a
Ana SayfaLâsiyyemalar41. Ve keza, lebâleb dolu hazinelere malik ve sehavet-i mutlakaya sahip olan bir sultan için…

41. Ve keza, lebâleb dolu hazinelere malik ve sehavet-i mutlakaya sahip olan bir sultan için…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, lebâleb dolu hazinelere malik ve sehavet-i mutlakaya sahip olan bir sultan için umumi ve daimî bir dâr-ı ziyafet lazımdır. Ve ayrı ayrı ihtiyaç sahiplerinin devam ve bekalarını ister. Bu da ancak ahirette olur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Lebâleb: Ağzına kadar dolu / Sehavet-i mutlaka: Sınırsız ve sonsuz cömertlik / Dâr-ı ziyafet: Ziyafet yeri)

Üstad Hazretleri bu makamda Cevvad ve Ganiyy isimlerinin ahireti iktizasını beyan etti. Demek, bu dersimizde Cevvad ve Ganiyy ism-i şerifleriyle ahiretin kapısını çalıcağız. Yine meseleyi mütalaa ederken aynı usulü takip edip, ahiretin varlığını üç basamakta ispat edeceğiz:

1. Kâinattaki tecelli.

2. Bu tecellide gözüken ism-i İlahî.

3. Bu ismin ahireti iktiza etmesi.

Şimdi, Cevvad ve Ganiyy isimlerinin ahireti iktizasını mütalaa edelim:

(Not: Önceki derslerde yaptığımız izahı okumayanlar olabilir diye tekrar ediyoruz: Üstadımız “Bir sultan” diyerek meseleyi önce temsil üzerinden izah ediyor ve ahireti iktiza eden hakikatleri bir beşer sultanı üzerinden anlatıyor. Daha sonra aynı hakikatler bir daha işlenecek ve bu sefer Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allahu Teâlâ üzerinden anlatılacak. Yani önce temsil üzerinde kalpler hakikate ısındırılıyor, nefis ikna ediliyor ve daha sonra hakikate geçilerek ahiretin varlığı ispat ediliyor. Yani sanki şöyle denmek istiyor: Bir beşer sultanı dahi bu hususta böyle yaparsa, Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allahu Teâlâ da elbette böyle yapar; bu da ahireti iktiza eder.

Bizler bu makamda mütalaamızı temsil üzerinden -yani beşer sultanı üzerinden- değil, hakikat üzerinden -yani Allahu Teâlâ üzerinden- yapacağız. İleride aynı hakikat karşımıza çıktığında burada yaptığımız mütalaayı tekrar ederiz.

Şunu da ifade edelim: Üstadımız temsilde beşer sultanından bahsettiği için direk üçüncü basamağı beyanla yetiniyor. Yani âlemdeki tecelliden ve bu tecellinin işaret ettiği ism-i İlahiden bahsetmiyor. Bizler delili daha iyi anlayabilmek için hakikati üç basamakta mütalaa edeceğiz. Çünkü bizler temsildeki beşer sultanı üzerine değil, Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allahu Teâlâ üzerine konuşacağız.)

1. Basamak: Kâinatta gözüken cömertlik

Kim şu âleme dikkat ile baksa görür ki bu âlemde nihayetsiz bir cömertlik eli iş görüyor. Buna delil mi istersin? O hâlde bak:

– Yeryüzünü bir sofra-i nimet yapıp, o sofra-i nimeti yiyeceklerin her çeşidiyle doldurmak,

– Meyveli ağaçları birer kap yapıp, her mevsimde birçok defalar bu kapları tecdit etmek,

– Kemik gibi kuru ağaçları cennet hurileri tarzında süsleyip, o incecik dallarına gayet nakışlı ve müzeyyen çiçekler takmak,

– Zehirli bir böceğin eliyle balı yedirmek, elsiz bir böceğin eliyle ipeği giydirmek,

– Koyun, keçi, inek gibi hayvanları bir süt fabrikası yapmak,

– Dünya yüzünü bu kadar güzel sanat eserleriyle donatmak,

– Güneş’i bir lamba ve Ay’ı bir kandil yapmak,

– Her bir mahluku yoktan icad edip, o mahluka son derece kıymetli aza ve cihazları takmak…

Elbette hadsiz bir cömertliği ve nihayetsiz bir ikramı gösterir. Bilmiyorum, acaba şu âlemdeki cömertliği anlatmaya gerek var mıdır? İnsan değil âleme, sadece kendine baksa ve kendisine takılan cihazları, azaları ve duyguları tefekkür etse, bu cömertliği ve ikramı tasdik etmeyecek midir?

2. Basamak: Bu cömertliğin ve zenginliğin sahibi kimdir?

O hâlde şimdi soralım:

– Kimdir bu cömertliğin ve ikramın sahibi?

– Kim şu yeryüzünü bir sofra ve baharı bu sofraya bir gül destesi yapmış?

– Kim ağaçları çiçeklerle, meyvelerle ve yapraklarla süslemiş?

– Kim zehirli bir böcekten balı çıkarıyor ve elsiz bir böceğin eliyle ipeği giydiriyor?

– Kim hayvanatı bize bir süt çeşmesi yapmış?

– Kim Güneş’i bir lamba ve Ay’ı kandil yapmış?

– Kim dünya yüzünü böyle antika sanat eserleriyle donatmış?

– Kim şu mahlukatı yoktan icad ederek her türlü aza ve cihazlarla onları teçhiz etmiş?

– Kim, kim, kim?

Allah’tan başka bu “kim”lere verilebilecek bir cevap var mıdır? Allah’tan başka kimin haddi vardır ki mahlukata böyle cömertçe muamele etsin ve onların her türlü ihtiyacını görüp onlara ikram etsin? Allah’tan başka kimde vardır böyle tükenmez hazineler ve bitmez servetler?

Nasıl ki güneşin ışığı güneşin vücudunu ispat eder ve güneşi gösterir; aynen bunun gibi, şu emsalsiz cömertlik ve hadsiz ikram dahi perde arkasında bir Zatı “Cevvad” (cömert) ve “Ganiyy” (zengin) isimleriyle bizlere tanıtır ve O’nun vücudunu ispat eder.

3. Basamak: Cevvad ve Ganiyy isimlerinin ahireti gerektirmesi

Böyle nihayetsiz bir cömertlik ve ikram, böyle tükenmez hazineler ve rahmet, hem daimî hem arzu edilen her şeyin içinde olduğu bir dâr-i ziyafet ve mahall-i saadet ister.

Hem kati ister ki: O ziyafetten mütelezziz olanlar o mahall-i saadette devam etsinler, ebedi kalsınlar. Ta ayrılık ve ölüm ile elem çekmesinler. Çünkü elemin zevali lezzet olduğu gibi, lezzetin zevali dahi elemdir. Böyle bir cömertlik ise böyle bir elem çektirmek istemez.

Demek, nihayetsiz bir cömertlik, bitmez ve tükenmez hazineler ebedî bir cenneti ve içinde ebedî muhtaçları ister. Çünkü nihayetsiz cömertlik nihayetsiz ihsan etmek ve nimetlendirmek ister. Nihayetsiz ihsan ve nimetlendirmek ise bu ihsana mazhar olacak şahsın devam-ı vücudunu ister. Yoksa ölüm ile acılaşan cüzi bir telezzüz, hem de kısacık bir zamanda, öyle bir cömertliğin muktezasıyla kabil-i tevfik değildir.

Madem o nihayetsiz cömertlik, nihayetsiz bir ikram ve ikram edeceği zatların bekasını istiyor. Ve madem şu misafirhane-i dünyada görüyoruz ki herkes çabuk gidip kayboluyor; o cömertliğin ve ihsanın ancak az bir parçasını tadıyor; iştihası açılıyor fakat doymadan gidiyor. O hâlde başka ve baki bir memleket olmalıdır ve o memleketin baki misafirlerine nihayetsiz ikram ve ihsan edilmelidir. Ta ki bu cömertlik hakkıyla tezahür edebilsin.

Şimdi, bu delilde öğrendiklerimizi maddeleyerek bir daha tefekkür edelim:

1. Şu âlemde nihayetsiz bir cömertlik ve hadsiz bir ikram gözükmektedir.

2. Bu nihayetsiz cömertlik ve ikram ispat eder ki perde arkasında bir Zat var ve O’nun bitmez ve tükenmez hazineleri var.

3. Bitmez ve tükenmez hazineler ve nihayetsiz bir cömertlik elbette nihayetsiz bir şekilde ikram etmek ister.

4. Nihayetsiz ikram edebilmek için de hem misafirhanenin hem de misafirhanedeki muhtaç misafirlerin devam-ı vücutları gerekir.

5. Dünya ise bahsedilen misafirhane olamaz. Zira hem kendisi fânidir hem de içindeki misafirler fânidir.

6. O hâlde başka bir memleket olmalıdır. O baki ve daimî memlekette baki misafirler olmalı ve şu göz önündeki cömertliğin sahibi olan Zat, o baki misafirlerine cömertliğinin şanına yakışır bir şekilde ikram etmelidir.

7. O hâlde diyebilir ki: Ahireti inkâr etmek, Cenab-ı Hakk’ı ve O’nun cömertliğini inkâr etmekle mümkündür. Allah’ı ve cömertliğini inkâr etmek ise göz önündeki şu cömertçe muameleye göz kapamak ve gözün gördüğünü aklın inkâr etmesiyle mümkündür. Bu da akıl sahipleri için mümkün değildir.

Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Ve keza, lebâleb dolu hazinelere malik ve sehavet-i mutlakaya sahip olan bir sultan için umumi ve daimî bir dâr-ı ziyafet lazımdır. Ve ayrı ayrı ihtiyaç sahiplerinin devam ve bekalarını ister. Bu da ancak ahirette olur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin