a
Ana SayfaLemalar54. Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vacibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle…

54. Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vacibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vacibü’l-Vücud’un vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle yerlerine gelen emsali, Sâniin ezelî ve ebedî vahidiyetine şehadet ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Teceddüd: Yenilenme / Teselsül: Peş peşe gelme)

İlk önce “vacibü’l-vücud” kavramı üzerinde duralım:

Vacibü’l-vücud varlığı vacip olan demektir. Yokluğu da bir vücut mertebesi kabul ettiğimizde vücut mertebeleri üçe ayrılır:

1. Vacibu’l-vücud: Varlığı lazım ve vacip olan.

2. Mümkünü’l-vücud: Varlığı ve yokluğu eşit olan.

3. Mümteni: Varlığı imkânsız olan.

Bir kitabı düşündüğümüzde, bu kitabın kendisi mümkünü’l-vücuttur. Varlığı ve yokluğu müsavidir. Var olabilmesi için bir irade sahibinin tercihine ihtiyacı vardır. Bir kâtip varlığını yokluğuna tercih ettiğinde var olur, onu yırttığında yok olur.

Kitabın varlık mertebesi mümkünü’l-vücut iken, kâtibinin varlık mertebesi -mecazi anlamda- vacibu’l-vücuttur. Kâtip olmadan kitabın varlığı izah edilemez.

Mümteni ise kitabın kâtipsiz olmasıdır.

Bir misalle daha meseleyi pekiştirelim:

Bir masayı düşünsek, masanın varlığı mümkünü’l-vücuttur. Ustasının varlığı -mecazi anlamda- vacibu’l-vücuttur. Masanın ustasız olması ise mümtenidir.

Şu kâinatı esas aldığımızda, kâinatın ve içindeki her bir eşyanın vücud mertebesi mümkünü’l-vücuttur. Olabilirdi veya olmayabilirdi, olması tercih edildi ve oldu. Varlığı için başka bir sebebe muhtaç. Kendi kendine var olamıyor. Bu sebeple, kâinat mümkünü’l-vucuttur.

Her mümkünü’l-vücud bir vacibu’l-vücudu iktiza eder. İşte Allah vacibu’l-vücuttur. Kâinatın varlığını yokluğuna tercih etmiş ve içindeki eşyayla birlikte âlemi halk etmiştir.

Şu âlemin yaratıcısının olmaması ise mümtenidir.

Nihayetsiz kudret, her şeyi kuşatan bir ilim, kayıtsız irade gibi sıfatlar sadece vacibu’l-vücud olan Allah’ta bulunur. Mümkünü’l-vücud olan eşyada bulunmaz.

Üstadımız dedi ki: Mevcudat, vücuduyla Vacibü’l-Vücud’un vücub-u vücuduna şehadet ediyor.

Yani mümkünü’l-vücud olan varlıklar, varlıklarının yokluklarına tercih edilip yoktan yaratılmalarıyla ve daha bir çok cihetle, vacibü’l-vücud olan Allah’ın vücub-u vücuduna yani varlığının vacip olduğuna şehadet ediyor.

— Peki, varlıklar başka neye şehadet ediyor?

Üstadımız dedi ki: Ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle -yani her daim devam eden bir yenilenmekle, birisinin ölüp hemen yerine aynısının gelmesiyle- yerlerine gelen emsali, Sâniin -yani sanatkârları olan Allah’ın- ezelî ve ebedî vahidiyetine -yani ezelde de ebedde de ortağı olmadığına; baki, sermedi, ebedî olduğuna- şehadet ediyorlar.

Evet, bir mahluk ölüyor, bütün güzelliği ve kemaliyle zevale gidiyor; onun yerine gelen aynı mahlukta aynı güzellik ve kemal gözüküyor. İşte bu hâl, onlarda tecelli eden cemal ve kemalin onların zatî malı olmadığını, başka bir Zat-ı Baki’nin cemalinin ve kemalinin bir tecellisi olduğunu ispat eder.

Bu aynı bir önceki dersteki güneş ve şeffaf eşya misaline benziyor. Güneşin ziya ve timsallerine mazhar olan eşyanın, ölümleriyle birlikte, kendilerinde gözüken ziya ve timsali kaybetmesi; yerlerine gelen şeffaf eşyada aynı ziya ve timsallerin gözükmesi ispat eder ki gökte daimi ve baki bir güneş vardır. O şeffaf eşyada gözüken ziya ve timsaller güneşin hem varlığına hem de bekasına delildir.

Aynen bunun gibi, şeffaf eşya hükmündeki varlıkların ölüm ve zevalleri, onların yerlerine gelenlerde ise aynı cemal ve kemalin gözükmesi ispat eder ki onlarda tecelli eden bütün cemal ve kemal bir Şems-i Ezelî’nin tecellisidir. O Şems-i Ezelî ki ebedîdir, bakidir, sermedidir, bizatihi kaimdir. Âmennâ ve saddeknâ.

Bu dersimizde şu cümleyi anlamaya çalıştık:

Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vacibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle yerlerine gelen emsali, Sâniin ezelî ve ebedî vâhidiyetine şehadet ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin