a
Ana SayfaFatiha Suresi5. Ve keza, “Elhamdülillah” daki “li” ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir…

5. Ve keza, “Elhamdülillah” daki “li” ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza,  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  daki  لِ  ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir.  رَبِّ الْعَالَمِينَ  adaletle nübüvvete remizdir. Çünkü terbiye resuller vasıtasıyla olur.  مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ  zaten sarahaten haşir ve kıyamete delalet eder. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Sarahaten: Açıkça)

Kur’an’ın anasır-ı erbaası (dört ana unsuru) tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadettir. Bu dört unsurun izahını önceki derslerde yapmıştık.

Üstad Hazretleri şöyle demişti:

O anasır-ı erbaa, Kur’an’ın heyet-i mecmuasında bulunduğu gibi, Kur’an’ın surelerinde, ayetlerinde, kelamlarında hatta kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadır.

Üstadımız bu meselenin birinci örneğini Besmele üzerinden önceki derste vermişti. İkinci ve üçüncü örnekleri de bu derste işleyeceğiz.

İkinci örnek  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  kelamıdır. Şimdi, Üstadımızın mezkûr ifadesini cümle cümle mütalaa edelim:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  daki  لِ  ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir.

لِلّٰه  daki  لِ  harfi, ihtisas ya da istihkak lâmı olarak isimlendirilir. Bu  لِ  bir ismin başına geldiğinde manayı -başında bulunduğu- isme hasr ve tahsis eder. Türkçeye “sadece, ancak, ancak ve ancak” karşılıklarıyla tercüme edilir.

Buna göre,  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  kelamının manası, “Hamd sadece Allah’a mahsustur.” şeklindedir. Manaya “sadece” anlamını katan edat  لِ  harfidir. Bu harf bütün hamdin sadece Allah’a mahsus olduğunu ifade etmektedir. Bütün hamdin sadece Allah’a mahsus olması da tevhide işaret eder.

رَبِّ الْعَالَمِينَ  adaletle nübüvvete remizdir. Çünkü terbiye resuller vasıtasıyla olur.  

رَبِّ الْعَالَمِينَ  “Âlemlerin Rabbi” manasındadır. Bu kelam hem adalete hem de nübüvvete remizdir. Şöyle ki:

Madem Allahu Teâlâ bütün âlemlerin Rabbidir o hâlde elbette mahlukatını Rab isminin tecellisiyle terbiye edecektir ve etmiştir. Kuşa uçmayı, balığa yüzmeği, arıya bal yapmasını vs. öğretmek hep Rab isminin bir tecellisidir.

Madem Allahu Teâlâ Rab ism-i şerifinin tecellisiyle bütün âlemleri terbiye etmiştir, elbette bu âlemin en kıymetli misafirleri olan insanları da terbiye edecektir. Terbiye ise resuller vasıtasıyla olur. Resul olmazsa terbiye de olmaz. Kendilerine resul gönderilmeyen kavimlerin hâli işte ortada… Neredeyse hayvandan dahi aşağıya düşmüşler.

İnsanı hakiki insan yapan ve insaniyetin zirvesine ulaştıran şey İlahî terbiyedir ki bu da resuller vasıtasıyla olur. Bu da nübüvvete remizdir.

Hem madem resuller vasıtasıyla bir terbiye olacak elbette bu terbiye adalet üzere olacak. Zaten terbiyenin maksadı da kişiyi bu adalete ulaştırmaktır. Bu da makasıd-ı erbaadan olan adalete remizdir.

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ  zaten sarahaten haşir ve kıyamete delalet eder.

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ  “Din gününün sahibi” manasındadır. Bu kelam açıkça haşir ve kıyamete delalet etmektedir. Zira “din” lafzı “ceza, hesap, hüküm verme” manalarındadır. Buna göre,  مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ  “ceza gününün sahibi, hesap gününün sahibi, hüküm verme gününün sahibi” manalarına gelir. Bu da ahirete delalet eder.

Üstadımız üçüncü misali de şöyle veriyor:

Ve keza,  اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ  sadefi de o makasıd-ı erbaa cevherlerini tazammun etmiştir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Sadef: İçinde inci bulunan kabuk / Cevher: Mücevher / Tazammun etme: İçine alma)

Üstad Hazretleri,  اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ  ayetinin makasıdı-ı erbaaya işaret ettiğini beyan buyurmuş ancak bunun izahını yapmayarak meseleyi okuyucunun fehmine havale etmiş. Biz şöyle izah etmeye çalışalım:

اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ  “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.” manasındadır.

–  اِنَّٓا اَعْطَيْنَا  “Şüphesiz biz verdik.” ifadesi tevhide işaret eder. Yani veren Allah’tır, başkası değildir. Allah’tan başka da kimsenin vermeye gücü yetmez. İşte bu mana tevhide işaret eder.

–  كَ  “Sana” ifadesi nübüvvete işaret eder. Zira madem Allahu Teâlâ Peygamberimiz (a.s.m.) ile konuşuyor ve ona hitaben “Sana verdik.” diyor, elbette bu hitabın muhatabı olan zat (a.s.m.) Allah’ın resulü ve elçisi olmalıdır. Başka bir şey olamaz. Bu da nübüvvete delalet eder.

–  الْكَوْثَرَ  haşri ve ahireti ispat eder. Zira Kevser Peygamberimiz (a.s.m.)’a ahirette verilecek olan havuzun ya da ırmağın ismidir. Bu havuzun Efendimiz (a.s.m.)’a ahirette verilecek olması haşre ve ahiretin vücuduna delalet eder.

Mezkûr ayetin adalet ile ibadete olan işareti de şöyle olabilir:

Allahu Teâlâ Peygamberimiz (a.s.m.)’a Kevser’i vermiş. Elbette böyle bir nimet, mukabilinde bir şükür ister. İbadet bu şükrün bir nevi, belki ta kendisidir. Peygamberinden şükür ve ibadet isteyen Zat-ı Zülcelal elbette diğer insanlardan da -verdiği nimetlere mukabil- şükür ve ibadet isteyecektir. Bu da ibadete bir remizdir.

İbadet varsa adalet de olacaktır. Zira ibadetin emredilmesindeki bir hikmet de mahlukatın hukukunu muhafazadır.

Ben kâsır fehmimle, mezkûr ayetten makasıd-ı erbaayı böyle çıkarabildim. Daha başka vecihleri de sizlerin fehmine havale ediyorum.

Üstadımız üç ders önce şöyle demişti:

— Kur’an’daki anasır-ı esasiye ve Kur’an’ın takip ettiği maksatlar tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür. Bu dört unsuru beyan edeceğiz.

Üstadımız bu sözünü bir temsil ve üç misalle ispat etti ve konuyu bu şekilde noktaladı. Biz de dersimizi burada tamamlayalım. Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ve keza,  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ  daki  لِ  ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir.  رَبِّ الْعَالَمِينَ  adaletle nübüvvete remizdir. Çünkü terbiye resuller vasıtasıyla olur.  مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ  zaten sarahaten haşir ve kıyamete delalet eder.

Ve keza,  اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ  sadefi de o makasıd-ı erbaa cevherlerini tazammun etmiştir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin