a
Ana SayfaLemalar61. Zira eserin kemâli bilmüşahede fiilin kemâline, fiilin kemâli bilbedâhe ismin kemâline, ismin kemâli…

61. Zira eserin kemâli bilmüşahede fiilin kemâline, fiilin kemâli bilbedâhe ismin kemâline, ismin kemâli…

Lem’alar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Zira eserin kemâli bilmüşahede fiilin kemâline, fiilin kemâli bilbedâhe ismin kemâline, ismin kemâli bizzarura sıfatın kemâline, sıfatın kemâli hads-i yakîn ile şuûnatın kemâline delâlet eder. Şe’nin kemâli ise hakkalyakîn bir sûretle Zâtın kemâlini gösterir. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

(Bilbedâhe: Apaçık bir şekilde / Bizzarura: Zorunlu olarak/ Hads-i yakîn: Kuvvetli zan)

Şu sırayı ezberleyelim: Eserden fiile, fiilden isme, isimden sıfata, sıfattan şuunata, şuunattan da zata geçiliyor.

Eğer eserin kemali varsa, bu, fiilin kemaline delalet ediyor. Fiilin kemali ismin kemaline, ismin kemali sıfatın kemaline, sıfatın kemali şuunatın kemaline ve şuunatın kemali de zatın kemaline delalet ediyor.

Burada bir şuunat kavramı var. Şuunatın tam Türkçe karşılığı yok. En yakın karşılığı kabiliyet. Cenab-ı Hak hakkında “Kabiliyet sahibidir.” ya da “Kabiliyeti vardır.” gibi bir söz söylenemez. Allah hakkında kabiliyet kavramını kullanamadığımız için şuunat kavramını kullanıyoruz.

Allah hakkında konuşurken çok dikkat etmeliyiz. Bu sebeple, Üstad Hazretleri hep “mukaddes” kelimesini kullanır. Mesela Allah hakkında “Bir lezzet-i mukaddesesi vardır.” der.

Nasıl ki biz bir iş yaptığımızda lezzet alıyoruz; Allah da bu kâinatın icad, idare ve tedbirinden bir lezzet alıyor. Ancak bu lezzet bizim lezzetimize asla benzemez. Bu sebeple, Üstadımız “lezzet-i mukaddese” der.

Yine Allah’ın kulların kendisine itaat etmesine karşı bir memnuniyeti vardır. Ancak bu memnuniyet bizim memnuniyetimize asla benzemez. Sadece bir isim benzerliği vardır, başka hiçbir benzerlik yoktur. İşte bu farka işareten Üstadımız “memnuniyet-i mukaddese” ifadesini kullanır.

Yine nasıl ki biz büyük bir iş yaptığımızda iftihar ederiz. Allah’ın da kendisine mahsus bir iftiharı vardır. Ancak bu, bizim iftiharımıza asla benzemez. Tek benzerlik isim benzerliğidir. Buna işareten Üstadımız “iftihar-ı mukaddes” der.

Allah’ın ne merhameti, ne şefkati, ne gazabı, ne de kahrı ve öfkelenmesi bize benzer. Hepsi mukaddestir, münezzehtir, âlîdir. Bizler sıfat-ı İlahîyeyi bir derece anlayalım diye bildiğimiz isimlerle tesmiye edilmiştir.

Tekrar şuunata dönelim:

Bizler kendi hakkımızda kullandığımız “kabiliyet” kelimesini Allah hakkında kullanamıyoruz. Kabiliyet yerine “şuunat” diyoruz. Allah hakkındaki her kavramı da sonuna kadar anlamak zorunda değiliz. Mahluk olan akıl Allah’ın isim ve sıfatlarının hakikatini ne kadar anlayabilir? Zatının künhüne ne kadar nüfuz edebilir? Şuunat dediğimizde mananın tamamını nasıl ihata edebilir? Asla edemez.

Şuunat hakkında bu kadar konuşmak bu makamda yeterli. Şimdi, tekrar konumuza dönelim:

Üstadımız dedi ki: Eserin kemali fiilin kemaline, fiilin kemali ismin kemaline, ismin kemali sıfatın kemaline, sıfatın kemali şuunatın kemaline ve şuunatın kemali de zatın kemaline delalet eder.

Metnin devamında bu mesele daha da açılacak. Bu dersten ödevimiz şu olsun: Bu sıralamayı iyice ezberleyelim ve sonraki derse öyle geçelim. Bu sıralamayı ezberlediğinizde metnin devamını anlamak çok daha kolay olacaktır.

Bu derste şu bölümü anlamaya çalıştık:

Zira eserin kemâli bilmüşahede fiilin kemâline, fiilin kemâli bilbedâhe ismin kemâline, ismin kemâli bizzarura sıfatın kemâline, sıfatın kemâli hads-i yakîn ile şuûnatın kemâline delâlet eder. Şe’nin kemâli ise hakkalyakîn bir sûretle Zâtın kemâlini gösterir. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin