a
Ana SayfaLâsiyyemalar58. Ve keza, bu güzel, müzeyyen, münevver masnuatın Sânii için mücerred manevi bir cemal vardır…

58. Ve keza, bu güzel, müzeyyen, münevver masnuatın Sânii için mücerred manevi bir cemal vardır…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, bu güzel, müzeyyen, münevver masnuatın Sânii için mücerred manevi bir cemal vardır. Ve onun, o mahfi hüsün ve cemal için pek çok mehasin ve letaifi vardır ki kısa akıllarımızla idrak edemeyiz.

Ezcümle: O cemalin kesif âyinelerinden biri sath-ı arzdır. Bu sath-ı arz her asırda, her mevsimde, her vakitte, daima tecelli etmekte olan o cilvelerin gölgelerini teşhir, tavsif, ilan ve izhar eder.

Ve keza, hakaik-i sabitedendir ki yüksek bir cemal sahibi bizzat kendi gözüyle ve bi’l-vasıta başkasının gözüyle, cemalini ve cemalinin inceliklerini görmek istiyor. Binaenaleyh cemal sermedî ve daim olursa, behemehal onun inceliklerini gösteren âyinelerinin de ebedî ve daimî olması zaruridir. Çünkü baki bir hüsün, fâni bir müştaka razı olamaz. Ve zail ve fâni bir aşığın, ebedî ve baki olan mahbubuna muhabbeti adavete kalbolur.

Evet, insan, eli veya fehmi yetişmediği güzel bir şeyi, kendisini teselli için takbih eder. Bu itibarla, bu âlem Sânii istilzam ettiği gibi, Sâni de âlem-i ahireti istilzam eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Müzeyyen: Süslü / Münevver: Nurlanmış / Mücerred: Maddi olmayan, soyut / Mahfi: Gizli / Sath-ı arz: Yeryüzü / Hakaik-i sabite: Sabit ve değişmez hakikatler / Sermedî: Ebedî / Behemehal: İster istemez, mutlaka / Adavet: Düşmanlık / İstilzam: Gerektirme)

Bu delilin mütalaasını 42. derste yapmıştık. Üstadımız orada şöyle demişti:

— Ve keza, bir cemal sahibi, daima hüsün ve cemalini görmek ve göstermek ister. Bu ise ahiretin vücudunu ister. Çünkü daimî bir cemal, zail ve muvakkat bir müştaka razı olmaz, onun da devamını ister. Bu da ahireti ister.

Üstadımız mezkûr ifadesiyle bu delili daha önce beyan etmişti. Burada meseleyi biraz daha detaylandırdı. Bizler bu makamda, 42. derste yaptığımız mütalaayı tekrar edelim:

1. Basamak: Kâinatta gözüken güzellik

Şu âlemdeki her varlık -zerreden şemse- nihayet derecede güzeldir.

– Rengârenk boyanmış kuşlar güzeldir; tavus kuşu başka bir güzeldir.

– Ağacın çiçek, yaprak ve meyveleri güzeldir; ağaç başka bir güzeldir.

– Denizin dibindeki balıklar güzeldir; mercanlar başka bir güzeldir.

– Yağmur damlaları güzeldir; kar taneleri başka bir güzeldir.

– Güneşin doğuşu güzeldir; batışı başka bir güzeldir.

– Yaz güzeldir; kış başka bir güzeldir.

– Bahar güzeldir; baharda açan çiçekler daha başka bir güzeldir.

Hülasa: Her şey güzeldir. Her varlık vücuduyla güzeldir, suretiyle güzeldir, rengiyle güzeldir, elbisesiyle güzeldir, aza ve cihazlarıyla güzeldir, güzeldir de güzeldir.

Kimin ki gözü var ve aklı ola, elbette bu güzelliği görüp tasdik ede…

2. Basamak: Bu güzelliğin sahibi kimdir?

— Acaba bu güzelliğin sahibi kimdir?

— Bu güzellik nereden gelmektedir?

— Varlıkları bu kadar güzel kim yaratmıştır?

Bu güzellik Allahu Teâlâ’nın güzelliğinden gelmektedir ve O’nun cemalinin milyonlar perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir. Zira güzellik güzelden gelir, mükemmellik kemalden gelir; ihsan cömertlikten ve servet zenginlikten gelir.

Bu âlem bütün güzelliğiyle Cenab-ı Hakk’ın nihayetsiz cemaline işaret eder. Göz önüne serilmiş olan şu güzel ve süslü mevcudat, ışık güneşi bildirdiği gibi, misilsiz manevi bir cemalin güzelliğini bildirir.

Evet, bu âlem bütün güzelliği ile Cenab-ı Hakk’ın güzelliğine işaret eder ve O’nun misilsiz ve ebedî cemalini ispat eder. Lakin bizler şu kısa aklımızla Allah’ın bu mücerred manevi cemalini idrak edemeyiz. Ancak imanla kabul eder ve âlem aynalarında seyirle keyif ederiz. Ve biliriz ki: Bu sath-ı arz her asırda, her mevsimde, her vakitte, daima tecelli etmekte olan o cilvelerin gölgelerini teşhir, tavsif, ilan ve izhar eder. Bununla da müştak seyircileri seyre davet eder.

3. Basamak: Cemil ve Baki isimlerinin ahireti gerektirmesi

Şimdi, sorumuz şu:

— Cemal sahibi zat ne ister?

El-Cevap: Kendi cemalini görmek ve göstermek ister. Bir güzelin aynaya bakması ve güzelliğini göstermek için süslenmesi bu sırdan ileri gelmektedir.

— Peki, cemal sahibi zat ebedî ve baki ise ne ister?

El-Cevap: Ebedî bir şekilde gözükmek ve daimî bir şekilde tezahür etmek ister.

— Peki, ebedî bir şekilde gözükmek için ne gerekir?

El-Cevap: İki şey gerekir:

1. Cemalinin gözükeceği memleketin ebedî olması.

2. Müştak seyircilerin baki olması.

Ebedî bir cemal fâni bir tecelliye ve fâni seyircilere razı olmaz. Tecelli etmek için baki bir memleket istediği gibi, cemalini seyredecek baki seyirciler de ister. Zira seyirci olmazsa cemalinin tezahürünün bir manası olmaz.

Şimdi bu dünyaya bakıyoruz: Bu dünya fâni olduğu gibi, içindeki seyirciler de fânidir. Dünya o cemalin tezahürüne ne hakkıyla mahal olabilmekte, ne de müştak seyirciler şu kısa ömürde o cemali hakkıyla görebilmektedir. Bu durumda, bu cemalin gözükeceği baki ve daimî bir memleket ve misilsiz cemali seyredecek baki seyirciler lazımdır. Bu da ahireti iktiza eder.

Ayrıca adem-i mutlaka namzet olan insan cemale kıymet vermez; istihsan ve takdire bedel istiskal ve tahkir eder. Evet, insan, eli veya fehmi yetişmediği güzel bir şeyi, kendisini teselli için takbih eder. Eğer insan ölüme mahkum olursa, şu güzel dünyadan ayrılığın acısını hafifletmek için cemale kıymet vermez. Hatta “Ne kadar çirkindir.” diyerek firakın elemini hafifleştirmeye çalışır. İstihsana bedel istiskal, takdire bedel de tahkir eder. Bu itibarla, bu âlem Sânii istilzam ettiği gibi, Sâni de âlem-i ahireti istilzam eder.

Şimdi, bu delilde öğrendiklerimizi maddeleyelim. Bu sayede daha net anlaşılacaktır:

1. Bu âlemde gözümüzle görüyoruz ki nihayetsiz bir güzellik vardır. Her bir eşya âdeta antika bir sanat eseri olup, bu güzelliği kendinde göstermektedir.

2. Güzelliğin güzelden ve mükemmelliğin kemalden gelmesi sırrınca, şu göz önündeki güzellik, perde arkasında bir Cemil-i Baki’yi gösterir ve O’nun vücudunu ispat eder.

3. Her cemal sahibi cemalini göstermek ister. Eğer cemali ebedî ise ebedî görünmek ister. Madem Cenab-ı Hakk’ın cemali ebedîdir o hâlde ebedî bir şekilde görünmek isteyecektir. Ebedî görünmek için de ebedî ve daimî bir memleket lazımdır. Burası da ahirettir.

4. Ebedî bir cemal elbette bu cemali seyredecek müştak seyircilerin de ebedî ve baki olmasını ister. Zira edebî bir cemal fâni bir seyirciye razı olamaz. Baki seyircilerin lüzumu da ahireti iktiza eder.

5. Her cemal ve kemal sahibi kendi cemalini ve kemalini göstermek istediği gibi, kendisi de bizzat o cemal ve kemali görmek ister. Bir ressamın resmine bakması, bir âlimin kitabını okuması ve bir sanatkârın sanatını seyretmesi hep bu sırdandır.

İşte bu sırdan dolayı, Allahu Teâlâ da kendi cemal ve kemalini görmek isteyecektir. Madem cemali ve kemali bakidir o hâlde onları baki bir şekilde görmek isteyecektir. Bunun için de baki bir memleket lazımdır. Orası da ancak ahirettir.

Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Ve keza, bu güzel, müzeyyen, münevver masnuatın Sânii için mücerred manevi bir cemal vardır. Ve onun, o mahfi hüsün ve cemal için pek çok mehasin ve letaifi vardır ki kısa akıllarımızla idrak edemeyiz.

Ezcümle: O cemalin kesif âyinelerinden biri sath-ı arzdır. Bu sath-ı arz her asırda, her mevsimde, her vakitte, daima tecelli etmekte olan o cilvelerin gölgelerini teşhir, tavsif, ilan ve izhar eder.

Ve keza, hakaik-i sabitedendir ki yüksek bir cemal sahibi bizzat kendi gözüyle ve bi’l-vasıta başkasının gözüyle, cemalini ve cemalinin inceliklerini görmek istiyor. Binaenaleyh cemal sermedî ve daim olursa, behemehal onun inceliklerini gösteren âyinelerinin de ebedî ve daimî olması zaruridir. Çünkü baki bir hüsün, fâni bir müştaka razı olamaz. Ve zail ve fâni bir aşığın, ebedî ve baki olan mahbubuna muhabbeti adavete kalbolur.

Evet, insan, eli veya fehmi yetişmediği güzel bir şeyi, kendisini teselli için takbih eder. Bu itibarla, bu âlem Sânii istilzam ettiği gibi, Sâni de âlem-i ahireti istilzam eder. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin