a
Ana SayfaLemalar53. On ikinci Lem’a: Arkadaş! Hayat, Halıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir…

53. On ikinci Lem’a: Arkadaş! Hayat, Halıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

On ikinci Lem’a: Arkadaş! Hayat, Hâlıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Hâlık: Yaratıcı / Ehadiyet: Birlik / Mevt: Ölüm)

Bu 12. Lem’a’ya kadar hayat üzerine vurulan tevhid mühürlerini okuduk. Hayat üzerindeki bütün bu mühürler Allah’ın birliğini ispat etmektedir. Hayat Allah’ın birliğini ispat ederken, ölüm Allah’ın devam ve bekasını ispat etmektedir. Bu 12. Lem’a’da ölümün Allah’ın bekasına nasıl delalet ettiğini işleyeceğiz.

Üstadımız bu meseleyi şöyle izah ediyor:

Evet, nasıl akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin kabarcıkları ve yeryüzünde bulunan sair şeffaflar, şemsin ziya ve timsallerini göstermekle şemsin vücuduna şehadet ettikleri gibi… (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Şems: Güneş)

Mesela şeffaf bir şişe düşünelim. Bu şişe ışık saçıyor olsun, üzerinde ziya ve parıltı olsun. Şişenin ışığı kendinden midir yoksa güneşten midir bunu anlamanın çok basit bir yolu var. Şişeyi alıp karanlık bir odaya koyarsınız. Şişedeki ışık devam ediyorsa ziya kendisine aittir. Yok, ışık kaybolup şişe karanlığa düşmüşse; ziya onun zatî malı olmayıp güneşindir. Bu durumda, şişe kendisindeki bu ışık ve ziyayla güneşin varlığını ispat eder. Hiç kafayı kaldırıp güneş var mı yok mu diye semaya bakmaya gerek yok. Şişeye bak. Onda bir ziya ve ışık varsa gökte güneş vardır.

Zira ortada bir ışık var. Bu ışık ya güneşindir ya da şişenindir; sahipsiz olamaz. Eğer güneş kabul edilmezse, ışık ve ziya şişenin kendisine verilmek zorundadır. İyi de bu durumda, karanlık bir odaya konulduğunda, üzerindeki ışığın kaybolmasını neyle izah edeceğiz? Hiçbir şeyle izah edemeyiz. Bunun izahının tek yolu ışık ve ziyanın şişenin malı olmayıp güneşin malı olduğunu kabul etmektir.

Misalimizdeki şişe gibi, bütün şeffaf eşya, nehir ve denizlerdeki kabarcıklardan tutun, yeryüzündeki diğer bütün şeffaf eşyaya kadar, her birisi, üzerindeki ziya ve parlaklık cihetiyle güneşin varlığına şehadet ederler.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

…o kabarcık gibi şeffaflar ölüp söndükten sonra yerlerine müteselsilen gelip geçen emsalleri yine şemsin ziya ve timsallerini gösterdiklerinden, şemsin devam ve bekasına ve bütün o şuaat, celevat ve timsallerin bir şems-i vahidin eseri olduklarına şehadet ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Müteselsilen: Peşpeşe / Şuaat: Parıltılar, ışıklar / Celavat: Cilveler)

Her bir şeffaf eşya kendisinde gözüken ışık ve ziya cihetiyle güneşin varlığına şehadet ediyor. Ölümleriyle birlikte, yeni gelenlerin aynı ziya ve timsalleri göstermesi cihetiyle de güneşin devamına ve bekasına şehadet ediyor. Bütün bu parıltılar, cilveler, timsaller hepsi tek bir güneşin eseri olduğunu ilan ediyor. Çünkü güneş baki olmasaydı, yeni dünyaya gelenlerde, öncekilerde bulunan aynı ziya ve timsaller gözükmezdi.

Mesela denize bakıyorsunuz. Üzerindeki kabarcıklarda bir parıltı, bir ışık gözüküyor. Sonra birden bir dalga geliyor, bütün kabarcıklar ölüyor ve üzerlerindeki ziya kayboluyor. Yeni gelen kabarcıklara baktığımızda, aynı öncekilerde olan ziya ve timsaller görünüyor. İşte bundan anlaşılıyor ki bu ziyanın sahibi olan güneş bakidir.

Üstadımız buraya kadar anlattığımızı bir cümleyle şöyle özetliyor:

İşte o şeffaflar vücutlarıyla şemsin vücuduna ve ademleri ve ölümleriyle de şemsin devam ve bekasına delâlet ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Vücud: Varlık / Şems: Güneş / Adem: Yokluk)

Evet, şeffaf eşya, varlığıyla güneşin varlığına; ölümleriyle de güneşin devam ve bekasına delalet ediyor.

— Peki, misaldeki güneşin, şeffaf eşyanın ve şeffaf eşyada gözüken ışığın hakikatte karşılığı nedir?

Güneş Şems-i Ezel ve Ebed olan Allah’ı temsil ediyor. Şeffaf eşya bütün varlıkları temsil ediyor. Sinekten tutun galaksilere kadar her bir varlık böyle şeffaf bir eşyadır. Şeffaf eşyada gözüken ziya ve timsaller de Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının tecellisini temsil ediyor.

Mesela bir kelebeği düşünelim. Muhyi isminden Müzeyyin ismine, Musavvir isminden Mülevvin ismine, Latif isminden Hakîm ismine kadar onlarca esmâ-i hüsnâ kelebeğin vücudunda tecelli etmektedir. Kelebek kendisinde tecelli eden bu isimlerle, isimlerin müsemması olan Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet eder.

Şimdi, bu kelebek öldü, yerine başka bir kelebek geldi. Peki, biraz evvel saydığımız isimler bu yeni kelebekte tecelli ediyor mu? Evet, ediyor. İşte yeni gelen kelebeğin, ölen kelebekte tecelli eden isim ve sıfatlara mazhar olması ispat eder ki bu isimlerin müsemması ve bu sıfatların mevsufu olan zat bakidir, ebedîdir, sermedidir ve ölümsüzdür.

Demek, her bir varlık, üzerinde tecelli eden esmâ-i İlahî cihetiyle Allah’ın varlığına şehadet eder ve öldükten sonra yerine gelen varlıkta aynı isim ve sıfatların gözükmesi cihetiyle de Allah’ın bekasına delalet eder.

Bu delile bir sonraki derste devam edeceğiz. Uzun dersleri okumak zor olduğu için dersi burada keselim, devamını sonraki derse havale edelim.

Bu derste şu bölümün izahını yapmaya çalıştık:

On ikinci Lem’a: Arkadaş! Hayat, Halıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir. Evet, nasıl akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin kabarcıkları ve yeryüzünde bulunan sair şeffaflar, şemsin ziya ve timsallerini göstermekle şemsin vücuduna şehadet ettikleri gibi, o kabarcık gibi şeffaflar ölüp söndükten sonra yerlerine müteselsilen gelip geçen emsalleri, yine şemsin ziya ve timsallerini gösterdiklerinden, şemsin devam ve bekasına ve bütün o şuâat, celevat ve timsallerin bir Şems-i Vahid’in eseri olduklarına şehadet ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin