a
Ana SayfaLemalar51. On birinci Lem’a: Arkadaş! Bir nevin efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet…

51. On birinci Lem’a: Arkadaş! Bir nevin efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

On birinci Lem’a: Arkadaş! Bir nevin efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet… (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Efrad: Fertler / Tevafuk: Uygunluk / Müşabehet: Birbirine benzeme)

Bu cümleyi biraz tefekkür edelim: Bir nevin fertleri arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyedeki müşabehet…

Bir elma ağacı diğer elma ağaçlarıyla aynıdır. Yaprakları, çiçekleri ve meyveleri birbirine benzer. Bu, efrad arasındaki tevafuktur.

Elma ağacı diğer ağaçlara birebir benzemez. Ancak aza-yı esasiyede yani esas azalarda bir benzerlik vardır. Hepsinin kökü, dalları; yaprak, çiçek ve meyveleri vardır. Bu, nevler arasındaki müşabehet yani benzerliktir.

Yine bir bülbül diğer bülbüllerle aynıdır. Bu kuşu nerede görseniz, “Bu bülbüldür.” dersiniz. Bu, efrad arasındaki tevafuktur.

Bülbül diğer kuşlara birebir benzemez. Ancak aza-yı esasiyede bir benzerlik vardır. Hepsinin kanadı, gözü, ayağı, gagası ve birbirine benzeyen azaları vardır. İşte bu, nevler arasındaki müşabehet yani benzerliktir.

Yine bir gül diğer güllerle aynıdır. Nerede bu çiçeği görseniz, “Bu güldür.” dersiniz. Bütün güller birbirine benzer. Bu, efrad arasındaki tevafuktur.

Gül diğer çiçeklerle birebir benzemez. Ancak aza-yı esasiyede bir benzerlik vardır. Hepsinin bir sapı, yaprağı, çiçeği vardır. Bu, nevler arasındaki benzerliktir.

— Peki, bir nevin fertleri arasındaki tevafuk ve bir cinsin nevleri arasındaki müşabehet neyi ispat eder?

Üstadımız diyor ki:

…sikkenin ittihadına, kalemin vahdetine delâlet ettiklerinden anlaşılıyor ki bütün mütevafık ve müteşabihler yani birbirine benzeyen çokluk, bir Zat-ı Vahid’in eser-i sanatıdır. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Sikke: Damga / İttihad: Birlik / Mütevafık: Birbirine uygun / Müteşabih: Birbirine benzeyen)

Bir nevin fertleri arasındaki tevafuk ve nevler arasında aza-yı esasiyedeki benzerlik sikkenin ittihadına, kalemin vahdetine delalet eder.

Sikke: Madenî paranın üzerine vurulan damgadır. Bu damgayla o paranın devlete ait olduğu ispat edilir. İşte Allahu Teâlâ fertleri ve nevleri birbirine benzetmekle varlıkların üzerine kendine mahsus sikkesini vurmuştur. Bu sikkenin lisan-ı hâliyle, “Bütün eşya benimdir.” der.

Yine efrad ve nevler arasındaki bu benzerlik kalemin vahdetine işaret eder. Demek, hepsinde aynı kudret kalemi işlemiş. Eğer farklı bir el karışsaydı bu benzerlik olmazdı. Birlik ancak tek bir elden çıkabilir. Başka eller karışsa karışıklık olur.

Netice: Bütün mütevafık ve müteşabihler -yani birbirine benzeyen fertler ve nevler- bir Zat-ı Vahid’in eser-i sanatıdır.

Bu hakikati biraz daha tefekkür edelim:

Bir elma ağacına, “Sen benimsin, seni ben yaptım.” desek elma ağacı lisan-ı hâliyle bize şöyle der:

— Bana sahip olabilmen için kardeşlerim olan bütün elma ağaçlarına sahip olman lazım. Çünkü biz birbirimizin aynısıyız. Kardeşlerimi icad edemeyen, dallarıma elmaları takamaz. Nevimi halk edemeyen, beni yapraklarla donatamaz. Bütün elma ağaçlarını yaratamayan, beni çiçeklerle süsleyemez. Beni yaratabilmek için nevimi yaratabilecek bir kudrete sahip olmak gerekir. Hem bu da yetmez. Diğer ağaçlara da sahip olmalısın. Çünkü diğer ağaçlarla da aza-yı esasiyede aynıyız. Hepimizin kökü var, gövdesi var, dalı var; çiçeği, yaprağı, meyvesi var ve hepimiz aynı kanunlara tabiyiz. Bizim bu benzerliğimiz sikkenin ittihadından, kalemin vahdetinden ileri geliyor. Bu benzerliğimiz ispat eder ki biz tek bir zatın eserleriyiz. Eğer sende hepimizi yaratabilecek bir kudret varsa göster, sonra bana sahiplik iddiasında bulun.

İşte bir ağaç böyle der. Ondan yüz bulamayıp bir kuşa gitsek, “Seni ben yaptım, senin sahibin benim.” desek o kuş lisan-ı hâliyle bize şöyle der:

— Bana sahip olabilmen için nevimin bütün fertlerine sahip olabilmen lazım. Çünkü bizler biriz. Bu birlik ancak tek bir elden çıkabilir. Başka bir el bize karışsa birliğimiz bozulur. O hâlde sen önce nevime sahip olmalısın. Hem bu da yetmez. Diğer bütün kuşlara da sahip olmalısın. Çünkü bizler her ne kadar birbirimize benzemesek de aza-yı esasiyemiz aynıdır. Hepimizin kanadı var, gözü var, ayağı var; cihazlarımız aynı, aynı terbiyeden geçmişiz, aynı kanunlara tabi olmuşuz. Üzerimizde bir vahdet mührü var. Beni kim yapmışsa bütün kuş kardeşlerimi de o yapmıştır. Ve onları yapamayan, beni yapamaz. Hadi, hem nevimin bütün efradını hem de kuş nevlerinin tamamını yaratabilecek bir kudretin varsa göster; sonra bana, “Senin sahibin benim.” de.

Bir kuş da böyle der. Ondan yüz bulamayıp bir güle gitsek ve ona, “Seni ben yarattım, sen benimsin.” desek o bize der ki:

— Ben yeryüzünü süsleyen bütün güllerle aynıyım. Aramızdaki farkı göz fark edemez. Bu benzerlik ispat eder ki hâlıkımız birdir, mucidimiz birdir, sahibimiz birdir. Eğer senin bütün gülleri yaratabilecek bir kudretin varsa, o zaman bana sahiplik iddiasında bulunabilirsin. Gerçi bu da yetmez. Diğer bütün çiçek nevlerine de sahip olabilmen lazım. Zira onlarla aza-yı esasiyede aynıyız. Bu ayniyet sebebiyle hepimiz “çiçek” ismiyle müsemma olmuşuz. Bana sahiplik iddiasında bulunabilmen için sadece nevimin fertlerini değil; diğer bütün nevileri, bütün efradıyla yaratabilmen lazım. Ancak bunu yapabilirsen bana sahiplik iddiasında bulunabilirsin.

İşte bu gül gibi, her bir mevcut, üzerindeki sikkesinin birliği ve üzerinde işleyen kalemin vahdeti cihetiyle der ki:

— Biz bir Zat-ı Vahid’in eseleriyiz, masnuatıyız ve O’nun mahluklarıyız.

Âmennâ ve saddeknâ.

Bu derste şu bölümün izahını yapmaya çalıştık:

On birinci Lem’a: Arkadaş! Bir nevin efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet sikkenin ittihadına, kalemin vahdetine delâlet ettiklerinden anlaşılıyor ki, bütün mütevafık ve müteşabihler yani birbirine benzeyen çokluk, bir Zat-ı Vahid’in eser-i sanatıdır. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin