a
Ana SayfaBirinci Söz6. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki askere kaydolur; devlet namına hareket eder…

6. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki askere kaydolur; devlet namına hareket eder…

1. Söz’ün mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki askere kaydolur; devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kanun namına, devlet namına der; her işi yapar, her şeye karşı dayanır. (1. Söz)

(Perva: Korku)

Üstadımız Bismillah diyen ve bu kelimenin manasıyla hareket eden kimseyi askere kaydolan ve devlet namına hareket eden kişiye benzetti. Devlet namına hareket eden bir askerin hiçbir şeyden korkusu olmaz. Zira arkasında devlet vardır. O asker bilir ki ne zaman başı sıkışsa devlet bütün kuvvetiyle onun arkasındadır. Onu beslemek, ihtiyacını gidermek, hasta olsa tedavi etmek hatta ihtiyaç olsa lokmayı ağzına kadar sokmak devletin vazifesidir. Onun tek vazifesi devlet namına çalışmak ve devlet namına işlemektir.

İşte bu kişi sırtını devlete dayadığı için devletin kuvvetini bulur. Âciz bir insan derekesinden çıkıp devlet kuvvetinde bir kişi derecesine yükselir. Bu sayede her işi yapar ve her şeye karşı dayanır.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile Bismillah der. Öyle mi?

Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder; bir padişah kuvvetine istinad eder. (1. Söz)

(Cebren: Zorla / Yakînen: Kesin ve şüphesiz olarak / İstinad etmek: Dayanmak)

Tek bir adam bütün şehir ahalisini zorla bir yere sevk edip zorla işlerde çalıştırsa, bundan anlaşılır ki bu kişi kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Zira kendi kuvvetiyle hareket etseydi gücü bir şehir ahalisine yetmezdi. Değil bir şehir ahalisine yetmek, o ahali içinde tek bir kişiye bile belki gücü yetmezdi. Demek, bu kişi devlet namına hareket eden bir askerdir. Kendi kuvvetiyle değil, devletin kuvvetiyle hareket ediyor ve bir padişahın kuvvetine dayanıyor.

Ona itaat edenler de ondan çekindikleri için değil, padişahtan korktukları için ona itaat ediyor. Çünkü o asker padişah namına emrediyor, kendi nefsi hesabına emretmiyor. Sadece padişahın emirlerini tebliğ ediyor. Bu durumda, ona karşı gelmek padişaha karşı gelmek gibidir, ona kötü davranmak padişaha kötü davranmak gibidir, ona itaat etmek padişaha itaat etmek gibidir, ona ikram etmek padişaha ikram etmek gibidir ve hakeza…

Üstadımız bu misali şu hakikate bağlıyor:

Öyle de her şey Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. (1. Söz)

Üstad Hazretleri bu makamda, her şeyin Bismillah dediğine dair sekiz misal veriyor. Sekizi dokuz, dokuzu on yapabilmek için misallerin odak noktasını anlamak zorundayız. Yani şöyle desek:

— Üstadımızın vermiş olduğu misallere sizler de yeni misaller ekleyin. Ancak bunu yaparken aynı manayı ifade etmelisiniz.

Eğer bunu yapabiliyor ve yeni misaller verebiliyorsanız bu bahsi anlamışsınız demektir. Eğer yapamıyorsanız, misalleri anlamış ama hakikatini kavrayamamışsınız demektir. Misalleri tek başına anlamaya çalışmadan önce misallerin dayandığı temel kaideyi anlamak önemlidir. Bu sayede konu çok daha kolay anlaşılır.

Burada verilen sekiz örnek “sebep ve netice arasındaki dengesizlik” deliline dayanmaktadır. Mesela sizler bir çocuk görseniz, tek eliyle bir treni çekiyor. Hemen dersiniz ki:

— Bu treni bu çocuk çekemez. Çünkü bu treni çekmek için büyük bir kuvvete ihtiyaç vardır. Bu çocukta ise bu kuvvet yoktur. Bu durumda, bu çekme fiilinin faili bu çocuk olamaz. Olsa olsa bu çocuk bir perdedir. Treni çeken başkasıdır. Bu çocuk benim göremediğim o kuvvetli zata bir perde olmuştur. Benim treni çeken o zatı görmemem yokluğuna delalet etmez. Bilakis bu çekme faaliyeti onun varlığına delalet eder.

Bu misaldeki çocuk sebeptir. Treni çekmesi ise neticedir. Sebep ile netice arasındaki dengesizlik, sebebi faillik makamından kovar ve başka bir failin varlığını ispat eder.

Aynen bunun gibi, -evvelki misalimiz olan- tek bir adamın bir şehir ahalisini zorla bir yere sevk edip zorla işlerde çalıştırmasında adam “sebep”, şehir halkını cebren çalıştırmak ise “netice”dir. Burada da aynı muhakeme yapılır ve şöyle denilir:

— Bir şehir ahalisini cebren bir yere sevk etmek ve zorla çalıştırmak için o şehir halkının toplam kuvveti kadar bir kuvvete hatta daha fazlasına ihtiyaç vardır. Hâlbuki bu işin sebebi olan adamda böyle bir kuvvet yoktur. O hâlde bu ahalinin cebren sevkinde ve çalıştırılmasında hakiki fail olamaz. Madem fail olamaz o hâlde bu adam bir padişahın askeridir ve hakikatte işi yapan da padişahın kuvvetidir. Demek, bu adama itaat edenler onun zatî kuvveti sebebiyle değil, padişahın kuvvet ve kudreti sebebiyle itaat etmektedirler.

İşte bu muhakemeyi bizlere yaptıran şey, sebep ile netice arasındaki uyumsuzluktur. Üstadımızın bundan sonra verdiği sekiz misal de bu temele dayanmaktadır. Şöyle ki:

Birinci misal: Tohumların ve çekirdeklerin koca ağaçları taşıyıp dağ gibi yükleri kaldırmasıdır.

Bu misalde tohumlar ve çekirdekler sebeptir. Koca ağaçları taşımaları ve dağ gibi yükleri kaldırmaları ise neticedir. Bu neticenin meydana gelebilmesi için büyük bir kuvvete ihtiyaç vardır. Hâlbuki tohum ve çekirdeklerin böyle bir kuvveti yoktur. İşte sebebin gayet âciz olup, neticenin husulü için sonsuz bir kuvvete ihtiyaç olması ispat eder ki bu neticeyi bu sebebin kendisi yapmamaktadır. Misalimizdeki adamın padişahın kuvvetiyle işler yapıp bir şehir ahalisini zorla çalıştırması gibi, sebep olan çekirdek ve tohumlar da kendi başlarına bu işleri yapmamakta; Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allah’a dayanarak bu koca ağaçları taşımaktadırlar.

İşte bu hakikat, çekirdek ve tohumların Bismillah demesiyle temsil edilmiştir. Onların Bismillah demeleri, Allah’a dayanmaları ve Allah hesabına hareket etmeleridir.

Demek, bu makamdaki bütün misalleri tefekkür ederken sebep ve netice arasındaki dengesizliği ve sebebin kuvvetinin bu işe yetmeyeceğini esas yapmalıyız. Bu ana kaideyi öğrendikten sonra sizler de bu örnekleri çoğaltıp tefekkür boyutunuzu genişletebilirsiniz. Mesela:

– Bulut sebeptir, yağmur netice.

– Yumurta sebeptir, tavuk netice.

– Beyin sebeptir, orada bir kütüphanenin yazılması netice.

– Zerreler sebeptir, seslerin nakli netice…

Bu sebeplerin hiçbiri neticeleri hasıl edecek kuvvet ve kabiliyete sahip değildir. Bu da ispat eder ki bütün bu sebepler Bismillah demekte ve Allah’ın emri dairesinde çalışmaktadır.

Ana kaideyi öğrendik. Dersimizi burada tamamlayalım. Kalan yedi misali sonraki derslerimizde mütalaa edeceğiz.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki askere kaydolur; devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kanun namına, devlet namına der; her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile Bismillah der. Öyle mi?

Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder; bir padişah kuvvetine istinad eder.

Öyle de her şey Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. (1. Söz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin