a
Ana SayfaFatiha Suresi4. Bismillah ve Elhamdülillah gibi ayetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?

4. Bismillah ve Elhamdülillah gibi ayetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Sual:  بِسْمِ اللّٰهِ  ve  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  gibi ayetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır? (İşârâtü’l-İ’caz)

(Makasıd-ı erbaa: Dört maksat)

Makasıd-ı erbaa ile tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet kastedilmiştir. Bu dört maksadın izahını önceki derslerde yapmıştık.

Üstad Hazretleri şöyle demişti:

O anasır-ı erbaa, Kur’an’ın heyet-i mecmuasında bulunduğu gibi, Kur’an’ın surelerinde, ayetlerinde, kelamlarında hatta kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadır.

İşte Üstadımızın bu beyanı üzerine mezkûr sual varid oldu:

—  بِسْمِ اللّٰهِ  ve  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  gibi ayetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?

Üstadımız bu soruya şöyle cevap veriyor:

Cevap: Evet,  قُلْ  kelimesi Kur’an’ın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan   قُلْ  kelimelerine esas olmak üzere,  بِسْمِ اللّٰهِ  dan evvel   قُلْ  kelimesi mukadderdir. Yani “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve talim et.”

Demek, Besmele’de İlahî ve zımnî bir emir var. Binaenaleyh şu mukadder olan   قُلْ  emri risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı tebliğ ve talime memur olmazdı.

Kezalik, hasrı ifade eden “câr ve mecrurun takdimi (1)” tevhide îmadır. Ve keza,  اَلرَّحْمٰنِ  nizam ve adalete,  اَلرَّحٖيمِ  de haşre delalet eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Mukadder: Tayin olunmuş / Zımnî: Gizli)

Şimdi bu cevabı cümle cümle mütalaa edelim:

Evet,  قُلْ  kelimesi Kur’an’ın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir.

قُلْ  “De” manasında bir emir fiildir. Kur’an’ın birçok yerlerinde bu emir mezkûr veya mukadderdir.

Mezkûr olması: Ayette açıkça zikredilmesidir. Mesela:

–  قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

–  قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

–  قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

gibi ayetlerde  قُلْ  lafzı açıkça zikredilmiştir yani mezkûrdur.

Mukadder olması ise şudur: Bazen ayetin başında  قُلْ  lafzı olmadığı hâlde  قُلْ  varmış gibi kabul edilir. Yani hakikatte yoktur ama hükmen vardır; varlığına takdirle hükmedilmiştir. Buna mukadder  قُلْ  denir. Bir örnekle meseleyi pekiştirelim:

En’am suresi 114. ayette şöyle buyrulmuştur:

أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا  Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?

Bu ayetin başında açık bir  قُلْ  (De) lafzı -yani mezkûr  قُلْ- yoktur. Ancak mukadder  قُلْ  un varlığı kabul edilir. Yani  قُلْ  lafzı kelamda olmadığı hâlde varmış gibi kabul edilerek ayete şöyle mana verilir:

De ki: Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?

Bu ayette olduğu gibi, birçok ayetin başında  قُلْ  lafzı mukadder kabul edilir ve mana buna göre verilir.

Üstadımız bu kaideyi şuraya bağlıyor:

Bu mezkûr ve mukadder olan   قُلْ  kelimelerine esas olmak üzere,  بِسْمِ اللّٰهِ  dan evvel  قُلْ  kelimesi mukadderdir. Yani “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve talim et.” Demek, Besmele’de İlahî ve zımnî bir emir var.

Nasıl ki Kur’an’ın birçok ayetinin başında  قُلْ  lafzı mukadder olarak kabul edilmiş ve mana buna göre verilmiş; aynen bunun gibi,  بِسْمِ اللّٰهِ  dan evvel de  قُلْ  kelimesi mukadderdir. Yani takdir-i kelam  قُلْ بِسْمِ اللّٰهِ  şeklindedir.

Demek, Besmele’nin başında İlahî ve gizli bir  قُلْ  emri var. Bu mukadder  قُلْ  ile Peygamberimiz (a.s.m.)’a hitap edilmiş ve ona bir vazife yüklenmiş. Bu vazife insanlara Bismillah’ı söylemesi ve öğretmesidir. Buna göre mana şöyle olur:

(Mukadder)  قُلْ  (Ey Muhammed!) De ki -Ne de?-  بِسْمِ اللّٰهِ  Bismillah (de). Yani Bismillah lafzını insanlara söyle, onlara bu lafzın manasını öğret…

— Peki, bu mukadder  قُلْ  den nereye çıkılır?

Şuraya çıkılır:

Binaenaleyh şu mukadder olan  قُلْ  emri risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı tebliğ ve talime memur olmazdı.

Yani madem Allahu Teâlâ Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’a “De” diye emrediyor, o hâlde onu kendisine elçi ve resul ittihaz etti. Zira Peygamberimiz (a.s.m.) resul olmasaydı tebliğ ve talimle memur olmazdı. Madem tebliğ ve talimle memur olmuş o hâlde Allah’ın resulüdür ve elçisidir.

Netice: Kur’an’ın çok ayetlerinde mukadder olan  قُلْ  emri Bismillah’ın başında da mukadderdir. Bu mukadder  قُلْ , Peygamberimiz (a.s.m.)’ın tebliğ ve talimle memur olduğunu ispat eder. Bu da nübüvvet ve risalet mesleğine işaret eder.

Kezalik, hasrı ifade eden “câr ve mecrurun takdimi” tevhide îmadır.

Câr ve mecrur kavramını dipnotta izah ettik. Arapça bilmeyenler önce bu kısmı okumalı ve iyice hazmetmelidir. Biz burada “takdimin hasrı ifade etmesi” üzerine konuşacağız.

Arapçada cümle yapısı Türkçeye kıyasla farklıdır. Türkçede cümle isim ile başlarken, Arapçada fiil ile başlamaktadır. Fiilden sonra fail ve failden sonra da meful (tümleç) gelir. Demek, Arapçada cümle kuruluşu şu şekildedir: Fiil + Fail + Meful

Ancak bazen bu sıralama değişir ve meful başa geçer. Mefulün başa geçmesine “takdim” denir. Takdim “öne almak, öne geçirmek” demektir. Meful fiilin önüne geçtiği için buna “takdim” denmiştir.

— Peki, takdim niçin yapılır ve cümleye hangi manayı katar?

Takdim tahsis için yapılır ve hasrı ifade eder.

Hasr: Yalnız bir şeye mahsus kılmak demektir.

Takdim olan cümleleri Türkçeye tercüme ederken “sadece, ancak, ancak ve ancak” kelimeleriyle çevirir ve hasrı bu şekilde ifade ederiz. Şimdi dilerseniz iki örnek üzerinde bu kaideyi pekiştirelim:

“Kalpler Allah’ın zikriyle mutmain olur.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ بِذِكْرِ اللَّهِ

Bu cümlede  تَطْمَئِنُّ  fiil,  الْقُلُوبُ  fail,  بِذِكْرِ  mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

بِذِكْرِ اللَّه تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Gördüğünüz gibi, takdim yaptığımızda meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Kalpler sadece Allah’ın zikriyle mutmain olur.”

İşte bu hasrtan anlarız ki kalpler Allah’ın zikrinden başka hiçbir şeyle mutmain olmaz. Cümleye bu hasrı veren şey takdim yani mefulün öne alınmasıdır.

İkinci örnek:

“Sana ibadet ederiz.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

نَعْبُدُ اِيَّاكَ

Bu cümlede  نَعْبُدُ  fiil ve fail,  اِيَّاكَ  ise mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ

Gördüğünüz gibi, takdim yapıldığında meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Ancak ve ancak sana ibadet ederiz.”

Hülasa: Arapçada takdim -yani mefulün öne geçmesi- hasrı ifade eder. Hasr olan cümleler de Türkçeye “sadece, ancak, ancak ve ancak” şekillerinde tercüme edilir.

Takdimin hasrı ifade etmesini bu şekilde izah ettikten sonra, şimdi sıra geldi cümlemizin izahına:

Üstadımız dedi ki: Kezalik, hasrı ifade eden “câr ve mecrurun takdimi” tevhide îmadır.

Câr ve mecrur ile kastedilen  بِسْمِ  lafzıdır. Besmele’de  بِسْمِ  öne geçirilmiş yani takdim yapılmıştır. Buradaki takdimi şöyle de anlayabilirsiniz:

بِسْمِ  lafzındaki  بِ  harf-i cerdir. (Harf-i cerin ne olduğunu dipnotta anlattık.)  اسْمِ  lafzı ise isimdir. Harf-i cerin vazifesi, fiilin manasını isme taşımaktır. Yani bir harf-i cer varsa, onun önünde bir fiil olmalı ve harf-i cer bu fiilin manasını isme taşımalıdır. Besmele’de ise fiil terk edilmiş ve  بِسْمِ  lafzı takdim edilerek söze onunla başlanmıştır.

— Takdim neyi ifade ediyordu?

Hasrı ifade ediyordu.

— Peki, buradaki hasr neyi îma eder?

Tevhidi îma eder. Yani hasr ile mana şöyle olur:

— Sadece Bismillah de, başka hiçbir şey deme. Allah’ın isminden başka hiçbir şey denilmez ve bir işe O’nun isminden başka hiçbir şeyle başlanmaz…

İşte hasrın verdiği bu mana tevhidi îma eder.

Mukadder  قُلْ  nübüvveti,  بِسْمِ  nin takdimi de tevhidi ispat etti. Geriye adalet ile haşir kaldı. Üstadımız dedi ki:

Ve keza,  اَلرَّحْمٰنِ  nizam ve adalete,  اَلرَّحٖيمِ  de haşre delalet eder.

Rahman: Bütün mahlukatına sayısız nimetler ve rızıklar veren, onların ihtiyaçlarını gören ve yarattıkları hakkında hayır ve rahmet dileyen manasındadır. Bu mana da nizama ve adalete delalet eder. Zira nimeti nimet yapan adalettir ve nimetin devamını sağlayan nizamdır. Eğer adalet ve nizam olmazsa, nimet nimet olmaktan çıkar.

Bir sineğe kartal kanadı takmak ona iyilik olmadığı gibi, bir kartala sinek kanadı takmak da kartala iyilik değildir. İyiliğin iyilik olabilmesi adaletle muameleye ve nimetin nizamla devamına bağlıdır. Rahman isminin tecellisinin istihzaya dönmemesi de buna bağlıdır. Bu sebeple de Rahman ism-i şerifi nizamı ve adalete delalet eder.

Rahim isminin haşre delaleti de şudur:

Şu âlemde nihayetsiz bir rahmet ve şefkat gözükmektedir. Bu rahmet ve şefkat, sinekten seyyarata kadar her şeyi kuşatmış ve her yeri ihata etmiştir. Fiiller failsiz olamayacağına göre, bu rahmet ve şefkatin de bir sahibi olmalıdır. Elbette kör kuvvet, şuursuz tabiat, mevhum kanunlar ve hayatsız sebepler bu merhamete ve şefkate fail olamazlar. Bu fiillerin faili ancak ve ancak Rahim olan Cenab-ı Hak olabilir.

Madem Cenab-ı Hakk’ın nihayetsiz bir merhameti vardır o hâlde ahiret de olmalıdır. Zira nihayetsiz merhamet, kendine layık bir tarzda ihsan etmek ve merhamet etmek ister. Hâlbuki bu fâni dünyaya bu merhamet sığmamakta ve bu rahmet bu âlemde hakkıyla tecelli edememektedir. Bu durumda, bu sonsuz rahmetin hakkıyla gözükebileceği baki diyarlar ve baki meskenler lazımdır. Bu baki diyarlar da ancak ahirette ve cennettedir.

Eğer ahiret gelmezse, göz önündeki şu rahmet ve şefkat zıtlarına -yani merhametsizliğe ve acımasızlığa- inkılap eder ve bütün bu rahmet ve şefkat istihza ve alaya döner. Yine nimet nikmete, muhabbet musibete ve lezzet eleme döner. Böyle nihayetsiz bir rahmetin ve şefkatin sahibi olan Zat-ı Zülcemal elbette rahmetini merhametsizliğe ve şefkatini acımasızlığa inkılap ettirmeyecek ve bütün bu tecellilerini alaya ve istihzaya çevirmeyecektir. Bunun da tek yolu ahireti getirmektir. Bu cihetiyle Rahim ism-i şerifi haşre delalet eder.

Konuyu kısaca bir daha toparlayacak olursak:

1. Besmele’nin başındaki mukadder  قُلْ  emri risalet ve nübüvvete işaret eder.

2.  بِسْمِ nin takdimi hasrı ifade eder. Bu da tevhidi îma eder.

3. Rahman ism-i şerifi nizam ve adalete delalet eder.

4. Rahim ism-i şerifi de haşre işaret eder.

Bütün bunlar da ispat eder ki: Anasır-ı erbaa denilen dört unsur -tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet- Kur’an’ın heyet-i mecmuasında bulunduğu gibi, Kur’an’ın surelerinde, ayetlerinde, kelamlarında hatta kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadır.

Üstadımız bu meseleye dair iki örnek daha veriyor. O örneklerin mütalaasını sonraki derse bırakalım. Zira Arapça bilmeyenler için bu kadarı kâfidir. Arapça bilmeyenlere şunu tavsiye ediyorum:

Her derste çıkan Arapça kuralları iyice öğrenin. Bilhassa dipnotlarda kaydedilen kaidelere çok ehemmiyet verin. Zira bu eserin sonuna kadar hep bu kaideleri konuşacağız. Kaideyi ilk karşımıza çıktığında öğrenirsek sonraki derslerde rahat ederiz. Bu dersimizde şu kaideleri öğrendik:

1. Ayetlerin başında mukadder  قُلْ  olabilir.

2. Takdim hasrı -yani tahsisi- ifade eder.

3. Harf-i cerler ismin önüne gelen bir kısım kelimelerdir. Bunlar… (Harf-i cerler ve alttaki kaideler dipnotta yazılıdır.)

4. Harf-i cerler fiilin manasını isme taşırlar ve kendinden sonra gelen isimleri mecrur yaparlar.

5. Mecrur: Yalın hâli olan ref durumu bozulmuş ve cer durumuna geçmiş kelime demektir.

6. Harf-i cer ile birlikte kendinden sonra gelen isme “câr ve mecrur” denir.

Dersimizi burada tamamlayalım. Dipnotu okumayı da ihmal etmeyin. Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Sual:  بِسْمِ اللّٰهِ  ve  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  gibi ayetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?

Cevap: Evet,  قُلْ  kelimesi Kur’an’ın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan   قُلْ  kelimelerine esas olmak üzere,  بِسْمِ اللّٰهِ  dan evvel   قُلْ  kelimesi mukadderdir. Yani “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve talim et.”

Demek, Besmele’de İlahî ve zımnî bir emir var. Binaenaleyh şu mukadder olan   قُلْ  emri risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı tebliğ ve talime memur olmazdı.

Kezalik, hasrı ifade eden “câr ve mecrurun takdimi (1)” tevhide îmadır. Ve keza,  اَلرَّحْمٰنِ  nizam ve adalete,  اَلرَّحٖيمِ  de haşre delalet eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

DİPNOT:

1. Arapçada harf-i cer denilen bir kelime grubu vardır. Harf-i cer grubuna giren bir kısım kelimeler şunlardır:

بِ ، مِنْ ، اِلَى ، عَنْ ، عَلَى ، فِي ، لِ

Bu kelimeler her zaman ismin baş tarafında bulunurlar ve kendilerinden sonra gelen isimleri cer ederler. “Cer etme” ifadesinin izahı uzundur. Basit bir misalle anlatmaya çalışalım:

İsimler yalın hâlde ref durumunda bulunurlar. Mesela  بَيْتٌ  (ev) kelimesi ref durumundadır. Bu durum kelimenin yalın hâlidir. Kelimenin sonundaki “ötre” ref alametidir. Eğer bu kelimenin başına bir harf-i cer gelirse kelimenin ref durumu bozulur ve cer olur. Bu durumda, sonundaki ötre kalkar ve yerine esre gelir.

Mesela  بَيْتٌ  kelimesinin başına  فِي  harf-i ceri gelse  فِي بَيْتٍ  olur. Kelimenin sonundaki ötre esreye döner. Esre bir cer alametidir. Cer olmuş -yani harekesi esreye çevrilmiş-  بَيْتٍ  kelimesine “mecrur” denir.

Mecrur: Ref alametini kaybetmiş ve cer olmuş kelime demektir.

Arapçada altı farklı kelime tipi ve her birinin de farklı cer alameti vardır. Biz sadece müfred kelimelerin cer hâlini anlattık. Bu makamda diğer kelimelerin cer hâlini anlatmaya gerek duymuyoruz.

Harf-i ceri ve mecruru öğrendik. Peki, câr ve mecrur nedir?

Câr “cer eden”, mecrur da “cer edilmiş” demektir. Harf-i cer kendinden sonraki ismi cer ettiği için ona “câr” denir. Kendinden sonraki isim cer olduğu için ona “mecrur” denir.

Câr ve mecrur: Harf-i cer ile birlikte kendisinden sonra gelen isme verilen addır. Yani misalimizdeki  فِي بَيْتٍ  dizilişidir.

– Burada  فِي , harf-i cer ya da câr,

–  بَيْتٍ  mecrur,

– İkisi birlikte -yani  فِي بَيْتٍ  şekliyle- câr ve mecrurdur.

Şimdi aynı tahlili kısaca  بِسْمِ  üzerinde yapalım:

Kelimenin yalın hâli  اِسْمٌ  şeklindedir. Bu, ismin ref hâlidir.  اِسْمٌ  lafzının başına  بِ  harf-i ceri gelirse, kelimenin sonundaki ötreyi kaldırıp esre yapar ve  بِسْمِ  şeklini alır.  اِسْمٌ  lafzındaki elif kaide sebebiyle düşer. İşte bu durumda,  اِسْمِ  kelimesi mecrurdur. Yani ref alameti olan ötreyi kaybetmiş ve esre ile cer olmuş bir kelimedir.

–  بِ , harf-i cer ya da câr,

–  اِسْمِ  mecrur,

– İkisi birden -yani  بِسْمِ  şekliyle- câr ve mecrurdur.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin