a
Ana SayfaFatiha Suresi41. Mazi sigasıyla “en’amte”nin zikri, tekrar nimeti talep etmeye bir vesile olduğuna…

41. Mazi sigasıyla “en’amte”nin zikri, tekrar nimeti talep etmeye bir vesile olduğuna…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Mazi sigasıyla  اَنْعَمْتَ nin zikri, tekrar nimeti talep etmeye bir vesile olduğuna… (İşârâtü’l-İ’caz)

Arapçada fiiller zamana göre “mazi” ve “muzari” olarak ikiye ayrılır. Mazi fiiller geçmiş zamandan haber verirken, muzari fiiller şimdiki zaman ve geniş zamandan haber verir.

اَنْعَمْتَ  fiili “Sen nimet verdin.” manasında mazi bir fiildir. Bu makamda soru şudur:

— Niçin  تُنْعِمُ عَلَيهِمْ  “Sen onlar üzerine nimet verirsin.” şeklinde muzari sigasıyla gelmeyip,  أَنعَمتَ عَلَيهِمْ  “Sen onlar üzerine nimet verdin.” şeklinde mazi sigasıyla gelmiştir?

Üstadımız buna cevap olarak şöyle dedi:

— Mazi sigasıyla  اَنْعَمْتَ nin zikri, tekrar nimeti talep etmeye bir vesile olduğuna…

اَنْعَمْتَ nin mazi sigasıyla gelmesi nimeti tekrar istemeye vesileymiş. Şöyle ki:

Allah onlara geçmişte nimet vermiş; onlar da geçmişte nimetlenmiş. Lakin insan nimete her vakit muhtaçtır. Geçmişte verilen nimet, şu andaki ve istikbaldeki ihtiyacı karşılamaz. O hâlde nimeti her vakit talep etmek gerekir. İşte bu manayı işmam için  اَنْعَمْتَ  fiili mazi sigasıyla gelmiştir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve Allah’a raci olan zamiri de bir yardımcı ve bir şefaatçi vazifesini gördüğüne işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

اَنْعَمْتَ  “Sen nimet verdin.” fiilinde ( تَ ) harfi “sen” manasında merfu muttasıl zamirdir. Merfu muttasıl zamirler fiile bitişirler ve fail görevi görürler. Burada “sen” zamiri ile kastedilen Allah’tır. Yani zamir Allah’a racidir. Zamirin Allah’a raci olması da nimetin tahsili için bir yardımcı ve nimete ulaşmakta bir şefaatçi vazifesi görmektedir.

Bu durumda, fiilin mazi sigasıyla gelmesi ve ( تَ ) zamiri, birlikte şu manayı işmam etmektedir:

Yani “Ey Rabbim! Madem ki in’am senin fiilindir ve evvelce de in’amı yapmışsın; istihkakım olmadığı hâlde in’amı tekrarlamak senin şe’nindendir.” (İşârâtü’l-İ’caz)

(İn’am: Nimet vermek / İstihkak: Hak ediş)

İşte hem  اَنْعَمْ  fiilinin mazi sigasıyla gelmesi hem de ( تَ ) zamirinin fiile ilavesi bu manayı işmam içinmiş. Buna göre,  اَنْعَمْتَ  diyen kimse şu manayı kastedermiş:

— Ya Rabbi! Madem Mün’im-i Hakiki sensin ve in’am senin fiilindir. Ve madem sen üzerime evvelce de in’am etmiş ve beni nazenin bir bebek gibi beslemişsin. O hâlde hakkım ve liyakatim olmadığı hâlde şimdi de beni nimetlendir ve üzerimdeki in’amını tekrar eyle. Sen cömertlerin en cömertisin! İn’amını tekrar etmek zatının şe’ni ve rahmetinin iktizasıdır…

Üstadımız şöyle devam ediyor:

عَلَيْهِمْ deki  عَلَى  enbiyaya yükletilen risalet ve teklif yükünün pek ağır olduğuna ve sahraları faydalandırmak için yağmur, kar ve fırtınaların şedaidine maruz kalan yüksek dağlar gibi, peygamberlerin de ümmetlerini feyizlendirmek için risalet zahmetlerine maruz kaldıklarına işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Şedaid: Şiddetler)

Arapçada  عَلَى  lafzı bir harfi cer olup, “üzerine, üzerinde” manasına gelmektedir. Bu harf-i cerle şu mana işmam edilmiş:

Risalet vazifesi ve teklif yükü onların omzuna yüklenmiş ki bu vazife ve bu yük pek ağır bir şeydir. Nasıl ki yüksek dağlar yağmura maruz kalır, kara maruz kalır, fırtınaya maruz kalır; ta ki kendisinden akacak sularla sahralar faydalansın; o sahralarda çiçekler açsın, ağaçlar yeşersin ve hayvanat istifade etsin…

Aynen bunun gibi, enbiya da risalet ve teklif yükünü yüklenmiş ve bu vazifeyi omuzlarına almış. Bu vazifede yüzlerce zahmet var. Onlar bu zahmetlere ve şiddete ümmetlerini feyizlendirmek için maruz kalmışlar ve ümmetlerinin menfaati için sabretmişler.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

İhtar: Başka bir surede zikredilen  فَاُولٰٓئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖينَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِحٖينَ  olan ayet-i kerime, buradaki  اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ  ayet-i celilesini beyan eder. Zaten Kur’an’ın bir kısmı bir kısmını tefsir eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Ayet-i kerimenin tamamı şu şekildedir:

وَمَن يُطِعِ اللّٰهُ وَالرَّسُولَ  Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse,  فَأُولَـئِكَ  işte onlar,  مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِم  Allah’ın üzerlerine nimet verdikleri kimselerle beraberdir,  مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ  onlar da peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerdir.  وَحَسُنَ أُولَـئِكَ رَفِيقًا  Bunlar ne güzel arkadaştır! (Nisa 69)

Fatiha suresindeki  اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ  “Üzerlerine nimet verilenler” ifadesiyle “peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler” kastedilmiştir. Yani  اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ  ayetindeki “üzerine nimet verilen” kişilerin kim olduğu, Nisa suresinin 69. ayetinde beyan edilmiştir.

Başka bir ifadeyle: Nisa suresinin 69. ayeti, Fatiha suresindeki  اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ  ayetini tefsir etmiştir.

Dersimizi burada noktalayalım. Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Mazi sigasıyla  اَنْعَمْتَ nin zikri, tekrar nimeti talep etmeye bir vesile olduğuna ve Allah’a raci olan zamiri de bir yardımcı ve bir şefaatçi vazifesini gördüğüne işarettir. Yani “Ey Rabbim! Madem ki in’am senin fiilindir ve evvelce de in’amı yapmışsın; istihkakım olmadığı hâlde in’amı tekrarlamak senin şe’nindendir.”

عَلَيْهِمْ deki  عَلَى  enbiyaya yükletilen risalet ve teklif yükünün pek ağır olduğuna ve sahraları faydalandırmak için yağmur, kar ve fırtınaların şedaidine maruz kalan yüksek dağlar gibi, peygamberlerin de ümmetlerini feyizlendirmek için risalet zahmetlerine maruz kaldıklarına işarettir.

İhtar: Başka bir surede zikredilen  فَاُولٰٓئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖينَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِحٖينَ  olan ayet-i kerime, buradaki  اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ  ayet-i celilesini beyan eder. Zaten Kur’an’ın bir kısmı bir kısmını tefsir eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin