a
Ana SayfaLemalar55. Evet, leyl ve neharın ihtilafı, fusul-i erbaanın tahavvülü ve unsurların tebeddülü hengâmlarında…

55. Evet, leyl ve neharın ihtilafı, fusul-i erbaanın tahavvülü ve unsurların tebeddülü hengâmlarında…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Evet, leyl ve neharın ihtilafı, fusul-i erbaanın tahavvülü ve unsurların tebeddülü hengâmlarında meydana çıkan şu güzel mevcudat ve bu latif masnuatta devam ile cereyan eden mübadele ve devir ve teslim muamelesi kat’î bir şehadetle, sermedi, âlî, dâimüttecelli bir Sahib-i Cemâl’in vücuduna ve bekasına ve vahdetine şehadet eden kat’î bir burhandır. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Leyl: Gece / Nehar: gündüz / Fusul-i erbaa: Dört mevsim / Unsur: Element / Tebeddül: Değişim / Masnuat: Sanatlı eserler / Mübadele: Değişme / Sermedi: Daimi)

Gece gündüzü, gündüz geceyi takip eder. Yaz kışı, kış yazı kovalar. Unsurlar denilen başta dört ana unsur; toprak, ateş, hava ve su ve diğer unsurlar olan elementler her daim bir tebeddüle, bir değişime maruz kalır. Ve bunların neticesinde şu güzel mevcudat ve bu latif masnuat meydana çıkar, vücut bulur.

Lakin dünyaya gelen çok durmaz. Vazifesini tamamlar, bir devir ve teslim ile silahlarını ve kendisine zimmetlenmiş diğer eşyayı teslim edip, vazifeyi kendinden sonra gelene devreder. Bu devir ve teslim töreni milyonlarca yıldır devam eder. Her gün bir kafile gelir, bir kafile gider; gelen gider, giden gelmez.

İşte bu hâl ve bu hâlin intizamla devam etmesi ispat eder ki bu nizamın nezzamı olan zat ebedîdir, sermedidir, âlîdir ve dâimüttecellidir yani her daim isim ve sıfatlarıyla tecelli etmektedir. Varlıklarda tecelli eden bütün cemal ve kemalin hakiki sahibi O’dur. Her bir mahluk, vücuduyla o Sahib-i Cemal’in -yani güzellik sahibinin- varlığına şehadet eder. Ölüp gittiğinde, yerine gelen emsalinde, aynı cemal ve kemalin gözükmesiyle de O Zat-ı Cemal’in bekasına ve birliğine şahadet eder. Demek, varlığıyla Allah’ın varlığına şahittir. Ölüp gitmesi ve arkasından gelen emsalinde aynı cemal ve kemalin gözükmesiyle de Allah’ın beka ve vahdaniyetine şahittir.

Şimdi, bu hakikat üzerinde biraz daha derinlemesine tefekkür edelim:

Yazın yaratılan güller, kışın gelmesiyle ölüyor ve zevale gidiyor. Ölümlerinden sonra gece gündüzü, gündüz geceyi takip ediyor. Yaz sonbaharı, sonbahar kışı, kış ilkbaharı ve ilkbahar da yazı takip ediyor. Yaz mevsimi geldiğinde toprakta, havada ve diğer varlıkların vücutlarında olan elementler vatanlarını terk edip bir araya geliyor ve gülü meydana getiriyor; unsurların tebeddülüyle gül icad ediliyor. Bu gül, bir önceki yazda yaratılan gül ile birebir aynı. Sanatı aynı, rengi aynı, şekli aynı, üzerinde tecelli eden isim ve sıfatlar aynı; aynı da aynı…

İşte bu hâl ispat ediyor ki bu işin hakiki fail olan ve gülü yoktan yaratan zat bakidir, ebedîdir, ölümsüzdür. Çünkü değişen sahnelerin intizamla değişebilmesi için değişmeyen bir el ve baki bir zat lazımdır. Ancak değişmeyen bir el sayesinde değişen sahneler intizamla değişebilir.

Hem bu yazda yaratılan gül, önceki yazdaki gülle aynıdır. Bu ayniyet ispat eder ki ikisinin de sahibi birdir, aynı zattır. Bu da tevhide bir delildir. Demek, Allah hem Baki’dir hem Vâhid’dir.

Bu dersimizde şu cümleyi anlamaya çalıştık:

Evet, leyl ve neharın ihtilafı, fusul-i erbaanın tahavvülü ve unsurların tebeddülü hengâmlarında meydana çıkan şu güzel mevcudat ve bu latif masnuatta devam ile cereyan eden mübadele ve devir ve teslim muamelesi kat’î bir şehadetle, sermedi, âlî, dâimüttecelli bir Sahib-i Cemâl’in vücuduna ve bekasına ve vahdetine şehadet eden kat’î bir burhandır. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin