a
Ana SayfaLâsiyyemalar45. Ve keza, dikkat sahibi bir sultan ki milletinin bütün a’mallerini, ef’allerini, hizmetlerini…

45. Ve keza, dikkat sahibi bir sultan ki milletinin bütün a’mallerini, ef’allerini, hizmetlerini…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, dikkat sahibi bir sultan ki milletinin bütün a’mallerini, ef’allerini, hizmetlerini, hacetlerini tamamıyla yazar ve yazdırır ve mülkünde cereyan eden her bir hadise ve her bir vakıanın suretlerini, fotoğraflarını alıp tespit ve hıfz ederse, elbette bu vaziyet bir muhasebenin, bir muhakemenin, bir mükâfat ve mücâzâtın vukua geleceğine kat’î bir surette delalet eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(A’mal: Ameller / Ef’al: Fiiller / Mücâzât: Cezalandırma)

Üstad Hazretleri bu makamda Hafîz (muhafaza eden) isminin ahireti iktizasını beyan etti. Demek, bu dersimizde Hafîz ism-i şerifiyle ahiretin kapısını çalıcağız. Yine meseleyi mütalaa ederken aynı usulü takip edip, ahiretin varlığını üç basamakta ispat edeceğiz:

1. Kâinattaki tecelli.

2. Bu tecellide gözüken ism-i İlahî.

3. Bu ismin ahireti iktiza etmesi.

Şimdi, Hafîz isminin ahireti iktizasını mütalaa edelim:

1. Basamak: Kâinatta gözüken hafîziyet

Şu âleme dikkat ile baktığımızda görüyoruz ki: Küçük-büyük, kıymetli-kıymetsiz her şeyin amelleri muhafaza edilip hıfzediliyor.

Mesela çiçeklerin bütün programları ve tarihçe-i hayatları küçücük tohumlarda saklanıyor. O tohum âdeta o çiçeğe bir sandıkça oluyor. Bir sonraki baharda o tohum yarılıyor ve o tohumdan çiçeğinin bütün amelleri neşrediliyor.

Bütün ağaçların program ve amelleri ise küçücük çekirdeklerinde muhafaza ediliyor. O küçücük çekirdek ağacının bütün amellerini ve programını saklıyor. Ne zaman toprağa atılsa, ağacının amel defterini neşrediyor.

Hayvanların program ve tarihçe-i hayatları ise yumurtalarında muhafaza ediliyor. Âdeta o küçücük yumurtalar o hayvan için bir amel defteri oluyor ve o hayvanın bütün özellikleri o yumurtada saklanıyor.

İnsanların plan ve programları ise bir damla suda muhafaza ediliyor. Nutfe denilen o suda insanın bütün planı ve programı saklanıyor ve insanın bütün özellikleri o suda kaydediliyor.

Ya insanın DNA’larına ne demeli? Bir tek hücrede bulunan DNA molekülleri, her biri 20.000 sayfayı ihtiva eden 46 ciltlik dev bir ansiklopediye benziyor ve bu kadar bilgiyi ihtiva ediyor. İnsanda ise 60 bin milyar hücre vardır.

Bir de insanın hafızasına bakın! Nohut kadar bir yerde, insanın başından geçen her şey, bütün tarihçe-i hayatı ve öğrendiği her bilgi saklanıyor ve muhafaza ediliyor.

Şu âlemdeki hafîziyet tecellisini öyle uzun uzadıya anlatmaya herhâlde gerek yoktur. Zira şu âciz insan bile o hafîziyet kanunundan istifade ederek her şeyi kayıt altına almaktadır. Kameralar, bilgisayarlar, ses kayıt cihazları, flash bellekler, hard diskler ve diğer bütün kayıt cihazları âlemdeki bu hafîziyet kanunundan istifade edilerek yapılmış cihazlardır.

2. Basamak: Bu hafîziyetin sahibi olan Hafîz kimdir?

Şimdi soruyoruz:

— Acaba çiçeklerin bütün plan ve programlarını, amellerini ve tarihçe-i hayatlarını küçücük tohumlarda muhafaza eden  kimdir?

— Kim en basit bir çiçeğin amellerini dahi muhafaza ediyor ve sonraki baharda o amelleri neşrediyor?

— Allah’tan başka kimin haddi var ki hadsiz çiçeklerin plan ve programlarını küçücük tohumlarda saklasın ve bahar mevsimi geldiğinde -birbirine karıştırmaksızın- o tohumlardan o çiçekleri çıkartsın?

— Kimdir koca incir ağacını küçücük çekirdeğinde saklayan ve o çekirdeği o ağaca bir sandıkça yapan?

— Kimdir bütün ağaçların plan ve programlarını küçücük çekirdeklerine yerleştiren ve o ağaçların amel defterlerini çekirdeklerinin ellerine veren?

— Kimdir bütün yumurtaları hayvanlara birer amel defteri yapan ve o hayvanın bütün programını o yumurtalarda saklayan?

— Kimdir bir damla suyu bir kütüphane hükmüne getiren ve o suda insanı yazan?

— Kimdir her bir DNA’yı dev bir ansiklopedi yapan ve içinde bir milyon sayfalık bilgiyi muhafaza eden?

Bütün bu hikmetli fiillere Allah’tan başka bir fail gösterebilir misiniz?

Hayır, gösteremeyiz. Zira O’ndan başka hiçbir şeyin gücü buna yetmez. Çünkü muhafaza etmek, nihayetsiz bir ilmi, hadsiz bir kudreti, sonsuz bir hikmeti, kayıtsız bir iradeyi ve diğer uluhiyet sıfatlarını gerektirmektedir. Bu sıfatları olmayanın bu fiillere fail olması mümkün değildir. Bu nihayetsiz sıfatlar da sadece Allahu Teâlâ’ya mahsustur.

Demek, şu göz önündeki hafîziyet -yani her mahlukun planının, programının, tarihçe-i hayatının ve amellerinin son derece dikkat ve ihtimamla muhafaza edilmesi ve kayıt altına alınması- perde arkasındaki bir Zatı “Hafîz” ismiyle bizlere tanıtır ve bildirir.

3. Basamak: Hafîz isminin ahireti gerektirmesi

Hiç mümkün müdür ki gökte, yerde, karada ve denizde; yaş-kuru, küçük-büyük, adi-âli her şeyi kemal-i intizam ve mizanla muhafaza eden ve bir türlü muhasebe içinde neticelerini eleyen bir hafîziyet; insan gibi, büyük bir fıtratta yaratılan, yeryüzünün halifeliği gibi bir rütbede bulunan ve emanet-i kübra gibi büyük bir vazifesi olan beşerin amellerini ve fiillerini muhafaza etmesin, muhasebe eleğinden geçirmesin, adalet terazisinde tartmasın, ona layık bir ceza ve mükâfat vermesin? Hâşâ ve kellâ.

Madem bu âlemin sahibi olan zat Hafîz’dir ve mülkünde cereyan eden her şeyi muhafaza ediyor. Acaba geçici, adi, bekasız ve ehemmiyetsiz şeylerde muhafaza böyle olursa; hiç mümkün müdür ki şu âlemin en kıymetli misafiri, Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve emanetinin taşıyıcısı olan insanın amelleri hıfz edilmesin ve bu hıfza göre bir muhasebe görmesin?

Âlemdeki şu hafîziyet tecellisinden anlaşılıyor ki:

– Şu mevcudatın sahibi olan Zat, mülkünde cereyan eden her şeyin kaydına büyük bir ihtimam gösteriyor.

– Hem hâkimiyetine nihayet derecede dikkat ediyor.

– Hem saltanatının rububiyetine gayet ihtimam gözetiyor.

– O derece ki en küçük bir hadiseyi, en ufak bir hizmeti yazıyor, yazdırıyor; mülkünde cereyan eden her şeyin suretini müteaddit şeylerde hıfzediyor.

İşte şu hafîziyet işaret eder ki ehemmiyetli bir muhasebe-i amel defteri açılacak ve bilhassa mahiyetçe en büyük, en mükerrem, en müşerref mahluk olan insanın amelleri mühim bir hesap ve mizana girecek, amel sahifeleri neşredilecek.

— Acaba bir ağacın ruha benzeyen programını, bir nokta gibi en küçük çekirdeğinde dercedip muhafaza eden Zat-ı Hafîz için, “Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza edecek?” denilir mi ve bundan şüphe edilir mi?

— Acaba hiç mümkün müdür ki insan şu dünyada hilafet ve emanetle mükerrem olsun da sonra kabre girip rahatla yatsın ve uyandırılmasın; küçük büyük her amelinden sual edilmesin; mahşere gidip mahkeme-i kübrayı görmesin; yokluğa kaçsın ve toprağa girip saklansın? Hâşâ ve kellâ.

Şimdi, bu delili şöylece maddeleyerek pekiştirelim:

1. Bu âlemdeki her şeyin plan ve suretlerinin -yani bir cihette amellerinin- tohumlarda, çekirdeklerde, nutfe denilen su damlacıklarında, hafızalarda, DNA’larda vs. muhafaza edilip saklanması ispat eder ki perde arkasında bir Zat vardır ve mülkünde cereyan eden her şeyi muhafaza etmektedir.

2. Çiçek gibi, ağaç gibi en basit ve kıymetsiz şeylerin plan ve programlarının hıfzedilmesi ispat eder ki insanın amelleri de hıfz ediliyor. Zira insan bu âlemde hilafet makamının mazharı, emanet-i kübranın taşıyıcısı ve Allahu Teâlâ’nın has muhatabıdır. Cenab-ı Hakk’ın en basit eşyanın amellerini muhafaza edip, rububiyetin saltanatına dokunan insanın amellerini muhafaza etmemesi mümkün değildir.

3. Madem insanın amelleri muhafaza ediliyor elbette bu muhafaza bir muhasebe ve hesap içindir. Hâlbuki bu dünyada insan hiçbir hesap görmemekte ve suale çekilmemektedir. İşte bu hâl de ispat eder ki başka bir âlem olmalıdır. Orada bir mahkeme-i kübra olmalı ve insan amellerinin hesabını orada vermelidir. İşte orası da ahirettir.

4. O hâlde diyebiliriz ki: Ahireti inkâr edebilmek için, ilk önce Cenab-ı Hakk’ın “Hafîz” ismini inkâr edebilmek gerekir. Zira “Hafîz” ismini inkâr edemeyen, insanın amellerinin muhafaza edildiğini kabul etmek zorunda kalır. Bu muhafaza da elbette bir muhasebe için olacağından ve bu muhasebe bu dünyada olmadığından ahiretin varlığı mecburen kabul edilir.

5. Demek ahireti inkâr edebilmek için, Allah’ın “Hafîz” ismini inkâr edebilmek gerekiyor. “Hafîz” ismini inkâr edebilmek için de şu kâinatı inkâr edip akıldan istifa etmek gerekiyor. Zira tohumlardan çekirdeklere, hafıza kuvvetinden yumurtalara, DNA’lardan hücreye kadar, her şeyde bir hafîziyet vardır. “Fiiller failsiz olamaz.” kaidesince, bu hafîziyetin de bir faili olmalıdır. Göz önündeki bu hafîziyeti inkâr edemeyen, faili olan Hafîz-i Zülcelâl’i de inkâr edemez. Hafîziyeti inkâr etmek ise ancak akıldan ve insanlıktan istifayla mümkündür. İnsanlığını bırakıp akıldan vazgeçenlere ise zaten söyleyecek bir sözümüz yoktur!

Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Ve keza, dikkat sahibi bir sultan ki milletinin bütün a’mallerini, ef’allerini, hizmetlerini, hacetlerini tamamıyla yazar ve yazdırır ve mülkünde cereyan eden her bir hadise ve her bir vakıanın suretlerini, fotoğraflarını alıp tespit ve hıfz ederse, elbette bu vaziyet bir muhasebenin, bir muhakemenin, bir mükâfat ve mücâzâtın vukua geleceğine kat’î bir surette delalet eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin