a
Ana SayfaFatiha Suresi6. Bismillah: Bu kelam güneş gibidir. Yani güneş başkalarını gösterdiği gibi kendini de gösterir…

6. Bismillah: Bu kelam güneş gibidir. Yani güneş başkalarını gösterdiği gibi kendini de gösterir…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

بِسْمِ اللّٰهِ  Bu kelam güneş gibidir. Yani güneş başkalarını gösterdiği gibi kendini de gösterir, başka bir güneşe ihtiyaç bırakmaz. (İşârâtü’l-İ’caz)

Besmele her bir surenin başında güneş gibi durur ve altındaki bütün ayetlerin Allah’ın kelamı olduğunu gösterir; nuruyla onları da aydınlatır. Lakin kendi üstünde bir güneş yoktur. Zira Bismillah bizatihi güneştir, başka bir güneşe ihtiyacı yoktur.

Bismillah’ın güneş gibi olmasına şöyle de bakabiliriz:

Kur’an’daki herhangi bir ayeti okumadan önce Besmele çekeriz. Mesela bir konuşma esnasında, bir sözün ayet olduğunu belirtmek için önce Besmele çeker, sonra ayeti okuruz. Besmele’den anlaşılır ki devamında gelen söz ayettir. Besmele sanki güneş gibi o sözü aydınlatır ve onun ayet olduğunu bildirir.

Şimdi şunu düşünelim: Bir ayeti okumadan önce Besmele çekiyoruz. Hâlbuki Besmele’nin kendisi de bir ayettir.

— Peki, Besmele’yi okumadan önce niçin Besmele çekmiyoruz?

Bunun sebebini şimdi öğrendik: Besmele güneş gibiymiş. Nasıl ki güneşin başka bir güneşe ihtiyacı yoktur, kendi kendini gösterir. Aynen bunun gibi, Besmele’nin de başka bir Besmeye’ye ihtiyacı yoktur. Güneş gibi kendi kendini gösterir. Her kim onu işitse ayet olduğunu anlar.

Üstadımız bunu şöyle izah ediyor:

بِسْمِ اللّٰهِ  başkalarına yaptığı vazifeyi kendisine de yapıyor. İkinci bir   بِسْمِ اللّٰهِ  daha lazım değildir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Besmele’nin başkalarına -yani diğer ayetlere- yaptığı vazife:

1. Bir güneş gibi surelerin başında olup onları nurlandırmak, 

2. Eğer söz arasında bir ayet okunacaksa onun ayet olduğunu bildirmek,

3. Ayetlerin okunabilmesini sağlamaktır.

Malumdur ki bir ayeti okumadan önce Besmele çekilir ve ayet ondan sonra okunur. Bu husus Kur’an’da şöyle emredilir:

فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ  Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. (Nahl 98)

Bu ayetin hükmüyle, Kur’an okunacağı zaman “Eûzu Besmele” çekilir. Kur’an okumadan önce “Eûzu Besmele” çekmek İmam Atâ’ya göre farzdır. Diğer âlimlere göre ise müstehaptır.

Besmele ise Kur’an’dan olduğu hâlde, Besmele’yi okumak için ondan önce bir “Eûzu Besmele” çekilmez. Zira Besmele kendi kendine yeten bir nurdur. Başkalarına yaptığı vazifeyi kendisine de yapıyor. İkinci bir  بِسْمِ اللّٰهِ  daha lazım değildir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Evet,  بِسْمِ اللّٰهِ  öyle müstakil bir nurdur ki bu nur hiçbir şeye bağlı değildir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Bismillah’ın hiçbir şeye bağlı olmamasını şöyle anlayabiliriz:

Mesela bir ayet hakkında, “Bu ayet hangi surede geçiyor?” deriz. Cevap olarak da -mesela- “Araf suresinin 13. ayetidir.” deriz.

Bu misalde olduğu gibi, Kur’an’daki her bir ayet bir sureye bağlıdır. Bismillah ise müstakil olup hiçbir sureye bağlı değildir. Yani şöyle sorsak:

— Bismillah hangi surede geçiyor?

Bu soruya şöyle cevap verilir:

Bismillah öyle müstakil bir nurdur ki bu nur hiçbir şeye -hiçbir sureye- bağlı değildir. Her suresinin başında zikredilir.

Hanefi mezhebine göre, Besmele müstakil bir ayet olarak bir kere indirilmiş ve surelerin arasını ayırmak için sure başlarında tekrar edilmiştir. Üstadımızın, “Bismillah öyle müstakil bir nurdur ki” ifadesi, Hanefilerin bu görüşünü destekler gibidir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Hatta bu nurun “câr ve mecrur”u bile hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak  ب  harfinden müstefad olan  اَسْتَعٖينُ  veya örfen malum olan  اَتَيَمَنُّ  veyahut mukadder olan  قُلْ  ün istilzam ettiği  اِقْرَاْ  fiillerinden birine mütealliktir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Müstefad: Anlaşılıp çıkartılan / İstilzam etme: Gerektirme / Müteallik: Bağlı)

“Câr ve mecrur” tabirini önceki derslerimizde izah etmiştik. Konuyu tekrar etmek isteyenler için birinci dipnotta bir daha kaydettik. Eğer câr ve mecrurun ne olduğunu bilmiyorsanız, ilk önce dipnottan bu maddeyi okumalı ve mütalaaya öyle devam etmelisiniz.

Bismillah’taki câr ve mecrurun hiçbir şeye muhtaç olmaması şudur:

Harf-i cerin vazifesi, fiilin manasını isme taşımaktır. Yani bir harf-i cer varsa, onun önünde bir fiil olmalı ve harf-i cer bu fiilin manasını isme taşımalıdır.  بِسْمِ  câr ve mecrurunda ise fiil terk edilmiştir. “bi” harf-i ceri normalde bir fiile taalluk etmeli iken, burada fiil terk edilerek müstakil bırakılmıştır.

Üstadımız bunun sebebi olarak dedi ki:

Bu nurun “câr ve mecrur”u bile hiçbir şeye muhtaç değildir.

Yani değil Besmele’nin kendisi, Besmele’nin câr ve mecruru bile öyle müstakildir ki hiçbir fiile muhtaç değildir. Bu sebeple de fiilin zikri terk edilmiş, harf-i cer fiilsiz bırakılmıştır.

Bununla birlikte, madem bir harf-i cer var o hâlde bazı fiillerin takdiri caizdir. Çünkü harf-i cer bir fiille birlikte bulunur. Fiil olmasa dahi takdir edilir. Üstadımız üç fiili takdir etti.

1. اَسْتَعٖينُ fiili mukadder olabilir. (Mukadderin manasını önceki derslerimizde izah etmiştik. Bilgiyi tekrar etmek isteyenler ikinci dipnotu okuyabilirler.)  اَسْتَعٖينُ  “Ben yardım dilerim.” manasındadır. Buna göre takdir-i kelam şöyle olur:

اَسْتَعٖينُ بِسْمِ اللّٰهِ  Allah’ın ismiyle yardım dilerim.

2. اَتَيَمَنُّ fiili mukadder olabilir.  اَتَيَمَنُّ “Ben bereketlenmeyi dilerim.” manasındadır.  Buna göre takdir-i kelam şöyle olur:

اَتَيَمَنُّ بِسْمِ اللّٰهِ  Allah’ın ismiyle bereketlenmeyi dilerim.

3. قُلْ ün istilzam ettiği  اِقْرَاْ  fiili mukadder olabilir.  قُلْ  “De.” manasında bir emir fiildir.  اِقْرَاْ  da “Oku.” manasında bir emir fiildir.  قُلْ  emri Besmele’nin başında mukadder olabilir.  قُلْ  emri de  اِقْرَاْ  fiilini istilzam eder. Yani “Bismillah de.” demek, “Bismillah’ı oku.” demektir. Bu durumda da  اِقْرَاْ  fiili mukadder olabilir. Buna göre takdir-i kelam şöyle olur:

اِقْرَاْ بِسْمِ اللّٰهِ  Allah’ın ismiyle oku.

Ancak Üstadımız burada bir inceliğe dikkat çekiyor:

İhtar:  بِسْمِ اللّٰهِ  daki “câr ve mecrur”a müteallik olarak mezkûr olan fiiller Besmele’den sonra takdir edilir ki hasrı ifade etmekle ihlas ve tevhidi tazammun etsin. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Hasr: Yalnız bir şeye mahsus kılma / Tazammun etme: İçine alma)

Takdimin hasrı ifade etmesini önceki derslerimizde izah etmiştik. Bilgiyi tekrar etmek isteyenler üçüncü dipnotu okuyabilirler.

Takdim -yani mefulün fiilin önüne geçmesi- hasrı ve tahsisi ifade ediyordu. Bu durumda, ihlas ve tevhidi tazammun edebilmek için, mukadder fiiller Besmele’den sonra takdir edilmelidir. Yani şu şekilde olmalıdır:

–  اَسْتَعٖينُ بِسْمِ اللّٰهِ (Allah’ın ismiyle yardım dilerim.) yerine,  بِسْمِ اللّٰهِ اَسْتَعٖينُ  demeliyiz. Bu durumda, takdim yapıldığı için mana şöyle olur. “Ancak Allah’ın ismiyle yardım dilerim.”

–  اَتَيَمَنُّ بِسْمِ اللّٰهِ (Allah’ın ismiyle bereketlenmeyi dilerim.) yerine,  بِسْمِ اللّٰهِ اَتَيَمَنُّ  demeliyiz. Bu durumda, takdim yapıldığı için mana şöyle olur. “Sadece Allah’ın ismiyle bereketlenmeyi dilerim.”

 اِقْرَاْ بِسْمِ اللّٰهِ (Allah’ın ismiyle oku.) yerine,  بِسْمِ اللّٰهِ اِقْرَاْ  demeliyiz. Bu durumda, takdim yapıldığı için mana şöyle olur. “Sadece Allah’ın ismiyle oku.”

Arapça bilmeyenlere şunu hatırlatmak istiyorum:

Dersleri kavramak sizler için biraz zor olabilir. Ancak derslerde ve dipnotlarda öğretilen gramer kurallarını iyi öğrenirseniz dersler size de kolaylaşır. Bunun için, her dersin gramer kuralını derste öğrenmeli ve bir derste geçen kuralları öğrenmeden sonraki derse geçmemelisiniz. Biz gramer kurallarını tekrar edebilmeniz için, derste geçen kuralları her defasında dipnotta kaydetmeye devam edeceğiz.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

بِسْمِ اللّٰهِ  Bu kelam güneş gibidir. Yani güneş başkalarını gösterdiği gibi kendini de gösterir, başka bir güneşe ihtiyaç bırakmaz.  بِسْمِ اللّٰهِ  başkalarına yaptığı vazifeyi kendisine de yapıyor. İkinci bir  بِسْمِ اللّٰهِ  daha lazım değildir.

Hatta bu nurun “câr ve mecrur”u bile hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak  ب  harfinden müstefad olan  اَسْتَعٖينُ  veya örfen malum olan  اَتَيَمَنُّ  veyahut mukadder olan  قُلْ  ün istilzam ettiği  اِقْرَاْ  fiillerinden birine mütealliktir.

İhtar:  بِسْمِ اللّٰهِ  daki “câr ve mecrur”a müteallik olarak mezkûr olan fiiller Besmele’den sonra takdir edilir ki hasrı ifade etmekle ihlas ve tevhidi tazammun etsin. (İşârâtü’l-İ’caz)

DİPNOT:

1. Harf-i cer ve câr ile mecur:

Arapçada harf-i cer denilen bir kelime grubu vardır. Harf-i cer grubuna giren bir kısım kelimeler şunlardır:

بِ ، مِنْ ، اِلَى ، عَنْ ، عَلَى ، فِي ، لِ

Bu kelimeler her zaman ismin baş tarafında bulunurlar ve kendilerinden sonra gelen isimleri cer ederler. “Cer etme” ifadesinin izahı uzundur. Basit bir misalle anlatmaya çalışalım:

İsimler yalın hâlde ref durumunda bulunurlar. Mesela  بَيْتٌ  (ev) kelimesi ref durumundadır. Bu durum kelimenin yalın hâlidir. Kelimenin sonundaki “ötre” ref alametidir. Eğer bu kelimenin başına bir harf-i cer gelirse kelimenin ref durumu bozulur ve cer olur. Bu durumda, sonundaki ötre kalkar ve yerine esre gelir.

Mesela  بَيْتٌ  kelimesinin başına  فِي  harf-i ceri gelse  فِي بَيْتٍ  olur. Kelimenin sonundaki ötre esreye döner. Esre bir cer alametidir. Cer olmuş -yani harekesi esreye çevrilmiş-  بَيْتٍ  kelimesine “mecrur” denir.

Mecrur: Ref alametini kaybetmiş ve cer olmuş kelime demektir.

Arapçada altı farklı kelime tipi ve her birinin de farklı cer alameti vardır. Biz sadece müfred kelimelerin cer hâlini anlattık. Bu makamda diğer kelimelerin cer hâlini anlatmaya gerek duymuyoruz.

Harf-i ceri ve mecruru öğrendik. Peki, câr ve mecrur nedir?

Câr “cer eden”, mecrur da “cer edilmiş” demektir. Harf-i cer kendinden sonraki ismi cer ettiği için ona “câr” denir. Kendinden sonraki isim cer olduğu için ona “mecrur” denir.

Câr ve mecrur: Harf-i cer ile birlikte kendisinden sonra gelen isme verilen addır. Yani misalimizdeki  فِي بَيْتٍ  dizilişidir.

– Burada  فِي , harf-i cer ya da câr,

–  بَيْتٍ  mecrur,

– İkisi birlikte -yani  فِي بَيْتٍ  şekliyle- câr ve mecrurdur.

Şimdi aynı tahlili kısaca  بِسْمِ  üzerinde yapalım:

Kelimenin yalın hâli  اِسْمٌ  şeklindedir. Bu, ismin ref hâlidir.  اِسْمٌ  lafzının başına  بِ  harf-i ceri gelirse, kelimenin sonundaki ötreyi kaldırıp esre yapar ve  بِسْمِ  şeklini alır.  اِسْمٌ  lafzındaki elif kaide sebebiyle düşer. İşte bu durumda,  اِسْمِ  kelimesi mecrurdur. Yani ref alameti olan ötreyi kaybetmiş ve esre ile cer olmuş bir kelimedir.

–  بِ , harf-i cer ya da câr,

–  اِسْمِ  mecrur,

– İkisi birden -yani  بِسْمِ  şekliyle- câr ve mecrurdur.

2. Mezkûr veya mukadder olma:

Kur’an’daki kelimeler ya mezkûr ya da mukadderdir.

Mezkûr olması: Lafzın ayette açıkça zikredilmesidir.

Mukadder olması ise: Ayette o lafız olmamasına rağmen varmış gibi kabul edilmesidir.

قُلْ  (De) üzerinden bir örnekle meseleyi somutlaştıralım. Mesela:

–  قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

–  قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

–  قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

gibi ayetlerde  قُلْ  lafzı açıkça zikredilmiştir yani mezkûrdur.

Bazen de ayetin başında  قُلْ  lafzı olmadığı hâlde  قُلْ  varmış gibi kabul edilir. Yani hakikatte yoktur ama hükmen vardır; varlığına takdirle hükmedilmiştir. Buna mukadder  قُلْ  denir. Mesela En’am suresi 114. ayette şöyle buyrulmuştur:

أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا  Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?

Bu ayetin başında açık bir  قُلْ  lafzı -yani mezkûr  قُلْ- yoktur. Ancak mukadder  قُلْ  un varlığı kabul edilir. Yani  قُلْ  lafzı kelamda olmadığı hâlde varmış gibi kabul edilerek ayete şöyle mana verilir:

De ki: Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?

Bu ayette olduğu gibi, birçok ayetin başında  قُلْ  lafzı mukadder kabul edilir ve mana buna göre verilir. Bu sadece  قُلْ  lafzına münhasır da değildir. Birçok lafızlar mukadder kabul edilerek mana ona göre verilir. Hatta bazen bir ayette bırakılan boşluğa birden fazla mukadder kelime takdir edilir. Her mukadder kelime de farklı bir manayı ortaya çıkarır. Kur’an’ın mana zenginliği biraz da bu mukadder kelimelerden gelmektedir.

3. Takdimin hasrı ifade etmesi:

Arapçada cümle yapısı Türkçeye kıyasla farklıdır. Türkçede cümle isim ile başlarken, Arapçada fiil ile başlamaktadır. Fiilden sonra fail ve failden sonra da meful (tümleç) gelir. Demek, Arapçada cümle kuruluşu şu şekildedir: Fiil + Fail + Meful

Ancak bazen bu sıralama değişir ve meful başa geçer. Mefulün başa geçmesine “takdim” denir. Takdim “öne almak, öne geçirmek” demektir. Meful fiilin önüne geçtiği için buna “takdim” denmiştir.

— Peki, takdim niçin yapılır ve cümleye hangi manayı katar?

Takdim tahsis için yapılır ve hasrı ifade eder.

Hasr: Yalnız bir şeye mahsus kılmak demektir.

Takdim olan cümleleri Türkçeye tercüme ederken “sadece, ancak, ancak ve ancak” kelimeleriyle çevirir ve hasrı bu şekilde ifade ederiz. Şimdi dilerseniz iki örnek üzerinde bu kaideyi pekiştirelim:

“Kalpler Allah’ın zikriyle mutmain olur.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ بِذِكْرِ اللَّهِ

Bu cümlede  تَطْمَئِنُّ  fiil,  الْقُلُوبُ  fail,  بِذِكْرِ  mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

بِذِكْرِ اللَّه تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Gördüğünüz gibi, takdim yaptığımızda meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Kalpler sadece Allah’ın zikriyle mutmain olur.”

İşte bu hasrtan anlarız ki kalpler Allah’ın zikrinden başka hiçbir şeyle mutmain olmaz. Cümleye bu hasrı veren şey takdim yani mefulün öne alınmasıdır.

İkinci örnek:

“Sana ibadet ederiz.” demek istesek cümleyi şu şekilde kurarız:

نَعْبُدُ اِيَّاكَ

Bu cümlede  نَعْبُدُ  fiil ve fail,  اِيَّاكَ  ise mefuldür.

Eğer cümleyi takdim yaparak söylersek şu şekilde ifade ederiz:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ

Gördüğünüz gibi, takdim yapıldığında meful öne geçti. Takdim de hasrı ifade ediyordu. Hasrın manaya etkisi de şu şekilde olur: “Sadece sana ibadet ederiz.”

Hülasa: Arapçada takdim -yani mefulün öne geçmesi- hasrı ifade eder. Hasr olan cümleler de Türkçeye “sadece, ancak, ancak ve ancak” şekillerinde tercüme edilir.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin