güneşe ve yıldızlara bakalım.

– Başımızın üstünde uçan sineğe, yerde yürüyen böceğe bakalım…

Bunların yaratılması için nasıl bir kudret gerekiyor, bunu düşünelim. Ve en sonunda şu soruyu kendimize soralım:

— Böyle nihayetsiz bir kudretin sahibi olan Zat-ı Zülcelal, hiç mümkün müdür ki şerik edinsin, ona muhtaç olsun ve mülkünü ona taksim etsin?

Haşa ve kellâ, yüz bin defa haşa…

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ve keza, kâinat sahifesinde pek büyük bir itina ve ihtimam ile harika bir tarzda yazılan nakışlar, münferiden ve müctemian, gayr-ı mütenahi bir kudreti iktiza ettiklerinden, kâinat da bir Vâcibü’l-vücud, bir Hâlık-ı Kadîr’in vücuduna bizzarure delalet eder ki o Hâlık’ın tesir-i kudretine nihayet olmadığından şeriklerden bilbedahe müstağnidir, şerike ihtiyacı yoktur. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin