a
Ana SayfaCümle İzahları5. Bir şey zatî olsa onun zıttı ona ârız olamaz. Çünkü ictima-i zıddeyn olur. Bu ise muhaldir.

5. Bir şey zatî olsa onun zıttı ona ârız olamaz. Çünkü ictima-i zıddeyn olur. Bu ise muhaldir.

Bu dersimizde Yedinci Şua’dan şu bölümün izahını yapacağız:

Bir şey zatî olsa onun zıttı ona ârız olamaz. Çünkü ictima-i zıddeyn olur. Bu ise muhaldir. (Yedinci Şua)

Üstad Hazretleri, öldükten sonra dirilmeyi ispat ederken bu kaideyi zikretmiş ve bu kaideyle Allah’ın kudret ve kuvvetine hiçbir şeyin zor gelmeyeceğini ispat etmiş. Cümlenin izahına geçmeden önce şu iki kelimenin manasını öğrenelim. Çünkü bu kelimeleri ders boyunca çok kullanacağız.

Zatî: Kendisi ile var olup sonradan takılmayan, zatına ait demektir.

Ârız: Sonradan takılan, sonradan olan şey demektir.

Şu âlemdeki hiçbir varlığın hiçbir sıfatı zatî değildir. Hepsi Cenab-ı Hakk’ın ihsanıdır ve bir hediyesidir. Zatî sıfatlar sadece Allah’a mahsustur. Zira kâinat sonradan yaratılmış ve içindeki varlıklar da sonradan icad edilmiştir. Yani varlıklar ezelî değildir. Kendisi ezelî olmayanın sıfatları elbette ezelî ve zatî olamaz. Lakin biz Üstadımızın mezkûr ifadesini anlayabilmek için bazı şeyleri zatî kabul edeceğiz. Her ne kadar bu sıfatlar sonradan yaratılmışsa da yaratıldığı anda o eşyaya takıldığı için bir derece zatî kabul edilebilir.

Mesela güneşin sıcaklığı bir derece zatîdir. Güneş yaratılmasıyla birlikte bu sıfata sahip olmuştur. Sıcaklığı bir derece zatî olduğundan dolayı sıcaklığın zıttı olan soğukluk güneşe ârız olamıyor, ona yaklaşamıyor ve yanaşamıyor.

— Çünkü kaidemiz neydi?

— Bir şey zatî olduğunda onun zıddı ona ârız olamaz.

Sobanın sıcaklığına gelince, onun sıcaklığı zatî değildir. Yani soba “sıcak olma” sıfatına içinde bir maddenin yakılmasıyla sonradan sahip olmuştur. İşte bu sebepten dolayı, sıcaklığın zıttı olan soğukluk sobaya ârız olabiliyor. Odunu biten soba bir müddet sonra soğuyor.

Misaller çoğaldıkça meseleyi daha iyi anlayacağız. İkinci misalimiz:

Güneşin ışığı bir derece zatîdir. Yaratılmasıyla beraber ışığa sahip olmuştur. Işığı bir derece zatî olduğundan dolayı ışığın zıttı olan karanlık ona ârız olamıyor yani karanlık güneşe yaklaşamıyor. Çünkü bir şey zatî olduğunda onun zıddı ona ârız olamaz.

Fakat lambanın ışığı zatî olmayıp ârızî olduğundan -yani o cam parçasına sonradan takıldığından dolayı- ışığın zıttı olan karanlık lambaya ârız olabiliyor. Düğmeyi kapattığınızda lamba karanlık oluyor. Hâlbuki güneşe karanlık ârız olamıyordu.

Üçüncü misalimiz:

Altın ve elmas gibi maddelerin parlaklığı bir derece zatî olduğundan dolayı solma onlara ârız olamıyor. Zira bir şey zatî olduğunda onun zıddı ona ârız olamaz.

Cilalanmış bir eşyanın parlaklığı ise ârızî olduğundan -yani parlaklık o eşyaya sonradan takıldığından dolayı- parlaklığın zıttı olan matlık o eşyaya ârız oluyor ve onu solduruyor. Demek ki bir sıfat sonradan kazanılmışsa zıttı olan sıfat o eşyaya ârız olabiliyor. Ama bir sıfat zatî ise zıttı olan sıfat ona ârız olamıyor.

Son bir misal daha verelim:

Dünyamızın hareket etmesi ve kendi etrafında dönmesi bir derece zatî olduğundan hareketin zıttı olan sükûnet ve yerinde durmak dünyaya ârız olamıyor. Dünya devamlı dönüyor.

Fakat bir topacın hareketi ârızî olduğundan -yani dönme sıfatı onun zatî bir sıfatı olmadığından dolayı- hareketsizlik topaca ârız olabiliyor. Dönen topaç bir müddet sonra duruyor.

Şu kaideyi 4 misalle anlamaya çalıştık: Bir sıfat zatî olursa zıttı olan sıfat o şeye ârız olamaz. Çünkü iki zıt aynı anda bir arada bulunamaz.

Şimdi, bu kaidenin Allah’ın kudretine bakan cihetini tahlil edelim:

Allah’ın kudret ve kuvveti zatîdir, kendindendir yani varlığı ile daimdir. Başkasından alınmış veya sonradan kazanılmış değildir. Allah ezelî olduğu gibi sıfatları da ezelîdir. Bu durumun neticelerini şöyle maddeleyebiliriz:

1. Madem kudret sıfatı Allah’ın zatî bir sıfatıdır, o hâlde zıttı olan âcizlik Allah’a ârız olamaz. Çünkü bir sıfat zatî olduğunda zıttı ona ârız olamıyordu.

2. Madem âcizlik Allah’a ârız olamaz, o hâlde Allah’ın kudretinde mertebeler olmaz ve bulunmaz.

3. Madem kudretinde mertebeler olmaz ve bulunmaz, o hâlde eğer hikmeti müsaade ederse her an binlerce kâinatı yaratabilir. Güneşin ışık verme fiilinde bir damla ile deryanın veya bir çiçek ile yıldızların farkı olmadığı gibi, Allah’ın kudretine nispeten de az-çok, büyük-küçük hepsi birdir. İcad ve tasarrufta yıldızlar atomlara eşittir. Bir sineğe hayat vermekle bütün ölüleri diriltmek aynıdır. Bir çiçeği yarattığı gibi, aynı kolaylıkla baharı yaratır. Cenneti dahi aynı kolaylıkla icad eder. Çünkü kudretinde mertebe yoktur. Mertebe olmadığı için de her şey O’na müsavidir.

Bu kaideden şu neticeleri de çıkabiliriz:

1. Hayat Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan ölüm Allah’a ârız olamaz ve Allah ebedî olur.

2. Görmek Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan görmemek Allah’a ârız olamaz ve Allah her şeyi aynı anda müşahede eder, hiçbir şey nazarından saklanamaz.

3. İşitmek Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan işitmemek Allah’a ârız olamaz ve Allah bütün sesleri hatta kalpten geçenleri dahi aynı anda işitir.

4. Güzellik Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, güzelliğin zıttı olan çirkinlik Allah’a ârız olamaz.

5. İlim Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan cehalet yani bilmemek Allah’a ârız olamaz. Ârız olamazsa şu gibi neticeler çıkar:

– Allah denizin dibindeki bir balığın yüzmesini bilir.

– Gecenin karanlığında saklanmış bir karıncayı bilir.

– Hiçbir yaprak O’nun bilgisi olmadan düşemez.

– Allah bütün kalplerden geçenleri bilir…

Bütün bunlar ilim sıfatının Allah’ın zatî bir sıfatı olmasının neticesidir. Zira bunlardan birini bilmemek cahilliktir. İlim sıfatı zatî olduğundan dolayı zıttı olan cehalet Allah’a ârız olamıyor. Olamayınca da Allah her şeyi biliyor. Cenab-ı Hakk’ın diğer bütün sıfatlarına bu kaideyle bakılabilir.

Allah’ın kudretinin nihayetsizliğine şu kaideyle de bakabiliriz:

Bir şeyde mertebelerin bulunması o şeyin zıddının ona tedahülü iledir. (Yedinci Şua)

Yani bir şeyde mertebe olabilmesi için o şeyin bir zıttı olmalı ve zıttı o şeye karşı gelmelidir. Bu kaideyi şu misallerle anlayabiliriz:

– Işığın mertebeleri, zıddı olan karanlığın müdahalesiyledir. Eğer karanlık olmasaydı ışıkta mertebe olmazdı.

– Sıcaklığın mertebeleri, zıddı olan soğukluğun müdahalesiyledir. Eğer soğukluk olmasaydı sıcaklığın mertebesi olmazdı.

– Güzelliğin mertebeleri, zıddı olan çirkinliğin müdahalesiyledir. Eğer çirkinlik olmasaydı güzellikte mertebe olmazdı.

– Tokluğun mertebeleri, zıddı olan açlığın müdahalesiyledir. Eğer açlık olmasaydı toklukta mertebe olmazdı.

– Kuvvetin mertebeleri, zıddı olan diğer bir kuvvetin müdahalesiyledir. Eğer karşı bir kuvvet olmasaydı kuvvette mertebe olmazdı.

Eğer bir şeyin zıttı yoksa ve bir şeye zıddı müdahale etmezse o şeyde mertebe olmaz. Bu kaideden şu neticeleri çıkabiliriz:

1. Allah’ın zıttı yoktur.

2. Madem Allah’ın zıttı yoktur, o hâlde Allah’ın fiillerine müdahale eden de yoktur.

3. Madem müdahale yoktur, o hâlde Allah’ın kudretinde bir mertebe olmaz. Kudreti nihayetsiz olur.

4. Kudreti nihayetsiz olunca da bir çiçeği yaratmakla bir baharı yaratmak, bir sineğe hayat vermekle öldükten sonra bütün mahlukatı haşretmek o kudrete müsavidir. Hiç bir şey ona zor değildir.

Üstadımızın iki satırda anlattığını anlayabilmek için iki sayfa kadar konuştuk. Dersimi burada tamamlayalım. Allah’a emanet olun.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin