a
Ana SayfaLâsiyyemalar49. Evet, o Sultanın şu fâni menzillerde ve korkunç meydanlarda gösterdiği hikmet…

49. Evet, o Sultanın şu fâni menzillerde ve korkunç meydanlarda gösterdiği hikmet…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Evet, o Sultanın şu fâni menzillerde ve korkunç meydanlarda gösterdiği hikmet, inayet, adalet, rahmet ve şefkatin fevkinde bir derecenin tasavvuru imkân haricidir. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Hikmetin tecellisini 39. derste, inayetin tecellisini 41. derste, adaletin tecellisini de 40. derste mütalaa etmiştik. Rahmet ve şefkat bahisleri daha gelmediğinden bu hakikatleri mütalaa etmedik. Bu hakikatleri -inşallah- iki ders sonra mütalaa edeceğiz.

Üstadımız bu makamda dedi ki: Şu âlemde hikmet, inayet, adalet, rahmet ve şefkat hakikatleri vardır. Bu hakikatler âlemi öyle ihata etmiştir ki zerre miskal eşya bu hakikatlerin haricinde kalmamıştır. Ve bu hakikatler öyle bir kemaldedir ki bunların fevkinde bir hikmet, bir inayet, bir adalet, bir rahmet ve bir şefkat olamaz ve tasavvur edilemez.

Yani denilemez ki: Şöyle olsaydı daha hikmetli olurdu. Böyle olsaydı daha adaletli olurdu. Şöyle yapılsaydı rahmete daha uygun olurdu…

Böyle denilemez çünkü bu hakikatlerin fevkinde bir derecenin tasavvuru imkân haricidir. Gücü yeten âlemi, yetmeyen ise bir sineği insafla mütalaa etsin. Vicdanı ölmemişse bu kaziyeyi tasdik edecektir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Elbette bu kadar yüksek ve geniş harika sanatlar daimî mekânları, sabit meskenleri ve zevalsiz sakinleri isterler ki o büyük hikmet ve adaletin hakikatlerine mazhar olsunlar. Ve illâ, şu görünen hikmet, inayet ve merhametin inkârı lâzım gelir. Ve aynı zamanda, bu kadar hikmetinden ve inayetinden zuhur eden fiiller sahibinin -hâşâ!- zalim, gaddar, sefih olduğuna zehab edilir. Bu ise inkılab-ı hakaiki istilzam eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Zehab etmek: Fikren bir yola sapmak / İnkılab-ı hakaik: Hakikatlerin zıtlarına dönmesi / İstilzam: Gerektirme)

“Elbette bu kadar yüksek ve geniş harika sanatlar daimî mekânları, sabit meskenleri ve zevalsiz sakinleri isterler.” cümlesini 42. derste mütalaa etmiştik.

Hikmetin ve ism-i Hakîm’in ahireti iktizasını 39. derste mütalaa etmiştik.

Adaletin ve ism-i Adil’in ahireti iktizasını 40. derste mütalaa etmiştik.

Merhametin ve ism-i Rahim’in ahireti iktizasını -inşallah- iki ders sonra kendi başlığında mütalaa edeceğiz. Bu sebeple, bu makamda bu kapıyı açmıyor, diğer hakikatlerin ahireti iktizasını da kendi başlıklarına havale ediyoruz. Dileyenler, önceki derslerimizi mezkûr cümlenin mütalaası olarak bir daha okuyabilirler.

Biz bu makamda şu nokta üzerinde durmak istiyoruz:

Eğer ahiret gelmezse inkılab-ı hakaiki istilzam eder; bu durumda da göz önündeki şu fiiller sahibinin -hâşâ!- zalim, gaddar, sefih olduğuna zehab edilir.

İnkılab-ı hakaik: Hakikatlerin zıtlarına dönmesidir. Mesela bir ceylanın, ceylanlık vasıflarını bırakarak aslana dönmesi inkılab-ı hakaiktir. Yine bir elma ağacının, elma ağacı vasıflarını bırakarak ayva ağacına dönmesi inkılab-ı hakaiktir.

İnkılab-ı hakaik muhaldir ve imkânsızdır. Bir varlık kendi sıfatlarını bırakarak başka bir varlığa dönüşemez.

Şimdi bu hakikati Allahu Teâlâ hakkında ve kainatta gözüken hakikatler üzerine tefekkür edelim:

Şu âlemde hikmet, inayet, adalet, rahmet ve şefkat hakikatleri vardır ve bunlar göz önünde cereyan etmektedir. (Bu hakikatler kendi başlıklarında ispat edildiğinden dolayı bu makamda bu kapıyı açmaya gerek duymuyoruz.)

Eğer ahiret gelmezse hikmet israfa, inayet istihzaya, adalet zulme, rahmet ve şefkat de merhametsizliğe inkılap eder. Bununla birlikte, bu fiillerin delaletiyle Hakîm olan, Muîn olan, Adil olan, Rahim ve Rauf olan Allahû Teâlâ’nın -hâşâ yüz bin defa hâşâ- müsrif, zalim, gaddar ve sefih olduğuna zehap edilir.

Hâlbuki inkılab-ı hakaik muhaldir. Bütün kemal sıfatlarla muttasıf olan Allahu Teâlâ’nın bu sıfatları bırakıp zıtlarıyla muttasıf olması mümkün değildir. Yine şu kâinatta gözüken hakikatlerin zıtlarına inkılabı muhaldir. Bu muhaliyet de ahiretin varlığını iktiza eder. Eğer ahiret inkâr edilirse, inkılab-ı hakaikin vukuunu kabul etmek lazım gelir. Yani:

1. Allah’ın bütün kemal sıfatlarının reddi,

2. Allah’ın bu kemal sıfatların zıtlarıyla muttasıf olduğunun kabulü,

3. Kâinatta gözüken hikmet, inayet, adalet, rahmet ve şefkat gibi hakikatlerin inkârı,

4. Bu hakikatlerin zıtlarının varlığının kabulü lazımdır.

Bunları kabul edene de değil akıllı, insan dahi denilemez!

Bu meseleyi Rahim isminin ahireti iktizası bahsinde daha detaylı bir şekilde işleyeceğiz. Bu makamda bu kadar yeter diyerek dersimizi tamamlayalım.

Bu dersimizde şu bölümü mütalaa ettik:

Evet, o Sultanın şu fâni menzillerde ve korkunç meydanlarda gösterdiği hikmet, inayet, adalet, rahmet ve şefkatin fevkinde bir derecenin tasavvuru imkân haricidir. Elbette bu kadar yüksek ve geniş harika sanatlar daimî mekânları, sabit meskenleri ve zevalsiz sakinleri isterler ki o büyük hikmet ve adaletin hakikatlerine mazhar olsunlar. Ve illâ, şu görünen hikmet, inayet ve merhametin inkârı lâzım gelir. Ve aynı zamanda, bu kadar hikmetinden ve inayetinden zuhur eden fiiller sahibinin -hâşâ!- zalim, gaddar, sefih olduğuna zehab edilir. Bu ise inkılab-ı hakaiki istilzam eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin