a
Ana SayfaLâsiyyemalar52. Ve keza, âlemde görünen tasarrufattan anlaşılıyor ki Sâni-i âlemin pek yüksek…

52. Ve keza, âlemde görünen tasarrufattan anlaşılıyor ki Sâni-i âlemin pek yüksek…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, âlemde görünen tasarrufattan anlaşılıyor ki Sâni-i âlemin pek yüksek, celalli, izzetli bir haysiyeti vardır ki ubudiyetle Sânii tazim etmeyenlerin veya istihfaf edenlerin tediblerini tehir ve imhal etse bile ihmal etmez. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(İstihfaf eden: Hafife alan, küçümseyen / Tedip: Terbiye etme)

Üstad Hazretleri bu makamda Aziz ve Celil ism-i şeriflerinin ahireti iktizasını beyan etti. Demek, bu dersimizde Aziz ve Celil isimleriyle ahiretin kapısını çalıcağız. Yine meseleyi mütalaa ederken aynı usulü takip edip, ahiretin varlığını üç basamakta ispat edeceğiz:

1. Kâinattaki tecelli.

2. Bu tecellide gözüken ism-i İlahî.

3. Bu ismin ahireti iktiza etmesi.

Şimdi, Aziz ve Celil ism-i şeriflerinin ahireti iktizasını mütalaa edelim:

1. Basamak: Kâinatta gözüken izzet ve celal tecellisi

Şu kâinata bakıyor ve görüyoruz ki: Zerreden şemse kadar her şey bir itaat üzere hareket ediyor. Mesela:

– Güneş, Ay ve yeryüzünden tutun, ta en küçük mahlukata kadar her şey kemal-i dikkatle vazifesinde çalışıyor.

– Hiç bir mahluk zerre miktar haddinden tecavüz etmiyor.

– Koca güneşler ve yıldızlar intizamı bozamıyor.

– Hiç bir varlık vazifesinden geri kalmıyor ve itaatsizlik yapamıyor.

– Her şey bir itaat tahtında hareket ediyor ve umumî nizamın muhafazası için hamil olduğu vazifeyi yapıyor.

Aziz ve Celil isimlerinin tecellisini fazla uzatmaya gerek görmüyoruz. Kim bu isimleri derinden derine tefekkür etmek isterse, yüksek dağlara, engin denizlere, denizlerdeki fırtınalara, uçsuz bucaksız çöllere; Aylara, Güneşlere, yıldızlara dikkat etsin!

Ya da Aziz ve Celil isimlerinin başka bir tecellisini görmek isterse, helak olmuş asi kavimlerin kalıntılarına baksın. Ya da bakamıyorsa Kur’an’ın lisanıyla dinlesin! Zira helak olan bütün bu kavimlerde de Aziz isminin tecellisi gözükmektedir.

2. Basamak: Bu izzet ve celalin sahibi olan Aziz ve Celil kimdir?

Şimdi soruyoruz:

— Bu mahlukatı itaat üzere kim hareket ettiriyor?

— Güneşleri, Ayları ve yıldızları emrine kim musahhar ediyor?

— En büyükten en küçüğe kadar, bütün mahlukatı kemal-i dikkatle vazifesinde kim çalıştırıyor?

— Yıldızların ve galaksilerin dizgini kimin elinde? Onların intizamı bozmasına kim müsaade etmiyor?

— Bütün varlıklara umumî nizamın muhafazası için hamil olduğu vazifeyi kim yaptırıyor?

— Asi ve günahkâr kavimleri azabıyla kim yakalamış ve onları kim helak etmiş?

Bütün bu “kim”lerin tek bir cevabı vardır, o da Allah’tır. Saydığımız ve sayamadığımız bütün bu faaliyetler Allah’ın varlığını ispat eder ve Allah’ı bizlere Aziz ve Celil isimleriyle tanıtır.

Evet, perde arkasında Aziz ve Celil olan bir Zat vardır. Ve bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren O’dur. Perçeminden tutularak itaatkâr kılınan her bir varlık buna delil ve şahittir.

3. Basamak: Aziz ve Celil isimlerinin ahireti gerektirmesi

— Hiç mümkün müdür ki şu âlemin izzet ve celal sahibi olan mutasarrıfı, izzetinin hukukunu çiğneyen ve celalinin haşmetine karşı hürmetsizlik eden edepsizleri edeplendirmesin; izzet ve celaline yakışır bir tarzda onları cezalandırmasın?

Hayır, asla olamaz! Zira nihayetsiz celal ve izzet edepsizlerin tedibini ister.

Hâlbuki şu dünyada o izzet ve celale yakışır bir ceza yoktur. Ekseriya zalim izzetinde, mazlum ise zilletinde kalıp, bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor ve tehir ediliyor; yoksa bakılmıyor değil.

Hem bazen dünyada dahi ceza verir. Geçmiş asırlardaki asi ve inatçı kavimlerin başına gelen azaplar gibi…  İşte bu cezalar gösterir ve ispat eder ki insan başıboş değildir; bir celal ve gayret sillesine her vakit maruzdur.

Acaba hiç mümkün müdür ki insanın umum mevcudat içinde ehemmiyetli bir vazifesi ve ehemmiyetli bir kabiliyeti olsun ve daha sonra:

– Cenab-ı Hakk’ın bu kadar muntazam eserleriyle kendini tanıttırmasına mukabil, insan iman ile O’nu tanımasın,

– Hem rahmetinin bu kadar süslü meyveleriyle kendini sevdirmesine mukabil, insan O’nu sevmesin ve ibadetle kendini O’na sevdirmesin,

– Hem bu kadar türlü nimetleriyle muhabbet ve rahmetini insana göstermesine mukabil, insan şükür ve hamd ile O’na hürmet etmesin ve bu cinayetleri cezasız kalsın, insan başıboş bırakılsın; izzet ve celal sahibi olan Zat-ı Zülcelal bir dâr-ı ceza hazırlamasın? Hâşâ ve kellâ!

Şimdi, bu delili maddeler hâlinde toplayalım:

1. Kâinatta gözüken umumî itaat ve asi kavimlere gelen semavi tokatlar, perde arkasındaki bir zatı “Aziz” ve “Celil” isimleriyle bizlere tanıtır.

2. İzzet ve celal, edepsizleri edeplendirmek ve asilere ceza vermek ister. İzzetin ve celalin haşmeti ancak bu şekilde muhafaza edilir.

3. Şu dünyada ise -her ne kadar bazen zalimlere ve asilere tokatlar gelse de- birçok zaman zalim insanlar ve asi kavimler ceza görmeden bu âlemden göçüp gidiyorlar.

4. İşte bu hâl ispat eder ki başka yerde bir mahkeme-i kübra ve bir dâr-ı ceza olmalıdır. Olmalıdır ki izzet ve celal haşmetini muhafaza edebilsin.

5. Demek ahireti inkâr etmek, Cenab-ı Hakk’ın “Aziz” ve “Celil” isimlerini inkâr etmekle mümkündür. “Aziz” ve “Celil” isimlerini inkâr etmek ise gözümüzle gördüğümüz şu âlemdeki umumî itaati ve asi kavimlere gelen cezaları inkâr etmekle mümkündür. Zira umumî itaat ve asi kavimlere gelen cezalar inkâr edilemezse, “Fiiller failsiz olamaz.” kaidesince, bu itaatin hâkimi ve bu semavi tokatların sahibi olan Zatın varlığı kabul edilecektir. O Zatın varlığı kabul edildikten sonra da izzetinin ve celalinin hakkı için ahireti getireceği tasdik edilecektir.

Yani sözün özü: Göz önündeki şu izzet ve celali inkâr edemeyen, ahireti inkâr edemez. Gözüyle gördüğünü inkâr edecek kadar akıldan istifa edene ise zaten diyecek bir sözümüz yoktur!

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ve keza, âlemde görünen tasarrufattan anlaşılıyor ki Sâni-i âlemin pek yüksek, celalli, izzetli bir haysiyeti vardır ki ubudiyetle Sânii tazim etmeyenlerin veya istihfaf edenlerin tediblerini tehir ve imhal etse bile ihmal etmez. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin