a
Ana SayfaReşhalar39. Onuncu Reşha: Arkadaş! O zat-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor…

39. Onuncu Reşha: Arkadaş! O zat-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor…

Reşhalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Onuncu Reşha: Arkadaş! O zat-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Ve insanları tebşir için, kalbleri cezb ve akılları celbeden meselelerden haber veriyor. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Tebşir: Müjdelemek)

Efendimiz (a.s.m.) kıyametten bahsediyor, kabirlerden çıkışı anlatıyor, hesaptan ve mizandan haber verip cenneti ve cehennemi bildiriyor. Bunlar gibi, nev-i beşeri korkutmak ve müjdelemek için kalpleri cezbeden ve akılları celbeden meselelerden bahsediyor. Dilerseniz, biraz Kur’an’da gezelim. Birkaç ayetine kulak verelim:

يَوَدُّ الْمُجْرِمُ  Günahkârlar ister ki -Ne ister?-  لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ  o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye vermek ister,   وَصَاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ  eşini ve kardeşini fidye vermek ister,   وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْويهِ  kendisini barındıran aşiretini fidye vermek ister   وَمَن فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا  ve yeryüzünde ne varsa hepsini fidye vermek ister ki   ثُمَّ يُنجِيهِ  sadece kendini kurtarabilsin.   كَلاَّ  Hayır, ondan hiç bir fidye kabul edilmez.   إِنَّهَا لَظَى نَزَّاعَةً لِلشَّوَى  O ateş bedenin bütün uzuvlarını söküp koparan halis bir alevdir. (Mearic 11-16)

Ayetler ne büyük bir dehşetten bahsediyor! Kişi evladını, eşini, kardeşini, aşiretini ve dünyada ne varsa hepsini kurtuluşuna bedel fidye vermek ve ateşten kurtulmak istiyor. Bu nasıl bir dehşettir!

Şimdi de Duhan suresinden bir sahneye bakalım:

إِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِ  Şüphesiz zakkum ağacı   طَعَامُ الْأَثِيمِ  günahkârların yemeğidir.   كَالْمُهْلِ  Erimiş maden gibidir,   يَغْلِي فِي الْبُطُونِ  karınlarda kaynar,   كَغَلْيِ الْحَمِيمِ  kaynar suyun kaynaması gibi.   خُذُوهُ  (Allah meleklere der ki) Tutun onu,  فَاعْتِلُوهُ إِلَى سَوَاء الْجَحِيمِ  cehennemin ortasına sürükleyin,  ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ  sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün. (Duhan 43-48)

Evet, yiyecek zakkum ağacı… Erimiş maden gibi karınlarda kaynıyor; kaynar suyun kaynaması gibi… Melekler tutup cehennemin ortasına sürüklüyor… Başının üzerinden de kaynar sular dökülüyor… Bu nasıl bir dehşettir!

Kur’an bu ve benzeri ayetleriyle insanları korkutuyor ve pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Yine birçok ayetiyle cenneti anlatıyor; kalpleri cezbedip akılları celbediyor. Bir de buna örnek verelim:

Zuhruf suresinde şöyle geçiyor:

يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ  O ehl-i cennetin etrafında altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır.   وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ الْأَنفُسُ وَتَلَذُّ الْأَعْيُنُ  Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır   وَأَنتُمْ فِيهَا خَالِدُونَ  ve siz orada ebedîsiniz.  وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي  İşte bu cennettir ki   أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ   siz işlediğiniz ameleler sebebiyle ona varis kılındınız.   لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ  كَثِيرَةٌ  Orada sizin için bol bol meyveler vardır,   مِنْهَا تَأْكُلُونَ  o meyvelerden yersiniz. (Zuhruf 71-73)

Efendimiz (a.s.m.) hem hadis-i şerifleriyle hem de Kur’an bu ve benzeri ayetleriyle öyle hadiselerden bahsetmiş ki bir kısmıyla insanları müjdelemiş, kalplerini cezb ve akıllarını celbetmiş; bir kısmıyla da insanları korkutmuş ve dehşete düşürmüş.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Yahu! Hakaik ve garaibi keşif için insanlarda öyle bir şevk, öyle bir merak vardır ki garip bir hakikati keşif yolunda canlarını, mallarını feda ediyorlar. Bu zatın (a.s.m.) keşf ve ihbar ettiği hakaike ne için ehemmiyet vermiyorlar? (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Hakaik: Hakikatler)

İnsanda hakikatleri keşfetmek, gizli ve saklı şeyleri öğrenmek için bir şevk ve bir merak duygusu vardır. İnsanı Ay’a götüren ve denizlerin dibine indiren şey bu şevk ve meraktır. İnsan gizli hakikatleri keşif yolunda canını ve malını feda eder.

— Hâl böyleyken, Hz. Muhammed (a.s.m.)’ın keşfettiği ve haber verdiği hakikatlere niçin ehemmiyet vermiyorlar?

Acayiptendir ki insanlar kıymet vermediği gibi, artık Müslümanlar da kıymet vermiyor. Kaç Müslüman açıp da Kur’an’ın tefsirini okuyor? Hadi tefsiri geçtik; kaç kişi meal okuyor, gideceği âlemi tanımaya çalışıyor?

Yahu insan bir yere gidip 2-3 gün orada kalacak olsa, daha gitmeden orayı merak edip internetten araştırma yapıyor. Denizi var mı, yeşil alanı var mı, yöresel yemekleri nelerdir ve hakeza… Topu topu orada 2-3 gün kalacak.

Hâl böyleyken:

— İnsan ebedî kalacağı memleketi nasıl merak etmez?

— Kendisini bekleyen şeyleri ve başına gelecekleri nasıl tasa etmez?

— Cenneti ve cehennemin mahiyetini nasıl öğrenmeye çalışmaz?

— Kur’an bu hakikatlerin denizi iken, o denize parmağını nasıl sokmaz?

Gaflet nasıl bir şeydir ki en önemli meseleyi kişinin nazarında en önemsiz kılıyor!

Üstadımız şöyle diyor:

Hâlbuki bütün enbiya ve evliya ve sıddıkîn gibi ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zatı tasdik etmiş ve ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Sıddıkîn: Sadıklar / Ehl-i şuhud: Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın ihsanıyla gören kimseler / Ashab-ı ihtisas: Bir sahada geniş bilgisi olanlar / Bilittifak: Hep birlikte)

Risaleleri okurken şu soruyu hep kendimize sormalıyız:

— Üstadımız bu cümleyi arada niye zikretti?

Üstadımız bu Reşha’da Peygamberimiz (a.s.m.)’ın vermiş olduğu haberlerden bahsederken, araya mezkûr cümleyi soktu ve dedi ki: Bütün enbiya, evliya ve sıddıkîn gibi, ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zatı tasdik etmiş ve ediyorlar.

— Bu cümlenin araya girme sebebi nedir?

Bunun sebebi şudur:

Üstad Hazretleri Risalelerde şöyle bir yol takip etmiş: Soruyu sorup kişiye vesvese vermiyor; nefsin ihtiyacı olan hakikati ve akla düşebilecek bir şüpheyi, daha şüphe düşmeden cevaplıyor.

Mesela bu Reşha’da Üstadımız dedi ki: O zat-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Ve insanları tebşir için kalbleri cezb ve akılları celbeden meselelerden haber veriyor.

Bu metni okuyanın aklına şu soru gelebilir:

— Biz bu haberlerin doğru olduğu nereden bileceğiz?

İşte Üstadımız akla gelebilecek bu soruya, daha akla gelmeden cevap veriyor ve diyor ki: Bütün enbiya, evliya ve sıddıkîn gibi, ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zatı tasdik etmiş ve ediyorlar.

İşte bu ifadeyle, aklı ve kalbi vesvese ve şüpheden temizliyor ve daha geniş bir manayla şöyle diyor:

Hiç Hz. Muhammed (a.s.m.)’ın vermiş olduğu haberlerden şüphe etme. Çünkü onun arkasında yüz yirmi dört bin peygamber var, milyonlar evliya ve asfiya var, sıddıkîn ve ehl-i tahkik var. Onların bir kısmı ehl-i şuhuddur. O zatın verdiği haberleri bizzat gözleriyle görmüşler. Bir kısmı da ashab-ı ihtisasdır. O zatın verdiği haberleri delillerle ispat etmişler. Bu ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas olan milyonlar zatlar, bilittifak o zatı tasdik etmiş ve ediyorlar. Böyle bir tasdike mazhar olan bir zattan ve onun söylediği sözden şüphe edilmez.

İşte Üstadımız bu manayı kastederek mezkûr beyanda bulundu. Şeytan ve nefis vesvese veremeden, kalbe ve akla hakikati kabul ettirdi. Bu, Üstadımızın Risalelerde takip ettiği usuldür.

Şimdi, tahlilini yaptığımız bölümü bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:

Onuncu Reşha: Arkadaş! O zat-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Ve insanları tebşir için, kalbleri cezb ve akılları celbeden meselelerden haber veriyor.

Yahu! Hakaik ve garaibi keşif için insanlarda öyle bir şevk, öyle bir merak vardır ki, garip bir hakikati keşif yolunda canlarını, mallarını feda ediyorlar. Bu zatın (a.s.m.) keşf ve ihbar ettiği hakaike ne için ehemmiyet vermiyorlar?

Halbuki bütün enbiya ve evliya ve sıddıkîn gibi ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zatı tasdik etmiş ve ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin