a
Ana SayfaKatre54. Ve keza, her şeyin bâtını zahirinden daha latif, daha şeffaftır. Bu ise Sâni’in…

54. Ve keza, her şeyin bâtını zahirinden daha latif, daha şeffaftır. Bu ise Sâni’in…

Katre mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, her şeyin bâtını zahirinden daha latif, daha şeffaftır. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Mesela insanın içine baksak, içi dışından daha sanatlı, daha latif ve daha hayret vericidir. İnsanın kalbi, böbreği, akciğeri; damarları, midesi ve diğer iç organları tam bir sanat eseridir.

Bu, insanda böyle olduğu gibi, nebatatta ve hayvanatta dahi böyledir.

— Peki, eşyanın bâtınının zahirinden daha latif ve şeffaf olması neye delalet eder?

Üstadımız bu soruyu şöyle cevaplıyor:

Bu ise Sâni’in o şeyden hariç ve baîd olmamasına delalet eder. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

(Sâni: Sanatkâr / Baîd: Uzak)

Zira o şeyden uzak olsaydı onun içini böyle latif ve sanatlı yapamazdı. Sanatkâr yaptığı esere yakın olmalı ki onda tasarrufta bulunabilsin.

Demek, eşyanın içinin latif ve şeffaf olması, Sâni’in o şeye yakın olduğunun ve o şeyden hariç ve uzak olmadığının bir delilidir.

Bununla birlikte:

O şeyin sair eşya ile nizam ve muvazenesinin sânii tarafından temin edildiği cihetle de Sâni’in o şeyde dâhil olmamasını iktiza eder. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Bir narı ele alalım… Narın içi dışından daha sanatlıdır. Bu da ispat eder ki narın sânii nardan hariç ve uzak değildir.

Bununla birlikte, bu narın güneşle alakası var, havayla alakası var; suyla, toprakla ve diğer narlarla alakası var. Bu durumda, narın sânii nardan hariç ve uzak olmadığı gibi, narın kendisine de dâhil olmamalıdır. Zira nara dâhil olursa narın alakadar olduğu eşyayla münasebetlerini kuramaz; nizam ve muvazeneyi temin edemez.

Yani narın sânii olmak için, hem nara dâhil ve yakın olmalı hem de nardan hariç olup bütün eşyayı ihata etmeli ve münasebetleri tesis etmeli.

Bundan da şu neticeye ulaşılır:

Öyle ise bir masnuun zatına bakılırsa Sâni’in ilim ve hikmeti görünür. Gayrısıyla birlikte bakılırsa Sâni’in fevka’l-küll bir sem’ ve basara malik olduğu görünür. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

(Masnu: Sanatla yapılmış, sanat eseri / Fevka’l-küll: Her şeyin üstünde / Sem’: İşitmek / Basar: Görmek)

Demek, narın zatına baksak, bâtınında ve zahirinde Allah’ın ilmi, hikmeti, kudreti ve diğer isim ve sıfatları görünür. Eğer nara gayrısıyla birlikte -yani alakadar olduğu diğer eşyayla birlikte- baksak, Allah’ın bütün âlemi ihata ettiği, her şey gördüğü, her sesi işittiği ve bir işin başka bir işe mâni olmadığı görülür.

— Peki, bu nasıl olur?

Şöyle olur:

Bu hakikatten anlaşıldı ki: Sâni-i âlem, âlemde dâhil olmadığı gibi, âlemden hariç de değildir. İlmi ve kudreti ile her şeyin içinde olduğu gibi, her şeyin fevkindedir. Bir şeyi gördüğü gibi, bütün eşyayı da beraber görür. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Evet, Allahu Teâlâ isim ve sıfatlarının tecellisiyle her yerdedir. Bir narın içinde işlediği gibi, âlemin her bir köşesinde de işler. Bir iş bir işe mâni olmaz. Bir şeyi gördüğü gibi, bütün eşyayı da beraber görür. Bir sesi işittiği gibi, bütün sesleri de işitir. Ve hakeza…

Buna göre, “Allah her yerdedir.” demek, “İlmiyle, kudretiyle ve diğer sıfatlarıyla âlemi ihata etmiştir.” demektir.

Zatı itibariyle ise her şeyin fevkindedir; mekândan münezzehtir; mekânlar O’nu ihata edemez.

Mekânla kayıtlı olan insanın mekândan münezzeh oluşu kavrayabilmesi çok da kolay değildir. Bu hakikati akla şöyle yaklaştırabiliriz:

Size sorsam:

— Allah ezelî midir?

Elbette cevap olarak dersiniz ki:

— Evet, Allah ezelîdir. Yani sonradan var olmamış, başkası tarafından yaratılmamış, bizatihi kaimdir.

Şimdi şöyle sorsam:

— Peki, madde ezelî midir?

Buna da cevap olarak dersiniz ki:

— Hayır, madde ezelî değildir. Madde Allah tarafından yaratılmış ve sonradan var olmuştur.

Şimdi en önemli soruyu soruyorum:

— Allah ezelî, madde ise ezelî olmadığına göre, Allah ezelde neredeydi?

Cevabınız ne olacak? Ya diyeceksiniz ki:

— Allah mekândan münezzehtir. Zatıyla hiçbir mekânda olmadığı hâlde isim ve sıfatlarıyla her yerdedir.

Ya böyle diyecek ve Allah’ın mekândan münezzeh olduğunu kabul edeceksiniz. Ya da Allah’a bir mekân isnat edeceksiniz. Ancak bunu yaptığınızda, o mekânın da ezelî olduğunu kabul etmek zorunda kalırsınız. Çünkü ezelî olan bir zat sonradan var olan bir mekânla kaim olamaz. Ezelî zat ya mekândan münezzeh olmalı ya da o mekân ve madde ezelî olmalı. Bunun başka bir yolu yok!

Allah’ın mekândan münezzeh olmasıyla ilgili “Arş’a İstiva” isimli bir eser hazırladık. Bu konuyu daha detaylı öğrenmek isteyenler sitemizden bu dersleri seyredebilirler.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ve keza, her şeyin bâtını zahirinden daha latif, daha şeffaftır. Bu ise Sâni’in o şeyden hariç ve baîd olmamasına delalet eder. O şeyin sair eşya ile nizam ve muvazenesinin Sâni’i tarafından temin edildiği cihetle de Sâni’in o şeyde dâhil olmamasını iktiza eder.

Öyle ise bir masnuun zatına bakılırsa Sâni’in ilim ve hikmeti görünür. Gayrısıyla birlikte bakılırsa Sâni’in fevka’l-küll bir sem’ ve basara malik olduğu görünür.

Bu hakikatten anlaşıldı ki: Sâni-i âlem, âlemde dâhil olmadığı gibi, âlemden hariç de değildir. İlmi ve kudreti ile her şeyin içinde olduğu gibi, her şeyin fevkindedir. Bir şeyi gördüğü gibi, bütün eşyayı da beraber görür. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin